Kocamı nasıl yakaladım? (2)

Aşk doktoru Mehmet Coşkundeniz, aldatılan kadınların öykülerini kaleme aldı. Hepsi yaşanmış gerçek öyküler...

Çarşamba, 14 Nisan 2010 - 08:00

Kocamı nasıl yakaladım? (2)

Çok mutlu bir evliliğimiz vardı. Ancak çalışma saatlerimizin düzensizliği bizi birbirimizden uzaklaştırdı. Eşim, aynı binadan bir kadınla ilişki yaşamaya başladı. Bu ihanet çiçekçinin, eşimin sevgilisine gönderdiği çiçeği yanlışlıkla bana getirmesiyle ortaya çıktı...

Birbirimizi deli gibi severken, yan yana olmadan bir saniye bile geçiremezken evlendik biz. Çevremizdeki herkes bizim evliliğimize gıpta ile bakıyordu. Öylesine mutluyduk ki, gittiğimiz her ortamda insanlar bizim mutluluğumuzu birbirine anlatıyordu.

Üniversite yıllarında tanışmış, okul biter bitmez de hayatımızı birleştirmiştik. O mühendisti, ben de hemşire. Maddi durumumuz da çok iyiydi. Tek sorunumuz bir çocuğumuzun olmayışıydı. İkimizde de problem vardı. Tedavi görüyorduk ve umudumuzu hiç kaybetmiyorduk.

Evliliğimiz beşinci yılını doldurmuştu. Eşim, beşinci yılımızda bana çok büyük bir sürpriz yaptı. O güne kadar kirada oturuyorduk. Bir ev almaya niyetliydik ama çocuk yapmak için gördüğümüz tedavi pahalıydı ve bir türlü para biriktiremiyorduk.

Eşim, evlilik yıldönümümüzde “Seni bugün çok özel bir yere götüreceğim” dedi. Her evlilik yıldönümümüzde bana sürprizler yaptığı için bu beni şaşırtmadı. Arabaya bindik ve İstanbul’un uzak semtlerinden birine doğru yola çıktık. Yaklaşık 45 dakika süren yoldan sonra eşim bir siteden içeri girdi. Ben “Ne işimiz var burada?” der gibilerden eşimin suratına bakarken o arabayı bir apartmanın önünde durdurdu ve “Hadi inelim” dedi.

İndik, cebinden bir anahtar çıkardı ve alt kapıyı açtı. Şaşkınlığım doruk noktadaydı. Asansöre bindik, eşim artık sorularıma yanıt vermiyordu sadece “Sabret” diyordu. 6’ncı katta asansörden indik ve eşim karşıdaki daireye yönelip kapısını açtı, “İşte sana evlilik yıldönümü hediyem” dedi. İnanamıyordum, eşim bir ev almıştı. Sevinçten, mutluluktan ağlıyordum, sarıldım eşime hiç bırakmamacasına.

ÇOK AZ GÖRÜŞÜYORDUK

Çok geçmeden yeni evimize taşındık. Kente ve işyerlerimize biraz uzaktı ama kendi evimizdi. Yolumuz uzadığı için ikimiz de sabahın köründe evden çıkıyorduk. Ben özel bir hastanede hemşireydim ve zaman zaman hasta yoğunluğu oluyordu. Öyle günlerde eve kocamdan 1-2 saat daha geç giriyordum. Kocam öyle anlayışlıydı ki benim geç geldiğim günler, sofrayı hazırlayıp beni bekliyordu.

Aşkım azalacağı yerde daha da artıyordu. Hastanede yönetim değişince vardiyalı sisteme geçildi. Ben bir hafta gündüz, bir hafta gece çalışmaya başladım. Bunu hiç istemiyordum ama işten ayrılma gibi bir lüksüm de yoktu. Evimizin taksidini ödemek zorundaydık. Üstelik bebek için gördüğümüz tedavinin de son aşamalarına gelmiştik. Onu da kesemezdik. Kısacası beş kuruşa bile ihtiyacımız vardı.

Eşim başlarda benim gece çalışmama çok bozuldu ama daha sonra ikimiz de buna alıştık. Ama tabii, aramız daki iletişim azaldı. Cinsel hayatımız çok renkliydi. Ben gece çalıştığım zamanlar ne yazık ki birbirimize dokunma fırsatı bile bulamıyorduk. Ben geldiğimde eşim uyumuş oluyordu, o uyandığında da ben uykuda oluyordum. Kısacası aramızda kopma başladı. 

TELEFONUNU SAKLIYORDU



Sitemiz aktiviteli bir siteydi. Havuzumuz, spor salonumuz, yürüme ve koşma alanlarımız vardı. Eşim genellikle işten geldiğinde havuza iniyor, 1 saat kadar yüzüyor sonra da eve çıkıp duşunu alıyordu. Bense çoğunlukla ona katılamıyordum çünkü ya hasta yoğunluğundan eve geç geliyor ya da geceleri çalışıyordum. Sadece hafta sonları o da bir gün, sitemizin havuzunda birlikte vakit geçirebiliyorduk.

O dönemde eşimin davranışlarında gariplik sezmeye başladım. Bizim aramızda hiçbir zaman cep telefonlarımızı saklama durumu olmamıştı. Telefon çaldığında eşim bana rahatlıkla “Hayatım bakar mısın kim arıyormuş?” diyebiliyordu. Saklı, gizli hiçbir şeyimiz yoktu. Ama nedense bu durum değişmişti.
Akşam telefon çaldığında eşim yerinden fırlıyor, telefonu açıyor, konuşarak odadan çıkıyor, birkaç dakika sonra da geri geliyordu. Ben “Kim aradı?” diye sorduğumda da, “İşyerinden hayatım, bir konuyla ilgili görüş aldılar” diyordu. Bu olay tekrar tekrar yaşanınca içimde bir şüphe oluştu. Bunu eşime söyleyemiyordum ama bir şey olduğunu hissediyordum.

BANKTA OTURUYORLARDI

Gece vardiyasında çalıştığım bir gün, hastane direktörümüz bana “Bu gece acil bir durum yok. İstersen eve gidebilirsin” dedi. Çok mutlu olmuştum, böylece eşimle felekten bir gece çalabilecektik. Eve gittim, anahtarla kapıyı açıp içeri girdim ama eşim yoktu. Bir yere gideceğini bana söylememişti. Tam telefonunu çevirip “Neredesin?” diye soracaktım ki, şeytan dürttü, evden çıkıp sitenin yürüme parkuruna gittim.

Biraz yürüdükten sonra eşimi gördüm, bir bankta tanımadığım bir kadınla oturuyordu. Yanlarına gidip “Aşkım?” dedim. Eşim beni görünce çok şaşırdı, kekeledi, “Hayrola sen bu saatte?” dedi. “İş erken biti ben de eve geldim” diye yanıtladım ama yanındaki kadının kim olduğunu halen öğrenememiştim. Eşim, “Güler Hanım, bizim binada oturuyor. Biz de yürüyüş yaparken karşılaştık, oturup biraz sohbet ediyorduk” dedi.

Güler denen o kadın ayağa kalktı, elini uzatıp yarım ağızla bana “Memnun oldum” dedi, sonra da eşime “İyi akşamlar” deyip gitti. Bana veda bile etmemişti. Çok bozuldum ama bunu eşime belli etmemeye çalışıyordum.

YANLIŞLIKLA BANA GELDİ



Bir hafta kadar sonra işyerime bir çiçek geldi. Gönderen kocamdı. Sevinçle aldım çiçeği, üzerindeki kartı alıp açtım ve heyecanla okumaya başladım. Okurken şaşırdım çünkü kartta “Seninle tanışalı çok kısa bir süre olmasına karşın hayatımı değiştirdin. Seni düşünmeden bir anım bile geçmiyor. Seninle kaçamak buluşmalarımızı iple çekiyorum. Seni seviyorum” yazıyordu.

Tanrım, eşim başkasına göndereceği çiçeği yanlışlıkla bana göndermişti... Eşim sık sık bana da çiçek gönderirdi ve her zaman sipariş verdiği bir çiçekçisi vardı. Hemen o çiçekçiyi aradım, kendimi tanıttım. Beni tanıyorlardı tabii ki. Çiçekçi çocuğa, “Eşim bugün bir dostuna çiçek gönderecekti ama yanlışlıkla bana gönderdiniz. Bana adresi verirseniz ben oraya buradan göndereyim” dedim.

Çiçekçi de kendisinin üzerinden bir iş yükünü aldığım için sevinerek hemen adresi verdi. Bu adres, bizim sitenin adresiydi. Alıcı ise aynı binada oturduğumuz Güler denen o kadındı...

HİÇ ZEKİ DEĞİLMİŞ

Akşam eve gidince bir süre hiçbir şey olmamış gibi davrandım. Ancak daha sonra dayanamayıp eşime alaycı bir dille “Biliyor musun” dedim, “Çapkın erkeğin bile akıllısı kıymetlidir. Bazı çapkınlar var, işi ellerine yüzlerine bulaştırıyorlar. Sevgililerine gönderecekleri çiçekleri, yanlışlıkla karılarına yolluyorlar. Sonra da tabii ki yakayı ele veriyorlar.”

Eşim durumu anladı ve kıpkırmızı oldu. Önce “Pardon nereden çıktı bu konu?” demeye yeltendi ama ben lafı ağzına tıkadım ve “Senin daha zeki olduğunu sanırdım. Demek değilmişsin, yakalandın” dedim. Evet, yakalanmıştı. Boynunu eğdi, “Her şeyi anlat” dedim, anlatmaya başladı. Güler denen o kadınla benim gece vardiyalarım sırasında havuzda yüzerken tanışmışlardı.

Güya benim yokluğumu onunla gidermeye çalışmıştı. Kadın da evliydi ve kocası geç saatlere kadar çalıştığı için o da yalnızlık çekiyordu. Kadının evinde buluşup sevişiyorlardı.

BİR ŞANS VEREBİLİRİM  

İki seçeneğim vardı. Ya her şeyi kadının kocasına anlatıp rezalet çıkararak ayrılacaktım ya da kocamı evden kovacaktım. Ben ikinci yolu seçtim. Kocama “Kimseye hiçbir şey söylemeden ayrılacağız. Bu evi bana bırakacaksın. Sevgiline söyle, o da kocasıyla bu siteyi terk edecek. Aksi takdirde her şeyi kocasına anlatırım, burada barınamazlar” dedim.

1 ay içinde boşandık. Kadınla kocası da çok geçmeden taşındı. Kocamın kadına ne söyleyip de taşınmaya razı ettiğini bilmiyorum. Ama şu anda o evde yalnız yaşıyorum. Zaman zaman kocamı çok özlüyorum.

Beni arada bir arayıp hatırımı soruyor, çok özlediğini, çok sevdiğini söylüyor ve af diliyor. Bazen affetmeyi içimden geçiriyorum ama biraz daha burnunun sürtülmesini istiyorum. Ben çok acı çektim, biraz da o çekmeli. Bu acılar onu olgunlaştırdığı zaman ona bir şans daha vereceğim.

 

Önceki yazılar...

Arkadaşına anlatırken yakaladım...

 

 

3