Komisyon raporu: "Jandarma demokratik devlet kriterlere uymuyor"

Komisyon raporu: "Jandarma demokratik devlet kriterlere uymuyor"

25 Kasım 2012, Pazar 10:18
A A

TBMM Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu raporunda, Türkiye’de, bir devlet politikası olarak ordunun asayiş işlerinde kullanılmasının, halkın vicdanında derin yaralar açan bazı olayların yaşanmasına neden olduğu belirtildi.

Raporun girişinde kısa bir "Genel Değerlendirme" bölümü yer alıyor. Daha sonra "Türkiye’de Devlet Geleneği ve Demokrasi", "Milli Güvenlik Kurulu", "Devlet Teşkilatı ve Genelkurmay Başkanlığı", "İç Güvenlik", "Özel Harp Dairesi, Kontrgerilla ve Gayri Nizami Harp", "Askerin Eğitimi", "Yargı Birliği ve Askeri Yargı", "Ekonomi ve Darbeler", "Askeri İşlerin Denetimi", "Ulusal İstihbarat ve Darbeler", "Medya Aydınlar, Sivil Toplum ve Darbeler" ile "Sonuçlar" başlıkları işleniyor.

Raporda, Türkiye’de, bir devlet politikası olarak ordunun asayiş işlerinde kullanılmasının, halkın vicdanında derin yaralar açan bazı olayların yaşanmasına neden olduğu vurgulandı. Mustafa Muğlalı ve Mersin Arslanköy olaylarının, tek parti dönemindeki rejim ve asker ilişkisinin şekli boyutlarını göstermesi bakımından çok düşündürücü olduğu ifade edildi.

Asker ile yurttaşın karşı karşıya bırakılmasının, yalnızca 1946 öncesinde rastlanılan tek parti yönetimine özgü bir politika olmadığı, bugün de benzeri öldürme olaylarına tanık olunduğu anlatılarak, "Böyle olaylarda suçlu ile sorumluyu ayırmak ve ona göre önlem bulmak gerekir. Belki tetiği çekenin suçlu olduğu rahatlıkla söylenebilir. Peki, sorumlu kimdir? Sorumlu bizzat devletin kendisidir; 1923’ten beri orduya asayiş görevi yaptıran, olur olmaz ilan edilen sıkıyönetimlerde bir devlet politikasına dönüşen garnizon-devlet uygulamaları ile yurttaşları baş başa bırakanlardır" görüşüne yer verildi.

Terörle mücadelenin yanında, kolluk kuvveti olarak görev yapan jandarma teşkilatının mevcut durumunun modern demokratik devletlerde olması gereken kriterlere uymadığı kaydedilen raporda, Avrupa’da olmayan jandarma teşkilatının, Türkiye’de taşıdığı askeri bakış açısı gereği, iç güvenlik ve adli mekanizmada görev yapmasının sakıncalar taşıdığı belirtildi. Jandarmanın ya tamamen sivil bir kır polisi örgütlenmesine dönüştürülmesi ve Genelkurmay’la bağlantısı kesilmesi ya da iç güvenlik-adli görevden alınması, polis sayısının da buna göre artırılması gerektiğini vurgulandı.

-Askeri eğitim-

TSK’nın, kendisini Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ve onu önceleyen ilkelerin gerçek koruyucusu olarak gördüğüne işaret edilen raporda, şu ifadelere yer verildi:

"Sıkı bir eleme sürecinden sonra askeri okullara giren genç öğrenciler, ilk günlerinden itibaren Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni koruma ve kollamanın asli görevleri olduğu düşüncesiyle yoğruldukları gibi, bütün meslek hayatları boyunca bu doğrultuda düşünmeye ve davranmaya teşvik edilirler. Bu misyonun temel objeleri, diğer bir deyişle korunması gereken değerler silsilesinin başında gelenler, devlet otoritesi, ülkenin bütünlüğü ve laiklik ilkesidir.

Laiklik ilkesinin bu değerler manzumesi içinde yer bulabilmesinden de anlaşılacağı gibi, TSK kendisini sadece dış güvenlikten sorumlu görmekle yetinmemekte, ayrıca Cumhuriyetçi batılılaşma, çağdaşlaşma misyonunun da esas sahibi,taşıyıcısı olarak algılamaktadır.

Orduların demokratik rejimle birlikte yaşamayı öğrenmeleri kolay olmamıştır, olmamaktadır. Hiyerarşinin, disiplinin kayıtsız şartsız itaatin vurgulandığı bir örgüt kültüründe yetişen insanlar için, demokratik rejimin düzensiz, karar alma mekanizmaları çok yavaş işleyen, demagojiye izin veren bir rejim olarak algılanması kuvvetle muhtemeldir. Gerçekten da askerlerin anlayışında sivil siyasetçi imajı, kişisel menfaatler için ilke ve kural tanımayan, demagojiye başvurmaktan çekinmeyen, iyi niyetinden ve bilgisinden şüphe edilecek kişi profiline çok yakındır.

Böyle olunca da meşru kanallardan iktidara gelmiş olan sivillere itaat etme, onların denetimine açık olma fikrinin kabul edilmesi kolay olmamaktadır. Ayrıca, temel fonksiyonu güvenlik sağlamak olan bir yapılanmada ulusal güvenliğe yönelik tehditlerin abartılı bir biçimde algılanması söz konusudur. Bu da demokratik rejimin gerektirdiği özgürlüklerin aşırı bulunmasına yol açan bir etkendir."

-"Çift başlı yargı"-

Sivil, demokratik bir sistemde askeri gücün sivil otoriteye bağlı olduğu vurgulanan raporda, Türkiye’de anayasal süreç içerisinde askeri gücün ilk 1961 müdahalesinden sonra yapılan anayasa ile sisteme ağırlığını koymaya başladığı ifade edildi.

1961 Anayasası’nda Askeri Yargıtay’ın, askeri mahkemelerden verilen kararların temyiz incelemesini yapan yüksek bir mahkeme olarak düzenlendiği, böylece ceza yargılaması alanında Yargıtay’ın yanına bir ’Askeri Yargıtay’ konularak yargılama birliği ilkesine aykırı, çift başlı bir ceza yargılaması yaratıldığı kaydedildi. Daha sonra, askeri gücün, kendisine ceza yargılamasının yanında örneği bulunmayan bir Askeri Danıştay da yarattığına işaret edildi. Böylece idari yargıda gevşemeyle birlikte çift başlılık yaratıldığı, bu yüksek mahkemenin hukuki bir mantığa ve ilkeye dayanmadığı kaydedildi.

Raporda, şu görüşlere yer verildi:

"Her bakanlık kendi personeli için, kendi gölgesi altında yüksek mahkeme isteyebilir. Bu mantıktan hareket edilirse 800 bin personeli olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın idari işlem ve eylemlerine ilişkin davaların Eğitim Yüksek İdare Mahkemesi’nde İçişleri Bakanlığı’nın idari işlem ve eylemlerine ilişkin davaların da İç Güvenlik Yüksek İdare Mahkemesi’nde görülmesi gerekir.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, görev alanı daha da genişletilmiş haliyle 1982 Anayasasının 157. maddesinde yerini almıştır. Bu düzenleme ile artık AYİM askeri olmayan makamlarca tesis edilmiş olsa bile asker kişileri ilgilendiren idari işlem ve eylemlerden doğan uyuşmazlıkların yargı denetimini yapan ilk ve son derece bir yüksek mahkeme durumuna getirilmiştir.

Hatta askerlik yükümlülüğünden doğan uyuşmazlıklarda ilgilinin asker kişi olma şartı aranmayacaktır. Böylece sivil kişilerde askerlik yükümlülükleri ile ilgili davaların AYİM’de açacaklardır. Bu mahkemenin askeri yargıç üyeleri dışındaki subay üyeleri Genelkurmay Başkanlığınca her boş yer için gösterilecek üç aday içinden Cumhurbaşkanınca seçilmektedir. 1961 Anayasası ile başlayan süreç 1982 Anayasasında askeri gücün ceza ve idari yargısı ile kendisine ait, geniş ve etkili olduğu bir yargı alanı yaratması sonucuna ulaşmıştır."

Kubilay Çelik - AA

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;