Kimse ipleri koparmayı göze alamadı

a
a
Çarşamba, 14 Nisan 2010 - 05:00

Washington- Eğer buradaki görüşme trafiğini ayrıntılı şekilde bildiğini ileri süren bir gazeteciye rastlarsanız, sakın kanmayın. Her iki ülke delegasyonundan bir avuç yetkilinin dışında kimseler doğru dürüst bir şey bilmiyor.

Pazartesi sabahı Başbakan Erdoğan ile Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan resim çektirmek için salona girdikleri zamanki manzarayı görseniz korkardınız. Her iki liderin suratı öylesine asık ve vücut dilleri öylesine negatif ışın veriyordu ki, bunlara bakıp, kendi kendime “Bu odadan olumlu hiçbir şey çıkmaz” dedim. Heyetler, 90 dakikalık görüşmeden de sanki kaçar gibi çıktılar. Ne bir açıklama, ne de ümit verecek bir söz veya bakış.

Ancak sonradan, Ermeni kaynaklar bana, Erdoğan’ın son derece nazik, son derece yapıcı hatta işin bu noktaya gelişinden üzüntülüymüş gibi bir havada konuştuğunu, protokollerin TBMM’ye yollanması konusunda yakında bir karar alacağını söylediğini anlattılar. Acaba doğru mu, bilemiyorum. Zira Türk heyetine Başbakan’ın, kimseye bilgi verilmemesi konusunda sıkı sıkıya direktifi var. Bugün basına brifing yapılırsa durumu netleştirebileceğiz. Ancak şu anki durumla ilgili bir tek şey söyleyebiliriz:

Ne Ermenistan, ne de Türkiye protokolleri çöpe atmayı göze alabildi.

Erdoğan: Bu konudaki kararımı yakında vereceğim...

Türk yetkililer, Başbakan’ın “Biz imzamızdan vazgeçmiyoruz” cümlesine dikkat çekiyorlar ve protokolleri iptal etmeyi düşünmediklerini söylemekle yetiniyorlar. Başbakan’ın, ikili görüşme sırasında Sarkisyan’a, Meclis’e gönderme konusunda yakında bir karar vereceğini söylediği yolundaki soruları da yanıtlamak dahi istemiyorlar.

Ankara, protokolleri tabii ki iptal etmek istemez. Zira bu protokoller, şu sıralarda Türkiye’nin sarıldığı cankurtaran simidi durumunda. Protokoller hayatta kaldıkça, Amerikan Kongresi’ndeki oylama erteleniyor. Daha da önemlisi, Başkan Obama’nın 24 Nisan günü yapacağı açıklamada SOYKIRIM kelimesini kullanmasını zorlaştırıyor. Türkiye, çok ince bir ipin üstünde yürüyor. Bir yandan Azerbaycan’a biat ediyor, Bakü’yü tatmin edebilmek için, Karabağ sorunu çözümlenmeden sınırın açılmayacağını söylüyor. Yani protokollere, Ermenilerin ve ABD yönetiminin gözünde, daha önce olmayan bir ön koşul koyuyor. Öte yandan da, Obama’yı idare edebilmek için, “protokoller namusumuzdur” yaklaşımını benimsiyor. Biraz zor bir durum. Açıkçası, Tarzan güç durumda, diyebiliriz.

Sarkisyan: Çok gecikirseniz ben devam edemem...

Ermeniler, Erdoğan ile görüşmede çok şaşırmışlar.

Hiç de böyle bir yaklaşım beklemiyorduk. Sert bir tutumla karşılaşacağımızı sanıyorduk. Oysa son derece anlayışlı bir politik lider ile karşı karşıya geldik. Bu tıkanmayı çözeceğini söyledi. Şaşırdık.”

Sarkisyan da siyasi yönden çok bekleyemeyeceğini anlatmış. Zira içeride baskı var ve bir an önce protokollerin iptal edilmesi isteniyor. Bu nedenle TBMM’nin protokolleri bir an önce gündeme alması bekleniyor. Başbakan Erdoğan, kesin tarih verememiş. Ermeni Cumhurbaşkanı, Erdoğan’ın bu yaklaşımından memnun olmuş. Bu durumda Sarkisyan ortaya çıkıp, “Öyle mi, o zaman ben de protokolleri Meclis’ten iptal edilmesi kararıyla geri çekiyorum” diyemiyor. Erivan da, Ankara gibi 24 Nisan gününü bekliyor. Başkan Obama’nın yapacağı açıklamada soykırım kelimesini mutlaka kullanmasını istiyor. Cumhurbaşkanı Sarkisyan’ın burada Başkan Obama ile görüşmesinde bu konuda ısrar ettiğini duyduk. Ermeni kaynaklar, 24 Nisan açıklamasında Obama’nın Türkiye’yi cezalandırması gerektiğini söylüyorlar. Acaba Obama, Ermenileri tatmin edip, Türkiye’yi cezalandıracak mı?

İran’ın kendisi yoktu, ancak ruhu aramızdaydı...

Birleşmiş Milletler’in kuruluş tarihinde bir rekor yaşanmıştı, ogünden bugüne kadar böylesine bir lider şenliği yaşanmadı.

47 ülke liderinin buluşması görülecek bir şeydi. Tabii bir de, burada olmamasına rağmen en çok konuşulan bir diğer ülkenin, İran’ın kulaklarının çınlatılması vardı ki, işin o yanı da çok ilginçti. Türkiye tutum değiştirmedi. İran’a karşı sert bir ambargo ilan edilmesine karşı çıkıyor.

Başbakan sık sık “Bana bir tek örnek verin. Hangi ambargo sonuç verdi? Kuzey Kore mi? Saddam’a karşı uygulanan ambargo mu?” diyor ve bu sorunun sert yaptırımlarla dolu bir ambargo kararıyla çözümlenemeyeceğini söylüyor.

Türkiye’nin yaklaşımı, İran’a olan aşkından kaynaklanmıyor. Ankara, ülke çıkarını İran’ı köşeye sıkıştıracak bir formülde görmüyor. Tahran ile uzlaşıya varılmasını tavsiye ediyor. Washington ise, kimseyi dinlemiyor. Nükleer kulübün üyeleri, aralarına yeni bir üye gelmesini istemiyorlar. Ortada bir çifte standart olduğu açık. Şimdi en çok merak edilen, Ankara’nın tutumunu nereye kadar devam ettirebileceğiyle ilgili.

Top Obama’nın ayağında

Şu sıralarda herkesin büyük bir merakla yanıtını aradığı soru şu: Obama ne diyecek? Washington’un Ermenilere daha çok sempati duyduğu ve Türk hükümetini oyun bozan taraf olarak gördüğü sır değil. Ancak, böyle düşünmek farklı, o adımı atmak çok farklı.

Eğer özetlememiz gerekirse, ipler Washington’un elinde. Ne Ankara, ne de Erivan kıpırdayabiliyor.

Her iki ülke de, önce 24 Nisan günkü açıklamayı görmek istiyorlar.

Duruma göre hareket edecekler.

Şimdi top, Başkan Obama’nın ayağında.

Oyunu ABD oynuyor.

Washington, bu iki ülke üzerinde müthiş etkili. Ancak yine de, her istediğini, her an ve tam anlamıyla yaptıramıyor. O zaman da, buna karşılık, her iki başkenti tek ayak üstünde bekletiyor. İşin özeti bu...