Kılıçdaroğlu'nun ikinci şanssızlığı Gazze krizi

Cuma, 04 Haziran 2010 - 05:00

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk şanssızlığı, eylül ayındaki anayasa referandumundan çok kısa bir süre önce genel başkanlık koltuğuna oturmasıdır. Çünkü bu yıpratıcı süreçte hem parti içinde ekibini kuracak, hem AK Parti’ye karşı politikalarını hızla belirleyip dile getirmeye başlayacak. Üstelik partililerin bir kısmının gözü hâlâ Deniz Baykal’ın üzerinde... “Acaba bir işaret verecek mi?” diye bekliyorlar.

Kılıçdaroğlu açısından ilk yol kazası Önder Sav- Gürsel Tekin kapışması oldu. Partiye önemli katkı sağlayabileceği düşünülen Tekin bu kavganın neticesinde merkezden uzaklaştırıldı. Kılıçdaroğlu açılan yarayı sarmakla uğraşırken Gazze krizinin patlak vermesi ikinci büyük şanssızlık oldu.

Çünkü Kılıçdaroğlu’nun bilek güreşine girmek durumunda olduğu Erdoğan - nereden bakarsanız bakın- bir kez daha dünyaya kafa tutan bir lider görünümü verdi. Bir gün İran krizini çözmek için Tahran’da, başka bir gün Avrupa liderlerinin yanında ya da Latin Amerika devlet başkanlarıyla beraber...

Dış politika yönetimindeki bu yüksek enerji Türkiye’nin açılımlarına da yansıdı. Bir dönem savaşın eşiğine geldiğimiz Suriye ve pek çok cephede rakip olduğumuz Rusya gibi ülkelerde vizenin kaldırılmış olması önemli bir başarı.

Erdoğan’ı öne çıkaran bu gelişmeler Kılıçdaroğlu için iyi olmadı. Çünkü CHP liderliğine gelerek büyük bir rüzgar ve heyecan yaratmıştı. Bu dalga Emrehan Halıcı, Kamer Genç gibi farklı kanatlarda mücadele eden isimleri bile CHP’ye taşımıştı. Erdoğan’ın son dış politika hamlesi Kılıçdaroğlu’nun bu rüzgarını belli oranda kesti. Burada unutulmaması gereken bir şey var; politikada heyecan bir kere düşerse yeniden canlandırmak zordur.

CHP dış politikayı kime emanet edecek?

Öyle ki Kılıçdaroğlu’nun TBMM’deki ilk grup konuşmasını yaptığı dakikalarda uluslararası çapta 25 televizyon kanalı, Erdoğan’ın sözlerini canlı yayınlıyordu.

Belli eksiklikleri olmakla birlikte ekonomi ve dış politika AK Parti’nin başarılı olduğu konular arasında geliyor. AK Parti’nin vizyonunu inşa eden isimlerden Abdullah Gül, Çankaya’ya çıkmadan önce soğukkanlı ve yüzü Batıya dönük politikalarıyla Türk diplomasisine önemli katkılar sağlamıştı.

Şimdi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve Devlet Bakanı Egemen Bağış tarafından yürütülen dış politika Türkiye’yi farklı bir yere taşıyor. Türkiye lokomotif bir ülke kimliğine bürünüyor. Sözü daha çok dinleniyor, ciddiye alınıyor.

Davutoğlu’nun kendisi gibi yerinde durmayan bir ekibi var. Danışmanlarından bakanlık müsteşarına ve sözcüsüne kadar bakanın bütün yakın çalışma arkadaşları 24 saat ayakta. Uçak havada ya da pistteyken yeni bir karar alıp güzergah değiştirdiğine ben de tanık oldum.

Egemen Bağış, Avrupa ile ilişkiler konusunda önemli bir yükü sırtlandı. Başbakan Erdoğan, Bağış’ı AB ilişkilerinin başına atayarak doğru bir karar verdi. Bağış gibi dersine iyi çalışan, İngilizceyi çok akıcı konuşan etkileyici bir müzakerecinin Avrupa’yı kapı kapı dolaşıp Türkiye’yi anlatmasına çok ihtiyacımız vardı.

Sürpriz isimler transfer edebilir

Peki, CHP dış politikada ne yapacak? Kimler bu işin liderliğini üstlenecek? Diplomasinin soldaki beyin takımı hangi isimlerden oluşacak?

Bir siyasi partinin iktidara sağlam bir alternatif olabilmesi için sadece günlük iç politika konularındaki etkinliği yeterli değil. Mutlaka sağlam bir ekonomi ve dış politika ekibi kurmak gerekiyor. Faik Öztrak’ın varlığına ilave olarak Umut Oran gibi yeni ve iş dünyasını yakından tanıyan bir yüzün partiye katılması olumlu. Üstelik Deniz Baykal’ın neredeyse hiç yararlanamadığı İlhan Kesici gibi başarılı ve çok saygın bir isim de hâlâ milletvekili sıralarında hatırlanmayı bekliyor.

Fakat ekonomide tespit ettiğimiz bu kadro zenginliği dış politika konularında yok gibi görünüyor. Kemal Kılıçdaroğlu, önceki dönemin öne çıkan isimleri Şükrü Elekdağ ve Onur Öymen ile ne kadar işbirliği yapabilecek emin değilim. İstanbul’da Gürsel Tekin’in ekibinden Parti Meclisi’ne seçilen Didem Engin çok dil konuşan, AB’yi iyi bilen bir iş kadını profiliyle dış politika konularında katkı sağlayabilir. Ancak CHP’nin burada bakan adayı olarak öne süreceği bir kişiyi şimdiden hazırlaması ve kamuoyuna lanse etmesi gerekiyor. Mevcut adaylara baktığımızda bu koşullara en fazla uyan isim Murat Karayalçın gibi görünüyor. Ankara büyükşehir belediye başkanlığı, siyasi parti liderliği ve dışişleri bakanlığı gibi görevlerde bulunan Karayalçın devleti de iyi tanıyan, farklı kesimlerle başarılı diyalog kurabilen bir siyasetçi.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun dış politikada beyin takımını oluştururken dışarıdan da transferler yoluyla destek alması sürpriz olmamalı.