Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Kimse kızmasın, sokakları hepimiz kışkırttık...

Perşembe, 02 Haziran 2011 - 05:00

Gerçekten kimse kızmasın, kimse tek başına sorumluluğu almasın, kimse de sorumluluktan kaçmasın. Şu son günlerde birden bire başlayan sokak olaylarının temelinde, liderlerimizin birbirlerine karşı yürüttükleri son derece sert kampanyalar ve yaptıkları suçlayıcı konuşmalar yatıyor. Bunlara bir de medyanın kışkırtmasını eklersek sonuç ortada. Biri daha fazla, diğeri daha az değil. Başbakan Erdoğan kiminin hayran olduğu, kiminin eleştirdiği o kendine özgü üslubunu en çok bu seçimde kullanıyor. Sinirler geriliyor. Yaptığı suçlamalar herkesi etkiliyor. Hele Ak Parti liderinin her dediğine inanan bir kesimden geliyorsanız, vay karşınızdakinin haline. Kemal Kılıçdaroğlu deseniz, konuşmaya başlayınca öylesine sert suçlamalarla ortaya çıkıyor ve Erdoğan’ı öylesine yerden yere vuruyor ki, sanki 8 yıldır bu ülkeyi yöneten bir kişiden ve partiden değil, sadece yolsuzluk düşünen bir grup ve onun liderinden söz ediyormuş izlenimi doğuyor.

[[HAFTAYA]]

Meydanları dolduran on binler, TV’lerdeki yüz binler de infial duyuyorlar. AK Parti döneminde yapılanların bazılarından memnun olanlar bile bu yüzden Başbakan’a karşı öfkeleniyor. Devlet Bahçeli, en gerilimli konuşmaların ustası. Ekranda görüldüğü andan itibaren ya tokat atılacak ya ders verilecek ya da ülkücülerden ders alacak olan diğer liderleri anlatıyor. Sertlik seviyesini hep yüksek tutuyor. BDP’liler deseniz, onlar da bir alem. İçine düştükleri durumu ve seçim sonrasında bizleri nelerin beklediğini çok kışkırtıcı bir dille anlatıyorlar.

“Savaş” söylemini kullanmaktan çekinmiyorlar. Medyamıza gelirsek, bizler de bütün bu kampanyaları ballandıra ballandıra, döndüre döndüre yayınlıyoruz. Liderlerimiz belki bu şekilde taraftarlarını kendi etraflarında toplayabiliyor ve oylarını arttırabiliyorlar ancak toplumun da canına okuyorlar. Onların seçim meydanlarındaki sözleriyle gelişen sertlik zaman zaman sokağa yansıyor.

Başbakan’ın konvoyunun Hopa’da taşlanmasının veya daha önce PKK tarafından kurşunlanmasının, Hopa’da ölen Metin Lokumcu için salı günü Ankara ve İstanbul’da düzenlenen gösterilerde polis ile yaşanan çatışmaların da altında, kabul edilebilir yanı yok ama hep seçim meydanlarındaki gerilim yatıyor. Dedim ya, kimse alınmasın. Kimse bu işin faturasını sadece AK Parti’ye ve Başbakan’a kesmeye de kalkmasın. Sokaklardaki gerilimin gerçek sorumluları hepimiziz. Eğer seçimlerin rahat geçmesini istiyorsak, hep birlikte artık frene basmalıyız...

Kılıçdaroğlu ilk adımı attı...

Diyarbakır mitingi CHP’nin Güneydoğu’dan ne kadar oy toplayabileceğini gösterdi. Tam 9 yıl aradan sonra bir CHP lideri Diyarbakır’a geliyordu. Nasıl karşılanacağı çok merak ediliyordu. Kalabalık fazla değildi. Birkaç bin kişi gelmişti. Büyük bir heyecan da yaşanmadı. Dikkatleri çeken bir diğer nokta, bu defa BDP’lilerin seçim meydanında görülmemeleriydi. Herhalde Başbakan’ın “Bunlar el ele hareket ediyorlar” eleştirisine yeni malzeme vermek istemediler. Belki bu manzaraya bakıp durumun pek parlak olmadığını söyleyebilirsiniz ancak eskiyle karşılaştırıldığı zaman son derece önemli bir gelişme de hemen göze çarpıyor. Unutmayalım ki, son seçimlerde bu partinin bölgeden aldığı oy oranı sadece yüzde 2 idi.

Bunu yüzde 4’e çıkartsa dahi güzel bir sonuç elde etmiş olacak. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konuşma sırasında Kürt sorunu hakkında bazı ek açıklamalar yapması bekleniyordu. Olmadı, beklenen gerçekleşmedi. Herhalde seçimlere kadar yeni riskler almak istemedi. Batı kıyılarında oy kaybetme tehlikesini göze almamış olabilir. Sonuca bakarsak, CHP ilk defa Diyarbakır ile barıştı diyebiliriz. 9 yıl sonra CHP simgesel bir jest yaptı ve karşılığını da gördü. Şimdi bundan sonrası gelmeli. CHP artık bölgeye girdiğine göre, Diyarbakırlıların gerçekten kalbini kazanıp kazanamayacağını ortaya koymalı.

Erdoğan, Diyarbakır’ı heyecanlandırdı...

Bu başlığı okuyup bana “Sen hangi Diyarbakır’dan söz ediyorsun?” diye sorabilirsiniz. AK Parti’ye oy veren, hiç değilse kendini AK Parti’ye daha yakın görenlerden söz ediyorum. BDP veya PKK’ya gönül bağlamış olanlar da, düşünceliler. Yeni projelerden dolayı, yeni iş sahalarının açılacağının farkındalar. Onların beklentileri daha siyasi olduğundan dolayı, pek seslerini çıkartamıyorlar. Sur içinin yenilenmesi, yeni bir havaalanı inşaası ve Dicle vadisine yeni bir kentin kurulması insanlara cazip geliyor. Bu da çok doğal. Başbakan, bu projeleriyle daha önce yaptığı bir konuşmada “Buraya yepyeni, çok modern hapishane yapacağız” vaadini (!) unutturdu. Partisinin Diyarbakır’da CHP’den daha etkin olduğunu gösterdi. Önemli bir kalabalık topladı. Alan da kıpır kıpırdı.

Buna rağmen öteki Diyarbakır ise, hayal kırıklığına uğradı. 2005 yılındaki o ünlü konuşmasının yarattığı heyecan yoktu. Başbakan seçim öncesinde Kürt sorunuyla ilgili beklenen olası açılımlara pek değinmedi. BDP’yi ve PKK’yı halka şikayet etti. Konuşmasında daha çok kardeşlik temasını işledi. Cumhuriyetin bölünmemesi gerektiği üzerinde durdu. Din unsurunu çok kullandı ve özellikle devletin imamını boykot eden yaklaşımı sert şekilde eleştirdi. Herkesin korkusu bu ziyarette hoş olmayan olayların çıkması ve gerginliğin artmasıydı. Olmadı. Anlaşılan BDP de bu konuda dikkatli davrandı ve taraftarlarını uyardı.

Zaten yeterince gerilim varken Diyarbakır’da çıkabilecek bir olay ülkedeki dengeleri çor sarsabilirdi. Şimdi asıl korkuyla beklenen Devlet Bahçeli’nin önümüzdeki hafta yapacağı Diyarbakır gezisi. Onu da sessizce atlatabilirsek derin bir nefes alacağız.