Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Kim kime darbe yapıyor?

Pazar, 15 Kasım 2009 - 05:00

Albay Çiçek’i hiç tanımıyorum. Ama artık o, bir minibüsün arka koltuğunda oturan adam olmanın çok ötesinde. Ergenekon savcılarının kendisine uzattığı o “meşhur” belgeyi eline almadan önce beyaz tören eldivenlerini cebinden çıkarıp ellerine geçiren ve kağıdı eldivenli parmaklarıyla tutarak “Bunu ilk kez görüyorum ve üzerinde parmak izi incelemesi istiyorum” diyen kurmay subay! Bu bana tarihteki şövalyelerin eldivenlerini çıkarıp muhataplarının yüzüne vurarak düelloya davetlerini anımsatıyor. Ve salıverildiğini öğrenince oğlum bırakılmış gibi seviniyorum! Tabii bunun bir rövanşı olacağını bilerek. Çünkü artık olay Albay Çiçek üzerinden satranç oyununa dönüştü! Hamle sırası onlarda.
Kim mi onlar? Bürokrasi, iş dünyası ve bir kısım medyadan sonra Türk Silahlı Kuvvetleri ve yargı organlarının süngüsünü de düşürdükleri ve emir altına aldıkları takdirde ülkenin tüm kontrolünü ellerine geçirmiş ve ilmik ilmik dokudukları DARBEyi tamamlamış olacak olanlar! Bunu da “darbe geliyor, darbe yapacaklar” çığlıklarıyla yapanlar! Bakalım kimin gücü daha fazla, kim kimin bileğini bükebilecek oyununu seyrediyoruz bir süredir! Albay Çiçek neden kurban seçildi, neden bu güç oyunu onun üzerinden oynanıyor, bilmiyoruz. Ama “muhbir subayın” fotokopi işe yaramayınca 4,5 ay bekleyip yolladığı ikinci ve gerçek olduğu iddia edilen belgeyi hâlâ Genelkurmaya vermediklerini biliyoruz. Albay Çiçek’e sorulan 14 sorunun hemen ertesi günü, kimi yayın organlarında satır satır yayınlandığını da biliyoruz. Daha ilgincini ise dün Eyüp Can’ın Hürriyet’teki yazısından öğrendik. Meğer “servis edilen” bu 14 sorudan ikisi Hürriyet’e gönderilmemiş. Çünkü onlar Hürriyet ve Uğur Dündar ile ilgili olanlar! Aman ne kadar düşünceliler! Tuhaf bir şey oldu, her şeyin bu kadar kör parmağım gözüne yapılmasından sonra tedirginliğim geçti ve hatta şu TİB Başkanı Fethi Şimşek’in özrü kabahatinden büyük “Yargıtay’ın santralini dinlemedik, çünkü beceremedik” açıklamasından sonra bir ferahlayıverdim, her şeyi hafife alıyorum artık! Onlarda da iş yok!

Zeytinyağı tabii az tüketilir!
Ayvalık, zeytinyağının başkenti. Geçen Pazar, Ayvalık’a zeytin hasadına gittik! Kentte her yer zeytin ağacı, çarşı zeytinyağı satan dükkanlarla dolu, kordon boyunda bile zeytinyağı imalathaneleri var. Ve bir zeytin bahçesinde en son sistem elektrikli taraklar, ağacın gövdesini sarsarak zeytinleri döken makinelerle zeytin hasadını izlerken, doğanın bu güzel armağanının kıymetini yeterince biliyor muyuz diye düşünüyorum. Yere düşmüş bir zeytin tanesini alıp bakıyorum, sanki ağacından koptu, yere düştü diye ağlıyor, bir damla yağ akıyor düşerken ezilmiş kenarından! Hasat, çok zahmetli bir iş. Yere serilen örtülere dökülen zeytinler kadın işçiler tarafından toplanıyor, dallarda kalan tek tük zeytinler, tek tek elle. Toplanan zeytinlerin kimi yağ için kullanılıyor, kimi yemeklik zeytin için. Siyahı, yeşili, çiziği, selesi, kalamatası, çeşit çeşit zeytin.

Hasat şenliği
Ayvalık Ticaret Odası’nın beşincisini düzenlediği Hasat Şenliği’
ne katılan firmaların ürünlerine bakıyorum, artık sadece zeytinyağı değil, şişeleri, duş jelinden sabuna, kreme yan ürünlerin kalitesi de artmış, çeşitleri çoğalmış. Yüzyıllar boyunca kutsal bilinmiş, sağlık, lezzet ve yaşam için kullanılmış bir ürün. Kimi yemiş, kimi yüzüne sürmüş güzelleşmiş, kimi sırtına sürmüş, yaşamını uzatmış! Üreticinin, satıcının ortak sıkıntısı yeterince tüketmememiz, en çok tüketen Avrupa’ya da gümrük vergilerinden ötürü yeterince satamamamız. Bizim az tüketmemizin nedeni, bence ne kültürel, ne de tanımama. Sorun tamamen “duygusal”! Zeytinyağı, kaliteli ve kıymetli, yani pahalı. Zeytinyağı yemeyen yiyemediğinden değil, alamadığından yemiyor! Yerine tereyağı yiyeyim diyen kaç kişi çıkar? Mis gibi yeni ürün, zeytin kokan taze sızma zeytinyağı yemek dururken kim niye yesin çiçek yağını? Efendim alışmayana kokuyormuş. Alışmayan şarap içerken de yüzünü buruşturuyor! Garibana sormuşlar ne yemek istersin diye “soğanın cücüğünü” demiş. Alabilecek olsa, öğrenecek, kuzu şaşlık isteyecek! Halkımızın cebi dolu olsa, bak nasıl yiyecek zeytinyağını, taze sıcak ekmeğini bana bana!