Kış mevsiminde Karayip güneşi...

Pazar, 07 Şubat 2010 - 05:00

Kış mevsiminde Karayip güneşi...

CEMRE BİRAND
Amerika’nın Florida sahillerinden, Güney Amerika’da Venezuela’ya kadar yüzlerce irili ufaklı ada uzanır. Kimi Küba, Haiti/Dominik Cumhuriyeti gibi büyüktür, kimi Grenadine’ler gibi küçücüktür. Kimine uçakla gidilir, kimine sadece lüks yatla. Ancak bir bölümü vardır ki; Miami’den veya Puerto Rico’nun başkenti San Juan’dan hem uçak hem de gemiyle ulaşılır.Bunları ‘Karayip Adaları’ diye bir genellemeyle tanırız.
Adı bile palmiyeler, beyaz kumlar, şık oteller, tatlı tatlı esen rüzgarları çağrıştırır.
Gazetelerde devamlı ilanlarını gördüğümüz ‘Cruise’ (Türkçemiz kruz diye çevirdi!) gemileri buralara ulaşmak için en kolay yoldur.
Biz de Puerto Rico’nun başkenti San Juan’dan ‘Güney Karayipler’ kruzuna gittik. Niye Puerto Rico, çünkü Miami’den binseydik bir gün boşuna denizde geçirecektik, oysa San Juan’dan bindiğimizde her gün bir ada görme şansımız oldu. Bindiğimiz gemi 3400 kişilikti. Rivayete göre gemide 700 çocuk vardı, ancak ne seslerini duyduk, ne kendilerini gördük. Çünkü geminin ayrı bir bölümünde bakıcılar onları oyalıyordu. Dolayısıyla etrafta ne koşuşan çocuk, ne de ağlayan bebek vardı.
Geminin 7 jakuzisi, 4’ü dışarda, 2’si içerde olmak üzere 6 havuzu vardı. Kumarhane, çift servis yapan iki lokanta, bir self servis lokanta, bir sürü de ‘istasyon’ları vardı. İstasyon deyince tren istasyonu değil, suşi, hamburger, dondurma, pizza istasyonları... Kaç tane barı vardı bilmiyorum, bir haftada hepsini bulamadık! Zaten gemide habire kaybolup durduk. Las Vegas stili şovları hiç kaçırmadık. Gezinin en güzel yanı ise kabinimizin balkonuydu. Kalabalıktan sıkılınca oraya çekiliyorduk... Sırasıyla her gün bir ada gördük:

St. Thomas ve alışveriş
St. Thomas Amerika’ya ait bir ada. Eskiden korsanları barındırıyormuş. Şimdi ise gümrüksüz mal satan dükkanları. Bir cadde düşünün, baştan başa içki, mücevher ve t-shirt dükkanı. Binalar şirin ve iki katlı. Oralarda dönenmek istemiyorsanız, gemi size 27 adet değişik tur sunuyor. Dağlarda ciple gezinti, katamaranda rum içerek denizden ada turu, skuba (dalış), alışveriş turları, kısaca aklınıza ne geliyorsa var. Fiyatlar ucuz değil. Örneğin cip ve deniz safari adam başı 90 dolar. Siz bunların hiçbirini istemiyorsanız limanda bekleyen taksiye atlayıp ”Magens Koyu’na çek“ deyip dünyanın en ünlü plajlarından birinden denize de girebilirsiniz...

Dominica ve yeşillik
İkinci durağımız olan Dominica yemyeşil bir ada. Bir şelalesi var, başka pek bir şey yok. Ona rağmen gemi 19 tur teklif ediyor. ”Keşke gitseydim” diye düşündüğüm bir tur oldu... Ormanın tepesinde ipten yapılmış köprülerle tabiat yürüyüşüne çıkılıyor, zaman zaman Tarzan gibi çelik halatlarla bir yerden bir yere uçuyorsunuz. Ancak kişi başına 94 dolar olduğunu duyunca ünlü Zümrüt Şelalesi’nden sonra en yakın plaja attık kendimizi...

Barbados ve İngilizler
Ah şu İngilizler! Batsalar bile Lord’luklarını ellerinden bırakmıyorlar. Barbados işte böyle bir ‘Lord’ adası. Şık, hoş, zengin. Adanın batısında pudra kum, tatlı dalgalar ve Karayiplar’in en ünlü oteli Sandy Lane var. 20 değişik turla eskiden sadece şeker kamışı yetişen bu adayı gezebiliyorsunuz. O devirden kalma malikaneler, şimdiki zenginlerin evleri, nefis plajlar birbirini kovalıyor. Sadece Barbados’da denizaltına binip denizin dibine inebiliyorsunuz. Bizim buraya 4’üncü gelişimizdi. Kendimizi Sandy Lane’in yanındaki otelin plajına attık, yan oteldeki çıplak ayaklı, smokinli garsonları seyrettik!

St. Lucia ve volkanları
Adaya ilk geldiğinizde adının ‘Santa Luçiya’ değil, ‘Santa Luşa’ olduğunu öğreniyorsunuz. Bu ada da İngilizmiş. Şimdi başlı başına bir ülke. Yani her yıl Kıbrıs hakkında oylama yapıldığında St.Lucia’nın da bir oyu var. Başkent 60.000 kişilik. Adada toplam 100.000 kişi yaşıyor. St.Lucia ‘yeşil altın’ yani muzla zengin olmuş, şimdi ise turizmden büyük gelir elde ediyor. Siyah, volkanik kumlu, yeşil yüksek dağları olan bir ada. Volkanik olduğu için denizin dibi bir o kadar ilginç. Acaip kova şeklinde mercanlar, tuhaf kayalar, binlerce balık... Doğrusu burnumuzu denizden çıkarmadık. Burada sadece 11 tur var, ama turların birinde balina ve yunus görmek garanti. Fiyatı 89.95 dolar! Sadece plaj istiyorsanız gidilecek yer Reduit Koyu. Adaların en renkli t-shirt pazarı da burada. Koca göğüslü, şişman St.Lucia kadınları size “sevgilim” diye hitap edip mallarını satıyorlar.

Antigua ve plajları
Antigua’da her gün için bir plaj bulunurmuş! Arkası palmiyeli, pudra kumlu plajlarda binlerce örgülü saçlı adam dans ederek geziniyor. Sanki hepsi birer Bob Marley! Yine cip safari, katamaran turu, ada turu, hepsi pahalı. Ama dolu... Dickenson Koyu iğne atsanız yere düşmez, o kadar kalabalık.

St. Kitts ve son...
St.Kitts Adası son uğrak yerimizdi. Küçücük bir ada ama denizin dibi muhteşem! Yılan balıkları, kaplumbağalar, binbir çeşit tropik balık sanki randevuya gelmiş gibiydi. Geminin yanaştığı büyük iskelede ise her limanda gördüğümüz mücevher, t-shirt ve içki vardı. Teklif edilen 20 turun içinde en ilginci eskiden şeker kamışı, şimdi turist taşıyan küçük trenle adanın bir ucundan ötekine gitmek. Yani ada o kadar küçük!
Ertesi sabah San Juan’a sabah 7’de vardık. O koca gemi nasıl çabuk boşaldı, hayret ettim. Geceden verdiğiniz valizler renk etiketlerine göre ayrılmış, etiketi bulunca valizi de buluyorsunuz. Geç uçakları olanlar, eskiden İspanyol, şimdi Amerika’nın bir parçası olan San Juan şehrini ve civarını gezebiliyorlar. El Morro adlı kalesi, daracık, devamlı müzik çalan sokakları, kumarhaneli deniz kenarı otelleri çok hoş. Bir de manastır’dan bozma ‘El Convento’ oteli var ki; görmeye değer...
Bu anlattığım klasik bir Karayip turuydu. Başka gemiler Meksika’ya, Jamaica’ya, Fransız Martinik’e uğruyorlar. Ancak bence, Karayip turunuz olacaksa ‘ilk’i bu olmalı. Ve yine Private-Class organize etmeli...