Kıyı insanları

a
a
Perşembe, 16 Eylül 2010 - 05:00

Referandum sonuçlarının gösterildiği haritaya bakıp hayal kuruyorum: İlle de yurt dışına gitmeye gerek yok canııım!!! Tunceli’ye gidilebilir mesela, havası, suyu, dağları, nehirleri, insanı pek güzel. Gerçi dağdakilerle iyi geçinmek gerekiyor orada da. Hem pek de uzak. Şöyle yakınlara baksak? Batı’da Edirne, Güney’de Antalya, neden olmasın? Antalya’ya yerleşme hayali kurup durmadık mı hep? Orada da Ruslara katlanmak lazım, hem çok sıcak dersek Edirne, ille de deniz kenarı olsun dersek Çanakkale (Assos, Bozcaada, Gökçeada, bak ne güzel); belediyeden memnun olmayanlar yüzünden elden gidecek gibi duruyor ama İzmir, tercih edilebilecek iller!

[[HAFTAYA]]

“İstanbul’dan başka yerde yaşamam” diyorsanız da seçeneklerimiz var: Kadıköy Cumhuriyeti’ne ne dersiniz? Ya da Çarşı herşeye karşı Beşiktaş? Şişli, (Nişantaşı) Bakırköy! Sakin yer isterseniz, Adalar, Kartal, Sarıyer, Silivri! Ama zinhar Sultanbeyli, Bağcılar, Başakşehir, Eyüp, Fatih’den uzak durmalı! Gerçi Bağcılar’da çalışıyorum ama semtle bağımız yok. Gettolarımızı yaratıp “Birbirimize fazla bulaşmadan yaşadığımız sürece, başımıza bela gelmez” diyebilir miyiz? Ya şimdi yaşadığım Beyoğlu? Türkiye sonuçlarının birebir aynısı. E içinde Cihangir de var, Kasımpaşa da, nasıl olmasın? Galata, Tophane’de boykotun izleri de vardı, Kürt kökenliler sayesinde. Gerçi Bitlis, Siirt kökenliler giderek ‘Yetmez ama Evet’çilere terkediyor evlerini, bir de yabancılara. Yabancılar oy kullanamıyor ama ötekiler kullanıyor da ne oluyor, en az yabancılar kadar yabancı değiller mi? Galata’da oturmaya devam, çok sıkışırsam, doğru Karaköy’e, oradan atlarım gemiye, ver elini Kadıköy!

Akşam kimseye söz vermeyin!

Televizyonda dizi sezonu başladı ya akşam randevularına biraz daha nazlı ‘evet’ diyeceğim! Pazartesi akşamı Ezel’i izledim. Haluk Bilginer, büyük oyuncu tabii, sanki hep oradaymış gibi nasıl da yakışmış. Gerçi bu kadar büyük oyunculuklarda Kenan İmirzalıoğlu’nun işi giderek zorlaşıyor ama o da ne? Son sahnede Kıvanç Tatlıtuğ çıkmaz mı Haydarpaşa Garı’nda! Zaten o dekoru hep sevmiş ve burada ne güzel film çekilir demişimdir! O sahneyi bütün seyirciler sevmiş, Facebook’ta salı sabahı dönmeye başlayan video, sadece 7 saatte 176 bin defa görüntülenmiş! Kim ne derse desin, kızlar seviyor bu çocuğu!

Siz olsanız ne yapardınız?

Hangi anne-baba liseye giden oğlu gecenin bir saatinde ağzı-burnu kan içinde eve geldiği zaman arkasından bakıp odasının kapısını çeker de sofraya geri döner? Kanal D’nin çok iddialı dizisi ‘Öyle Bir Geçer Zaman ki’ (bu ‘ki’ de neden bütün kurallara aykırı olarak sondaysa) adlı dizinin ilk bölümünü izlerken dehşet içinde kaldım! Çocuk dayak yiyip eve geliyor, üstelik öyle bir dayak ki, bırakın eve gelmeyi, hastaneye kaldırılması lazım; anasının da aklına o yaralara pansuman yapmak, orasını burasını inceleyip neresinde başka ne yara var diye kontrol etmek gelmiyor! Bu mu harika senaryo? Gerçek hayatta böyle bir şey olabilir mi? O çocuk tekme mi yedi, iç kanama mı geçiriyor, bir yeri kırık mı, gözünde yırtılma mı var, kimsenin umru değil! Herkes, varsa yoksa kalp yarasında. Kaptan da sevgilisi resti çekti diye evi barkı bırakacak ha? Hangi kaptan bırakmış ki? Hangi evli erkek, çocuklarının, ailesinin olduğu düzene sırt çevirmiş ve karısı hesap sordu diye tokadı basmış ki? Ha, kaptan değil, ağaysa olabilir. Denizciler çapkındır ama maço ve kıro değildir, bir yanlış daha!

Çocuklarını kullanan babalar!

Çocuklar okula başladı. Kürt çocukları başlayamadı. Babaları boykot yapıyormuş. Sivil itaatsizlik ya da. Yarın öbür gün çocuk büyüdüğünde okulu kırarsa, ana-baba nasıl hesap soracak? Ana dillerinde eğitim yapılsın istiyorlar. Sanki yasa çıksa, hadi tamam dense, yapılabilecekmiş gibi. Öğretmen mi var, kitap mı var, tedrisat mı var? Niyet yeter diyorsanız, siz bilirsiniz. Ama yeter artık çocukları kullanmayın, okullarını da yatakhanelerini de yakmayın!