Oral Çalışlar

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170725.png

Konuşma zemini yok olmasın

Cuma, 26 Ocak 2018 - 05:00

Türkiye, bölgedeki çok karmaşık dengeler içinde, kendi güvenliğini, geleceğini sağlama almak istiyor. ABD ve Rusya gibi iki süper devletin yüklendiği bir coğrafyada siyaset yapmak, yol açmak, kolay değil. Bu bir gerçek.

Siyasetçilerin gerginliğini, tepkiselliğini, bir noktaya kadar anlamak gerek… Ancak, konuşmaya ve tartışmaya ihtiyaç var. Makul, anlaşılabilir bir konuşma zeminini korumaya çalışmalıyız.

TSK’nın Afrin’e yönelik askeri harekat başlatmasından bu yana, işimiz iyice zorlaştı. “Yan bakma, yakarım ha!!!” diye özetlenebilecek bir “korkutma psikolojisi”, yaygınlık kazanıyor.

Böyle zamanlarda, haber yapmak, yorum yapmak, pek kolay değildir. Daha doğrusu, genel rüzgarın içinde yer alırsanız, mesele yoktur. Ancak, eğer “devleti yönetenlerin belirlediği ulusal ve uluslararası politikalar” kafanıza yatmıyorsa, orada sorun başlar.

Meslek ilkeleri

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin hazırladığı, mesleğin temel ilkelerini belirlemede bir zemin oluşturan “Gazeteciler Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin 17. maddesi aynen şöyledir: “17. Gazeteci, devleti yönetenlerin belirlediği ulusal ve uluslararası politikalar konularında önyargılara değil, halkın haber alma hakkına dayanır. Onu mesleğin temel ilkeleri ve özgürlükçü demokrasi kaygıları yönlendirir.”

Toplumsal duyarlık

Tabii ki, böyle zamanlarda, toplumsal duyarlığı dikkate alırsınız. Silahların konuştuğu, gencecik çocukların tabutlarının geldiği bir fırtınanın ortasındayız. Lafı tartarak söylersiniz. İtirazınız varsa bile, sözünüzü seçerek konuşursunuz. Bu kısımda sorun yok.

Konumuz, meslektaşlarımızın ve siyasetçilerin tutumu. Son derece zor bir süreçten geçtiğimiz için, dilimizi, üslubumuzu “kışkırtıcı olmayan” bir hale getirmemizde yarar var… “İhanet” suçlamaları ve "vatanseverlik" yarışları da, böyle dönemlerde, yükselişe geçiyor.

Öyle konuşmalar dinliyorum, öyle yazılar okuyorum ki, “Bu havada susup oturmak en iyisi” demek geliyor içimden. Yaşadığımız bunca olayı, bunca demokrasi deneyimini düşünüp, hayıflanıyorum.

Türkiye’nin üstünlüğü

Türkiye’nin diğer bölge ülkelerine üstünlüğü, demokrasisi ve çok partili rejim geleneğine/geçmişine sahip olması. Bunun ne kadar değerli bir birikim olduğunu şimdi daha iyi görebiliyoruz.

Bu konuyu bir iç siyaset kavgasının malzemesi haline getirmekten kaçınabiliriz. Geleceğe ilişkin kaygılarımızı, umutlarımızı, eleştirilerimizi ifade edebildiğimiz zemin ve ortamı korumak noktasında daha özenli olabiliriz.