Kocakarı formüllerinden kozmetik marka yarattı

Ailesinden öğrendiği formülleri geliştirerek, kendi markası Blossom Village'ı yaratan Selma Aydemir ürünleri yaptığı bitkileri Kazdağları'ndan kendi elleriyle topluyor

Kocakarı formüllerinden kozmetik marka yarattı

Röportaj: Merve Özaytekin

[email protected]

Selma Aydemir aslen Bursa’nın Hayırlar Köyü’nden. Bitkilerle, köyün çıkıkçısı babaannesi ve çiftçi olan ailesi sayesinde tanışmış. Eğitimini İngiltere- Londra’da tamamlayan Selma Aydemir, İngiliz liselerindeki ergen çocuklara psikolojik danışmanlık yapmış. 10 yıl Londra’da yaşadıktan sonra ise İstanbul’a yerleşme kararı almış. Ailesinden öğrendiği formülleri geliştirerek, kendi markası Blossom Village’ı yaratan Selma Aydemir ürünleri yaptığı bitkileri Kazdağları’ndan kendi elleriyle topluyor.

Sizin hayat hikayeniz nasıl başlıyor?

Bursa, Hayırlar Köyü’nde doğdum. Bitkilerle tanışmam küçük yaşlarda babaannem ve dedem sayesinde oldu. Dedemle dağlara tepelere çıkar bitki toplardık. Hepsinin ismini bana o öğretti.

Babaanneniz ne yapıyordu?

O köyün çıkıkçısıydı. Hep ona yardım etmemi isterdi. Yağların karışımlarını yapardım. Farkında olmadan bitkilerle, yağlarla ilgili pek çok şey öğrendim. Ama bir gün bu işi yaparım diye hiç düşünmedim. Yalnız hobi olarak hep bitkiler hakkında yazılar okuyordum. Arkadaşlarım, aile dostlarım hep aile tarifi olan kremleri hazırlamamı isterdi.

Eğitim hayatınız nasıl geçti?

İzmir-9 Eylül Üniversitesi’nde İktisat okudum. Sonra İngiltere-Londra’ya master yapmaya gittim. Çalışma Ekonomisi’yle başlayan eğitimim Çalışma Psikolojisi ve sonra da Eğitim Psikolojisi’yle sonlandı. Ve kendimi Londra’daki liselerde eğitmen olarak buldum.

Göreviniz neydi?

İngiltere’ye iltica eden ailelerin uyum problemi yaşayan çocuklarının psikolojik problemleri ve eğitimleriyle ilgilendim. Bazı öğrencilerin öğrenimlerine yardımcı oldum. Aynı zamanda da görme problemi yaşayan çocuklarla çalıştım.

İngiltere’de bitkilere ilginiz devam etti mi?

Birçok milletten arkadaşım oldu. Bir arkadaşım yarı Çin, yarı İngiliz bir kadındı. Ailesi çay endüstrisindeydi. O beni çaylarla tanıştırdı. Birlikte çay ticareti yapmaya başladık. Choi Time markası altında yeşil çay satıyorduk.

Düzeninizi oturtmuşken İstanbul’a niye geldiniz?

Londra’da 10 sene yaşadım. 7. yılımda erkek arkadaşım John’la tanıştım. Bir Türkiye ziyaretimizden sonra John, İstanbul’a taşınmak istedi. İşim gücüm Londra’da desem de “Her şeyi değiştirebiliriz” dedi. Çünkü onun işi antika halı. Halı peşinde tüm dünyayı dolaşmış. Türkiye’yi de halı peşinde dolaştık. Son iki yıldır da Türkiye’deyiz. İstanbul’a taşınınca çayları burada satmaya başladım. Yeşil çaylardan yapılan çiçek açan çaylar çok ilgi gördü. Ve Türkiye’de de çayları Blossom Village markası altında kafelere satmaya başladım.

Kozmetik işine nasıl girdiniz?

Aslında Türkiye’ye gelince herhalde özüme dönmeye başladım. Bitkisel çayları daha da geliştirmek istedim. Araştırınca yüzde 100 doğal kozmetik ürünlerin burada yeterli olmadığını gördüm. Ailemden öğrendiklerimin tarifini arkadaşlarım hala bana soruyordu. Ben de bu kozmetik ürünleri daha bilimsel bir platforma taşımak istedim.

Nasıl?

Doğal kozmetikler üzerine ihtisas yapmış Alman bir kimyager ve Boğaziçi Üniversitesi’nde Kimya Mühendisi olan Göktuğ Bağımsız’la çalıştım. Yaptığım geleneksel kremleri bilimsel bir platforma taşıdık. Cilt tipine göre organik ve rafine edilmiş hangi maddeleri hangi ülkelerden buluruz diye çok çalıştık, formülleri orurttuk. İki sene sonunda tamamen doğal, hammaddeleri dünyanın çeşitli ülkelerinden getirilen kozmetik ürünler ortaya çıktı. Şimdi bitkilerden çıkarılan özler ve saf sularla birçok ürün yapıyorum.

Blossom Village markası aklınıza nereden geldi?

Yurt dışındaki çay markamızı burada kullanmak isterdim. Ancak prosedür uzun olunca ‘Çiçek açan çaylar’ koyayım markanın adını dedim. İngilizce ‘blossom’ çiçek açmak demek. Daha sonra da köy kökenli olduğum için köy anlamına gelen ‘village’ kelimesi aklıma geldi. Blossom Village hoşuma gitti. Logoyu da kendim hazırladım.

Hangi ürünler var?

Her cilt tipi için nemlendiriciler var. Her cilt tipine uygun tonikler, yoğun bakım kremleri, serumlar var. Çiçek sularından gül suyu ve lavanta suyu bulunuyor. Masaj için yağlar, vücut yağları, bebe yağı, anne adayları için karın çatlaklarını önleyici kremler, güneş yağları ve sabun da satıyorum. Ayrıca erkekler de burada kendine göre kozmetik ürünler bulabilir. Daha da olacak.

Türkiye’de gül suyu her yerde satılıyor. Cilt için ne kadar iyi bir tonik olduğunu biliyoruz. Sizin sattığınız gül suyunun farkı ne?

Evet ama Türkiye’deki çoğu gül suyunun içeriğinde ‘gül esansı’ yazar. Gül esansı, damıtılmış suyun içine, sentetik gül kokusunun kimyasal işlemle karıştırılmasıdır. Ondaki kokuyla, saf gül suyundaki koku çok farklıdır. Bizim yaptığımız gül öz suyunun yan ürünü. Ufacık bir gül öz yağını elde etmek için 23 kilo kadar gül yaprağı buharda damıtılıyor. Buharın içinden geçtiği borular belli bir noktada şoklanıyor. O buhar suya dönüşüyor. Suya dönüşünce su molekülleri ve yağ molekülleri ayrışıyor. Yağ molekülleri gül yağını, su molekülleri gül suyunu oluşturuyor. Blossom Village’da gül suyu böyle yapılıyor.

Ürünlerin uzun ömürlü olmasını nasıl sağlıyorsunuz?

Ürünlerin içeriğinde sentetik veya kimyasal kullanılmıyor. Ambalaj bu nedenle cam şişede. Cam olunca ürünün ömrü uzuyor. Kahverengi şişeler de var. Onları eczanevari buluyorum. Ben şişelerimi Almanya’dan getirtiyorum. Mavi şişeler ışığı kırarak kremlerin ömrünü uzatıyor. Bazı kozmetiklerde de viyole renk cam kullanıyorum.

Ürünlerin raf ömrü nedir?

Bir yıl. Ancak ürünleri açtıktan sonra 6 ila 8 ay arasında kullanabiliyorsunuz. Ama zaten bir nemlendirici 4 ayda bitiyor. Herhangi bir problem yaşamıyorum. Bir de ürünlerin içinde koruyucu olarak yoğun miktarda E vitamini ve bitki özleri var. O da koruyuculuğunu arttırıyor.

Her cilt tipine uygun ürününüz var mı? Size cildim kuru dediğimde ona göre ürün mü veriyorsunuz?

Kuru ve normal ciltlere o ciltlere göre ürünler veriyorum. Ama yağlı cilt, hassas cilt, karma cilde onun neden hassas olduğuna yönelik ön araştırmalı ürünler veriyorum.

Nasıl yani?

Örneğin yağlı ciltliler ciltlerindeki yağı gidermek için yoğun miktarda alkol içeren ürünler alır. Alkol ciltteki fazla yağı söküp atar. Ama fazla yağı söküp atarken cilt için gerekli olan fazla yağı da atar. Cilt de hiç yağ üretmediğini düşünerek normalden daha fazla yağ üretmeye başlar. Bu nedenle o ürün bir süre sonra kişide alışkanlık yaratır. Ve cildin yağ dengesi tamamen bozulur.

 Siz ne öneriyorsunuz?

Cildin yüzde 70’i sudur, yüzde 25’i protein, yüzde 5’i de yağdır. Yüzünüz yağlıysa, su bazlı bir nemlendirici veriyorum. Cilt nemi sudan alıyor. Bunun yanında da dengeleyici yağlar veriyorum. Bunlardan biri jojoba yağı. Jojoba bitkisi cildimizin ürettiği yağa eş değer bir yağ üretiyor. Jojoba yağını cilde sürünce cilt yağ ürettiğini zannedip kendi yağ üretimini azaltır. Yani önce cildin kendi nemini koruyoruz sonra da yağ dengesini sağlıyoruz. Cildi bir nevi kandırıyoruz!

Cilt hakkında bu kadar bilgiye nasıl sahip oldunuz?

Zaten okurdum. Ama formüller oluşsun diye kimyagerlerle çalışınca ister istemez öğrendim. Ben de onlara ailemden öğrendiklerimi öğrettim.

Ürünleri yaptığınız bitkileri nereden topluyorsunuz?

Mevsime göre topladığım bitkiler de yerler de değişiyor. Otların bir kısmını Kaz Dağları’ndan topluyorum. Kaz Dağları olmasının nedeni de tarıma kapalı bir bölge olması. Ayrıca Akdeniz Bölgesi’nden dağ kekiği, adaçayı topluyorum.

Doğada korkmuyor musunuz?

Hayır. Çünkü küçükken dedem yılan nasıl öldürülür, doğadaki tehlikelerden nasıl korunulur göstermişti. Annem ve babam gün içerisinde tarlalarda çalışıyordu. Hala da çiftçilikle uğraşıyorlar. Biz de gün içinde tarlalarda geziyorduk, oynuyorduk. Kendimizi nasıl korumamız gerektiğini çok iyi öğrendik. Domuz görünce bile ne yapacağımı bilirim.

Aileniz ne diyor yaptığınız işe?

İlgi gösterenlerin çok olması hoşlarına gidiyor ama şaşırıyorlar. Çünkü ailede bu tarz şeyler çok normal. Örneğin küçükken arı sokmasına karşı alerjim vardı. Dut yerken arı sokardı. Babaannem fesleğenlerden alır, ezer, sirke döker, hemen elimin üstüne koyar sonra da biraz çamuru üstüne basar, sarardı. Bizim için bu çok normal. Ailem “şehirdekiler yaptıklarını nasıl bilmez? Üstelik sen kavanozlayıp bir de üstüne para kazanıyorsun” diyorlar. Beni değil, buradaki tüketicinin bilincini algılamaya çalışıyorlar!

Aileniz uzun ömürlü olmalı?

Evet, 100 küsur yaşına kadar yaşarlar. Dedem geçen yıl vefat etti, 96 yaşındaydı. Ama hiç hasta olmadı. Çok dinçti.

 Bilgilerinizi başkalarıyla paylaşıyor musunuz?

Evet atölyeler düzenliyorum. Geçenlerde Turkcell çalışanlarına özel atölye düzenledim. Bazı üniversitedeki doktorlar benden atölye almak istiyorlar. Bilgilerini benimkilerle harmanlıyorlar.

Ürünlerinizi sadece burada mı satacaksınız?

Açalı 2 ay oldu. Ama yurt dışından bile çok sipariş var. Önce İstanbul kısmını halledeceğim sonrasında satış noktaları olacak.

 Ürünlerinizin fiyatı nasıl?

Tonikler 30 TL, bitki suları 25 TL, sabunlar 10 TL, serumlar 55 TL, nemlendiriciler 85 TL, güneş yağları 35 TL, 38-42 TL arasında da masaj yağları var. Şişeler depozitolu. Geri dönüşümü sağlamak için aldığınız ürünün ambalajını muhafaza ettiğinizde ürüne göre yüzde 5 ya da yüzde 10 indirimli alıyorsunuz. Ama dolum olmuyor. Şişelerin kullanılabilir olanları sterilize ediliyor, kullanılamayanlar da geri dönüşüme gidiyor.

Çaylardan ne var?

Çiçek çayların 5’lisi 22 TL. Aromatik çayların 50 gramlıkları 15 ila 18 lira arasında değişiyor. Japon çaylarının 30 gramı 20 TL. Beyaz çay çok narin. 100 gram alınacak bir çay değil. Onun da 25 gramı 30 TL.

5