Kim ne derse desin, aşk için önce hoş...

Kim ne derse desin, aşk için önce hoş...

 “İdam edilsin, en ağır ceza verilsin!”

“Yetmez, soyu sopu hepsi cezalandırılsın!”

Özgecan Aslan’ın katilleri için sarf edilen bu öneriler çözümmüş gibi ortaya kusuluyor. Toplu tecavüz vakalarıyla gündemden inmeyen, Hindistan’ı ele alalım. 2012’de yaşanan toplu tecavüz vakasıyla sanıklara idam cezası verildi, cezalar ağırlaştırıldı. Politikacılar “En ağır cezalar yürürlüğe girecektir” dedi.

Sonucu merak ediyor musunuz?

Hindistan’daki tecavüz vakaları bir yılda 10 bin artış gösterdi. Ve şu an her 20 dakikada bir Hindistan’da bir kadına tecavüz ediliyor.

Bugünlerde Hindistan Nepal’de 28 yaşında zihinsel engelli bir kadına yönelik gerçekleşen korkunç bir toplu tecavüz vakasının daha görülmesiyle birlikte kadınlar isyanda.

Zihinsel engelli kadını tecavüz edilmiş, yarı parçalanmış, şişlenmiş,kolları ve bedeninin sol tarafı yok edilmiş şekilde bulan polis bile dayanamayıp şu sözleri sarf etmiş “Kadının kafasının arkasına sert cisimle vurulmuş, bayıltılmış ve sekiz kişi tarafından toplu tecavüze uğramış. 30 yıllık kariyerimde daha vahşice işlenmiş bir cinayet görmedim”.

1 değil, üç değil, 5 değil tam 8 kişi (evet 8 kişi), bayılttıktan sonra kadına toplu şekilde tecavüz etmekte bir sakınca görmemiş.

Yetmemiş; bu kişiler, kadının cinsel organına prezervatif ve taş parçaları yerleştirmiş, vücüdunu şişlemiş, saatlerce işkence etmişler. Daha sonra da cansız bedenini öylece bir kenara atmışlar...

Ve bu ülkede “idam cezası uygulanıyor”.  

Demek ki ceza tek başına yeterli bir çözüm değil. Nitekim, sadece cezai yaptırımların yeterli kalmadığına şahit olan Hintli kadınlar ve sözcülerinden biri olan Nikhil Mehra, devletin tecavüze karşı “cezaları ağırlaştırıp”, ortadan yok olmasının “kolaycılık” olduğunu düşünüyor. Zor olan, “Erkeğin kadına bakış açısını besleyen hastalıklı toplum normlarını değiştirmek”. 

Tanıdık geldi değil mi?

Hindistan’da tecavüze uğramış bir kurbanın toplum tarafından “kirlenmiş” olarak görülmesi mesela?

Ya tecavüz mağdurunun toplumdan dışlanması? Peki suçun mağdurda aranması?

Her şeyi geçtik, Hindistan’da bazı polislerin tecavüz mağduru kadına ilk iş olarak “Duş almasını” söylemesine ne diyeceğiz?

Evet duş. Sanki suyla birlikte kadının yaşadığı bütün travmalar, korku, dehşet suyla akıp gidecekmiş gibi..

Hakikaten bizim ülkemizde tecavüze uğramış bir kadın yaşadıklarını cesaret bulup, karakolda, mahkemede, hastanede aktarırken karşı taraf mağduru nasıl dinliyor? Kadınlara nasıl yorumlar geliyor? Nasıl bir süreçten geçiliyor?

Hakkını arama yolculuğuna çıkmış mağdurlar bu kez de sözlerin, soruların, toplumun ayıplamalarının tecavüzüne uğruyor mudur?

Peki ya çocuk mağdurlar? Onlara nasıl davranılıyor? Bir çocuk ne yaşadığını dile getirirken ona sorulan sorular neler?

Tacizlerin, tecavüzlerin toplu taşımalarda olduğunu zannedenler, aile bireyleri ve akrabaların hiç tecavüz etmediğini mi zannediyor?

Nedir yani?

Ya gazeteler?

Bu haberleri yazarken mağdurları düşünüyor mu?

Peki ya eğitim? Hangi çocuk annesinin karnından tecavüzcü, tacizci doğar ki? Bir çocuk tecavüzü, taciz etmeyi nasıl öğrenir?

Ya Özgecan’ın davasında “En ağır cezaları vereceğiz! “diyerek görevlerini tamamladıklarını düşünme ihtimalleri yüksek olan politikacılar?

Yani en ağır ceza verildiğinde, hatta toplu taşıma araçlarına ve dolmuşlara alarm mekanizmaları, takip sistemleri konulduğunda sorun çözülmüş mü olacak, yoksa Nikil Mehra’nın dediği gibi devletler “KOLAY OLANI“ yapıp ortadan yok mu olacak?

Aklımda deli sorular…

Aklımda bir şarkı Bir aşk şarkısı..

Onca zaman dinledik..

Meğer o da erkekler içinmiş…

Başrolde çoğu zaman bir kadın

PEŞİNDE BİR ERKEK ADIM ADIM

Dünyanın kanunu besbelli

Söyler hep aynı şeyi, aynı şeyi 

KOMŞUNUZ...