Kocaeli düzelirse Türkiye de düzelir

Cuma, 13 Kasım 2009 - 05:00

Herkes ekonomide düzlüğe ne zaman çıkılacağının yanıtlarını, güçlü bir ipucunun ilk işaretlerini arıyor.

Bu sorunun yanıtını vermek zor. Ancak, bazı göstergelere bakıp, büyümenin başladığını ya da güç kazandığını söylemek mümkün olacak.

Bence bunlardan birini hiç kuşkusuz Kocaeli oluşturacak. Bu ildeki kapasite kullanım oranı, üretim ve ihracat artarsa, Türkiye’nin de çıkışı başlamıştır diyebileceğiz.

Niye böyle düşünüyorum?

Bu sorunun yanıtını vermek için birkaç rakama dikkat çekmek istiyorum:

1. Kocaeli’nde 2000 sanayi tesisi var, bunlardan 400’ünü büyükler oluşturuyor.

2. Türkiye’nin üretiminin yüzde 15’i burada gerçekleşiyor. 2008’de 18 milyar dolar ihracat, 40 milyar dolar ithalat yaptı. 58 milyar dolarlık dış ticaret hacmi. Dış ticaret hacmi olarak ülkeler arasında 66’ıncı sırada yer alıyor.

3. İhracat 2009’un ilk 9 ayında, geçen yılın aynı dönemindeki 15.3 milyar dolardan 7.6 milyar dolar düştü.

4. 50’ye yakın KOBİ yok oldu. Çok iyi işleri ve müşterileri olan şirketlerden bazıları, kredi döndüremediği için faaliyetlerini durdurdu.

5. Kapasite kullanım oranı ilk 4 ayda yüzde 46-47 aralığına geriledi. Ekim ayında yüzde 63’e yükseldi. Ama yine de Türkiye ortalamasının çok altında seyrediyor.

Türkiye’nin barometresi

Hafta içinde Kocaeli Sanayi Odası Başkanı Ayhan Zeytinoğlu ile bu tabloyu konuştuk. Otomotiv, makine, elektronik gibi sektörlerdeki sıkıntı nedeniyle, ilin büyük darbe aldığının altını çiziyor. İyileşme işaretleri olmasına rağmen henüz güçlü bir toparlanmanın olmadığına dikkat çekiyor. “Biz toparlanırsak, Türkiye de toparlanır” diye konuşuyor.

Zeytinoğlu diyor ki, “Bizim kapasite kullanım oranımız ile Türkiye’ninki paralel gidiyor. Arada 8-10 puan kadar fark var. Bizim yükselişimiz, ülke genelini de etkiliyor.”

Gerçekten de haklı... Ford, Tüpraş, Hyundai, Brisa ve diğerlerinde üretim artar, Yarımca, Gebze ve Derince gümrüklerinden yapılan ihracat yükseliş eğilimine girerse, bunun yansımalarını Türkiye’de de göreceğiz. Çünkü, buradan yapılan ihracat, geniş bir ‘eko sisteme’, çok sayıda KOBİ’ye de can suyu verecek.

Bankalar yüksek kâra veda ediyor

Yılın başında bankacılar 2009’dan umutlu değillerdi. Ancak, Merkez Bankası’nın 10 puana varan faiz indirimleri, bankacılık sektörünü zor yılda kâra boğdu. Sektörün ilk 9 ayda kârı 4.6 milyar dolar, yani yüzde 41 artarak 15.7 milyar dolara ulaştı. Müthiş bir büyüme... ‘Reel sektör batıyor, bankaların kârı patlıyor’ eleştirileri de alan bankacılar, şimdi 2009’u unutup, zor geçecek 2010’un hesabını yapıyorlar. Hesabın iki yönü var: Birincisi, faizler düştü, artık kâr için fazla mesafe kalmadı. İkincisi, bankalar, sorunlu kredi sıkıntısını yıl sonu ile 2010’un ilk aylarında yaşamaya başlayacak, onlara karşılık ayırmak zorunda kalacaklar. Bu da ‘kârlı döneme’ veda anlamına geliyor.

KOBİ’lerde rekor sıkıntı!

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (BDDK) ilk 9 aya ilişkin verileri açıklandı. Sıkıntılı tabloyu bu verilerde de görmek mümkün. Sektörün açtığı kredi 2008’e göre yüzde 2.3 oranında artarak 375.7 milyar dolar düzeyini yakalamış. En yüksek artış ise tahmin edebileceğiniz gibi KOBİ kredilerinde yaşanıyor. Yüzde 7.6 oranı zaten vahameti açıkça ortaya koyuyor. Bir başka tehlike işareti de ‘kredilere karşılık ayırma’ oranının yüzde 80.4’e ulaşmış olması...

Ama hepsi bu mu? Bankacılara göre, henüz daha ‘kötüye gidişte’ yolun başındayız. Çünkü, ocak-nisan döneminde yaşanan kredi sorunlarının sonuçları yılın sonu ile 2010 başında alınmaya başlanacak. O zaman rakamlar daha da yükselecek.

Karşılık sendromu başlıyor

Bankacılar bir yanda sorunlu kredilerle uğraşıyor, diğer yandan da ‘iflas erteleme’ taleplerini izliyor. Konuştuğum bankacılar, bir bölümü ‘şaibeli’ olan iflas ertelemelerinin de kendilerini zorladığının altını çiziyorlar. Bir bankacı, “İyi bir çözüm ama anında sahtekarlığa çevirenler var. Mahkeme kayyum atıyor, bankalar da hacizleri varsa kaldırıyor ve üzerine gidemiyor. Üstelik karşılık da ayırıyoruz” diye konuşuyor.

Ona göre, düzgün şirketler ödeme planı hazırlayıp, uyguluyor. İşin suyunu çıkaranlar ise sorun olmaya devam ediyorlar.

Bankacılara göre iflas ertelemeyle de artan ‘karşılık ayırma’ sendromu, önümüzdeki dönemde daha da hissedilecek. Bir bankacı şu hesabı yapıyor: “Kredilerde esas sorun ilk 4 ayda yaşandı. Bunlardan takibe düşen kredilere ilk 90 gün karşılık ayrılmıyor. 90 gün sonra yüzde 25, 180 gün sonra yüzde 50 oranına tabi tutuluyor. 1 yıl sonra ise yüzde 100’üne karşılık ayrılıyor. 2010’un başında kârın bir bölümü işte bu karşılıklar nedeniyle uçacak.”

Bankacılar bu sorunla yüzleşir, işadamı ve KOBİ patronları batma aşamasına gelirken, şu soru da akıllara bir daha gelecek: ‘Neden Kredi Garanti Fonu 1 yıl önce çıkarılmadı?’

Krizin şampiyonları

2009’un ilk aylarında İMKB için alınan yıl sonu tahminlerinde, en iyimserler 34 bine işaret ediyorlardı. Kötümser tablolarda ise 10 bin düzeyi bile vardı. Ancak, nisan ayında başlayan yükseliş, dünya borsalarını, ‘düzeltme geldi geliyor’ beklentileriyle umulmadık düzeylere taşıdı. İMKB 50 bini, Dow Jones 10 bin 300’ü gördü.

Dünya borsalarının son 7 aydaki piyasa değeri 14.3 trilyon arttı ve eylül ayı sonunda 44.8 trilyon dolara ulaştı.

Bu performans dünyanın 82 ülkesindeki borsalara farklı düzeylerde yansıdı. Türkiye’nin de aralarında olduğu bazı ülkeler, bu artışın çok üstünde düzeylere ulaştılar. Son 1 yılı kapsayan değerlendirme, 82 ülkeden 71’inde borsaların artıda olduğunu gösteriyor. 82 ülke ortalaması ise yüzde 33.27’yi buluyor. İlk 10’daki ülkeler bu performansın çok üstünde rakamlar yakalanmış. Rusya’ya, Ukrayna’ya, Arjantin’e bakın... Yüzde 100’ün üstünde primler var. Türkiye ise yüzde 80’e varan primle 6’ncı sırada yer alıyor.

Şimdi bu parlak kazancı görenler, ben dahil bulduklarına şunu soruyorlar: “Daha ne kadar gider?” Ben bu soruya, önemli bir yabancı bankacının değerlendirmesiyle yanıt vermiş olayım. Şöyle demişti: “Hisseleri satıp, nakde geçiyoruz. Sonra alternatif olmayınca, tekrar, belki de yüksek fiyattan hisseye giriyoruz.”