Komisyon raporu: Devlet-hükümet kamplaşması var

Komisyon raporu: Devlet-hükümet kamplaşması var

25 Kasım 2012, Pazar 10:37
A A

 TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu rapor yazımında son aşamaya geldi.

Genel değerlendirmeyle başlayan rapor, "Türkiye’de devlet geleneği ve demokrasi", "Milli Güvenlik Kurulu", "Devlet teşkilatı ve Genelkurmay Başkanlığı", "İç güvenlik", "Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla ve gayri nizami harp", "Askerin eğitimi", "Yargı birliği ve askeri yargı", "Ekonomi ve darbeler", "Askeri işlerin denetimi", "Ulusal istihbarat ve darbeler", "Medya, aydınlar, sivil toplum ve darbeler" ve "Sonuçlar" ana başlıklarından, toplam 145 sayfadan oluşuyor.
Ana raporda ayrıca, kurulan 27 Mayıs 1960 Darbesi ve 12 Mart 1971 Muhtırası Alt Komisyonu, 12 Eylül 1980 Darbesi Alt Komisyonu, 28 Şubat 1997 Postmodern Darbesi ve 27 Nisan 2007 E-Bildirisi Alt Komisyonu’nun raporlarına da yer veriliyor. Raporda, 27 Mayıs darbesine 191 sayfa, 12 Mart 1971 muhtırasına 217 sayfa, 12 Eylül 1980 darbesine 498 sayfa ve 28 Şubat sürecine 517 sayfa ayrıldı. Rapor, Genel Değerlendirme bölümü ile birlikte toplam 1568 sayfadan oluşuyor.

Raporda yer alacak öneriler ise komisyonun 26 Kasım Pazartesi günü yapacağı toplantıda ele alınacak.

-"Derin güvensizlikler"-

Demokrasilerde milli iradenin dokunulmazlığının esas olduğu ifade edilen raporda, Türkiye’de her 10 yılda bir gerçekleştirilen darbelerin, milli iradeyi yok ederek, demokrasinin kesintiye uğramasına yol açtığı; Türkiye’nin kanun devletinden hukuk devletine dönüşmesini engel olduğu vurgulandı.
Milletin temsil hakkını tehlikeye düşürecek her müdahalenin, demokrasi, hukuk ve insan hakları ile evrensel değerleri çiğnemek anlamına geldiğinin ifade edildiği raporda, millet iradesinin sürekliliği ve aksatılmaya uğratılmamasının temsili demokrasinin temeli olduğu belirtildi. Raporda, "Bu yüzden demokrasi, her koşulda korunması gereken ve kültür benliğimize nakşedilmesi gereken bir değerdir" denildi.

Raporda, Türkiye’de cumhuriyetin kuruluşundan bu yana atanmışlar ile seçilmişler arasında var olan ve zaman zaman gün yüzüne çıkan çekişmenin adının, devlet-hükümet kamplaşması olduğu vurgulanarak, şunlar kaydedildi:

"Bunun arka planında, Türkiye’de kendisini devletin gerçek sahibi olarak gören bazı bürokratların, toplumun içinden çıkan seçilmişlere yönelik derin güvensizlikleri yatmaktadır. Bu hastalıklı düşünceye göre, Türkiye’de seçilmişler, bir başka deyişle siyasiler, nihai tahlilde ’kendi menfaatlerini milli menfaatlerin üzerinde gören, güvenilmez kişilerden oluşmaktadır.’ Bu nedenle siyasilerin, devlet ve devlet aygıtı tarafından her zaman ve her şart altında ve gözetlenmesi zaruridir. Bu anlayış, 1982 Anayasası’nda vücut bulan kuşkucu, kendisinden başka kimseye güvenmeyen aynı zamanda statükocu bürokratik vesayetin de temel dayanağıdır."

-"Vicdanın gereği"-

Raporda, Türkiye’deki darbelerin, görünürde bazen sağa, bazen sola, kimi zaman hem sola hem sağa bazen de dindarlara karşı yapıldığının altı çizildi. Darbeler gerekçelendirilirken bu tür ideolojik argümanlar kullanılmakla ve değişik dönemlerdeki askeri müdahalelerde, bazı kesimler diğerlerinden daha fazla diyet ödemekle birlikte aslında faturanın, tüm toplum tarafından ödendiği belirtilerek, "Dünya ve Türkiye örneklerinin öğrettiği; darbelerin tüm halka karşı yapılmış, hak ve hukuk kavramlarının askıya alındığı talihsiz dönemler olduğudur" ifadesine yer verildi.
Toplumun tüm kesimleri ve bunların siyasi temsilcilerini, her çeşit darbe, muhtıra ve demokrasiye müdahale süreçlerine karşı ortak tepki göstermesini sağlayacak, demokratik bilinç düzeyini yükseltecek bir eğitim sistemine ihtiyaç olduğu vurgulanan raporda, hiçbir kesimin, diğerinin acılarına kayıtsız kalmaması istendi. Yalnızca mağdur olunduktan sonra evrensel hakların hatırlanmaması, herkesin asgari bir ilkesel duruş göstermesi ve empati kurması insanlığın ve vicdanın bir gereği olduğu belirtildi.

-"Umut ışığı"

Askeri müdahalelerin, Türkiye’nin yakın tarihinin karanlıkta kalmış dönemleri olduğuna işaret edilen raporda, şu görüşlere yer verildi:
"Sözde millet ve milletin huzuru bahanesiyle yapılanlar; yüz binlerce insanın sorgusuz sualsiz cezaevlerine ve kışlalara kapatıldığı, işkencelerin yapıldığı, geleceklerin çalındığı, idamların yaşandığı karanlık dönemler olarak anılacaktır. Darbeler; özde toplumsal huzuru tesis etmeye gelenlerin Edirne’den Ardahan’a tüm ülkeyi açık hava hapishanesine dönüştürdüğü, konuşmanın yasak olduğu, kitlelerin dilsizleştirildiği, susturulduğu, hatta kitapların suç sayıldığı, yakıldığı korku imparatorluğunun inşa zamanlarıdır.

Kurulan komisyonumuz, Meclis’te grubu bulunan tüm partilerin ortak girişimi ve uzlaşması ile teşekkül etmiş ve faaliyetlerini sürdürmüştür. Cumhuriyet tarihinde bir ilki başaran TBMM, bu adımla ülkedeki demokrasinin ve toplumsal barışın tesisinde önemli bir kazanım sağlamıştır. Bu komisyonun varlığı aynı zamanda, siyasi kültürün demokratik olgunluğunun da tescili niteliğindedir. Türkiye bugün, dünle mukayese edilmeyecek bir noktadadır. Bundan sonrası demokrasi kültürünün, çoğulculuğun, hoşgörünün ve farklılıklara saygının yaygınlaştırılması ve silahlı bürokrasi ile işbirliği içine giren sivillerin bu tepeden inmeci anlayıştan bir sonuç alamayacaklarına inandırılmasıdır, ikna edilmesidir. Dünün darbe iş birlikçilerinin ve heveslilerinin, tümünün olmasa da, nedamet ifade edici açıklamaları Türkiye’nin yarınları için umut ışığıdır."

Meltem Yılmaz - AA

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;