Köyde toplanıp ilk treni görmeye gittiler

Kemaliye'nin Salihli Köyü'nden Şerife Ünal Sivas'a gelin gitti. Şimdi İstanbul'da Kemaliye düzeninde bir evde iki kuşak bir arada yaşıyor

Cumartesi, 27 Şubat 2010 - 05:00

Köyde toplanıp ilk treni görmeye gittiler

Doğduğu yerleri bırakıp İstanbul’a yerleşenleri anlatıyoruz. İstanbul’a göçen, ama doğduğu toprakları unutmayan, gelenek ve göreneğini burada da sürdürenler az değil. Bu anlamda, memleketlerinin hayat tarzını olabildiğince sürdüren bir Kemaliye evine konuk oluyoruz.

Serdar Ünal ve Kadriye Ayda Ünal çiftinin Kadıköy’deki Ziverbey semtindeki evlerinde sedirler üzerinde sohbet ediyoruz.

Evin büyüğü, birinci kuşaktan Şerife Ünal (87), Serdar Beyin annesi, Kemaliye’nin (eski adıyla Eğin) Salihli köyünden.

“Ben evlendikten sonra köyden çıktım, diye anlatmaya başlıyor. Eşimin Sivas’ta (Devlet Demir Yolları’nda) vazifesi olduğu için götürdü, Sivas’a gittik. Bir çocuğum vardı Sivas’a gittiğim zaman. Sivas’ta 9 ay kaldıktan sonra, kayınvalide, kayınpeder istediler, tekrar Salihli Köyü’ne döndük. Orda bir çocuğumuz daha oldu.”

“Etti iki.”

“Köyde iki-üç sene kaldıktan sonra tekrar Sivas’a gittik. Sivas’ta bir çocuğumuz daha oldu; kız.”

“Etti üç.” “Üç sene sonra bir oğlumuz oldu.”

“Etti dört.” “Dört. Yedi sene sonra bir oğlumuz daha oldu.”

“Etti beş.”

“Evet, beş; ikisi erkek, üçü kız. Büyük kızım Antalya’da evli, ikinci kızım İstanbul’a, üçüncü kızım Kanada’da Türkle evli.”

Şerife Hanım 40 yıl Sivas’ta yaşadıktan sonra, eşinin emekli olmasıyla İstanbul’a gelirler. Eşi 8 yıl önce vefat ettikten sonra oğlu Serdar ve gelini Kadriye ile birlikte yaşıyor. Yazları köyleri Salihli’ye gidiyor.

“Üç dört ay köyde kalıyorum. Orda akrabalar da var. Hemşehriler de var. Burda 50 daireli apartmanda oturuyoruz, çok azını tanıyoruz. Sivas’ta geçirdiğimiz günler çok iyiydi, çok özlüyorum ben.”

Kapı tokmaklarının cinsiyeti

Serdar Beyin eşi Kadriye Ayda Ünal’ı Kemaliye, Folklor Turizm Derneği’nde ziyaretimizde tanışmıştık. Eşi Serdar Bey de bu derneğin üyesi. Ayrıca Kemaliye Vakfı’nın da üyeleri. Kadriye Hanım, aile kökeni Eğinli, kendisi İstanbul doğumlu olmakla birlikte, milli folklorcu kimliğiyle her yörenin oyunlarını oynuyor, Kemaliye oyunlarına ağırlık veriyor. O da bir folklorcu. Evinde, artık antika olan ve tarihi değer taşıyan giysileri var. Evin hemen her köşesinde Kemaliye’den ve de köyden bir parça görüyorsunuz.

Örneğin, bu eşyalardan biri olan ve Salihli Köyü’nde evlerin dış kapılarında kullanılan iki ayrı tokmağın ilginç bir işlevi ar. Erkek konuk geldiğinde tok sesli büyük tokmakla kapıyı çalıyor. Evdeki kadınlar kızlar ona göre kılığını kıyafetini düzenleyip kapıyı açıyorlar. Gelen kadın ise, yumuşak ses veren küçük tokmağı kapıya vuruyor. Ev halkı ona göre düzenleyip konuğu buyur ediyor.

Treni ilk görüş

Şerife Ünal’ın 87 yıllık yaşamında unutmadığı anılarından birini, treni 1939 yılında ilk kez görüşünü anlatıyor:

“İlkokuldaydık o zaman. Tren geliyor, dediler. Biz gidip treni göreceğiz, dedik. Köyün çocukları, büyükleri toplandık, 30 kişi var; at sırtında 4 saat gittik tren görmeye. Bağırtaş istasyonunda treni gördük, ama gelişini görmedik de orda duruşunu, lokomotifini gördük. Bir düdüğünü çaldırdılar, onu dinledik. Biraz oturduk orda, piknik yaptık; köye döndük geldik.”

İlkokuldayken ilk kez gördüğü trene, evlendikten sonra Sivas’a giderken ilk kez binmiş Şerife Hanım Teyzemiz. Erzincan bitmiyor; ilerde yine döneceğiz.

Nizip’te kalanlar yüzde 8

İlçe İstanbul’a göç veriyor, Şanlıurfa’dan göç alıyor.

İstanbul’da Güngören’de Nizipliler’in buluştuğu hemşehri derneğinin lokalindeyiz. Eşyanın tabiatına uygun olarak bir kahvehane niteliği taşıyor burası; hemşehrilerin ilgisini çekip, hoşça vakit geçirmelerini sağlamak için. Bir köşede dernek başkanı Ali Ağır’ın masası. Masasında bilgisayarı ve telefonu var. Burasının “Sabah dokuz, akşam yedi” açık olduğunu söylüyor. Dernek 750 üyeli, ama çok azı aidat ödüyor. Peki, derneğin işleri nasıl yürütülüyor? Başkan Ağır’ın verdiği yanıt, aynı durumdaki başka dernekleri de kapsıyor:

“Yönetim kurulu üyeleri var. Onların hali vakti yerinde. Ayrıca bazı zenginlerimiz yardımcı oluyorlar. Bu şekilde götürüyoruz.”

Başkandan öğrendiğimize göre, 400 bin nüfuslu Güngören’de 20 bin Nizipli yaşıyor; çoğu bakkal, lokantacı gibi esnaf. Ayrıca orta ölçekte Nizipli sanayiciler de var, ama çoğunlukla Başakşehir, Bahçelievler, Avcılar gibi semtlerdeki evlerinde oturuyorlar. Dernek lokalindeki sohbetimize lokalin sakinleri de katılıyor. Başkan Ali Ağır, bütün Niziplilerin memleketleriyle “irtibatlı” olduğunu anlatıyor:

“İki ayda, üç ayda bir memleketlerini ziyaret ederler. Memleketten çıkıp buraya gelen arkadaşlar memleketini unutmuş değil.”

Nizipliler Güngören’in bazı sokaklarında yoğunlaşıyor. Örneğin, İkbal, Aydınlar, Bülbül, Tayfun, Bağcı sokaklarında dükkan ve oturulan evlerin yüzde 80’e yakınının Nizipli olduğunu söylüyorlar.

Ali Ağır’ın eşinin de Nizipli olacağını düşünüyoruz, ama o: “Bana Nizip’ten kız vermediler” diyerek kahkahayı basıyor ve Düzce’den evli olduğunu söylüyor. İki kız, biri erkek üç çocuğu var.

Körfez krizi

Sohbete katılanlardan Bablı Tekin (48) ile tanışıyoruz. Herhalde siz de bizim gibi Bablı adını merak ettiniz. Arapça kökenli bir isimmiş, Suriye’de Bab adında bir yer varmış. Çok eskiden bir din uleması Bablı imiş. Bablı adı ondan ötürü isim olarak kalmış. Kısaca böyle anlatıyor. Bizim Bablı Tekin, on kardeşten biri. Kardeşlerin beşi İstanbul’da, ötekiler Ankara’ya, başka şehirlere dağılmış. İstanbul’daki kardeşler, oto tamirciliği, tekstil işinde çalışıyor. Bablı Tekin ise patron olarak tatlıcılık yapıyor. İstanbul’a gelişini anlatıyor:

“Körfez krizi oldu ya ne; bizim oralarda sanayi manayi, esnaf çöktü, biz de geldik buralara işte. Doksan üçtü(1993) o zaman. Akrabalardan çok gelen oldu; biz iki kardeş geldik. Ama Nizip’ten gelen çok oldu.”

Nizip göç veriyor, ama bir yandan da göç alıyor.

“Biz buraya geliyoruz, bizim yerimize de başkaları geliyor. En çok Urfa’dan (Şanlıurfa) geliyorlar. Şu anda 120 bin nüfusu var Nizip’in. Ama bizim belediye başkanının tabiriyle Nizipli olarak, Nizip’te yüzde 8 Nizipli kalmış, hepsi göç etmiş.”

Hemşerilere bedava yemek

Bablı Tekin, derneğin yönetiminde Sayman üye. Dernek çalışmaları hakkında bilgilendirme fırsatını kaçırmıyor; başkanın ve öteki hemşehrilerin de katılımıyla adeta brifing veriyorlar:

“Bizim ayda bir kez yöresel kahvaltımız var, saat dokuzdan on ikiye kadar. Nohut ve kavurma günü. Ciğer kavurması ve nohut dürümü. Biz bunları üyelerimize ücretsiz veriyoruz. Üç-yüz 350 kişi geliyor, 400 ekmek gidiyor. Ailecek geliyor herkes. Dışarıya da masa atıyoruz. Biri yiyip gidiyor, öbürü geliyor. Önce biz yönetim kurulu olarak bu kahvaltıyı veriyorduk; sonra bazı hemşehrilerimizi biz de katılalım, dediler. Gönül işi bu. Şimdi burada çay kahve de beleş. (Başkan düzeltiyor: ücretsiz yani.) Yılda bir kez de pikniğimiz var; genellikle Belgrad Ormanı’na gidiyoruz.

Ramazanda kurban yardımlarınız oluyor. Ramazan’da 350 aileye erzak dağıttık.”

“Belediyenin de erzak dağıttığını hatırlatarak, gıda masrafının karşılanmış olacağını söylüyoruz. İtiraz ediyorlar:

“Bize vermediler. Verseler de bizim hemşehriler almaz yani.”

Bu arada Güngören’de Nizipli sekiz lokanta olduğunu öğreniyoruz. Bunlardan biri sabahları nohut dürümü yapıyor.

Dini yapılanma göçü tetikliyor

Adnan Şahin, giderek muhafazakârlaşan illerden, çocuklarını o ortamda yetiştirmek istemeyenlerin İstanbul’a göçtüğünü söylüyor.

Anadolu’dan İstanbul’a göçün iki ana grupta değerlendirilebileceğini anlatmıştık. Bu iki grubu kısaca anımsatalım. Birinci grup yoksullukla beş edemeyip aş ve iş umuduyla gelenler. İkinci grup ise, hali vakti yerinde ve girişimci ruhu olan, ama bakındığı yerin olanakları buna karşılayamayanlar; yani doğdukları yer kendilerine dar gelenler.

Tokatlı Adnan Şahin’i ikinci grubu sokabiliriz. Tokat İl Özel İdaresi’nde çalışırken, Çekül Vakfı kurumu ve Başkanı Prof. Dr. Metin Sözen tarafından keşfediliyor. Çekül ile birlikte daha sonra kurulan Tarihi Kentler Birliği’nde ve Kelkit Havzası Platformu’nda yıllarca çevre ve kültür varlıklarının korunması çalışmalarında etkin görevler üstleniyor. Emekliliğine yakın eşiyle birlikte yöresel yemeklere dayalı bir lokanta açıyor. Yani ekonomik sıkıntısı yok, ama yaptığı işi geliştirmek, daha geniş kitlelere yaymak için Tokat dar geliyor. Buna çocuklarının eğitim gereksinimi de eklenince İstanbul’a göçüyorlar. Bir ortakla birlikte, İstanbul’un “in” semtlerinden Galata Kulesi meydanında Türkiye’nin her yöresinin yemeklerini sunan Kiva Han adında bir lokantayı işletiyorlar. Eşi Deniz Hanım mutfakta, kendisi de yönetimde çalışıyorlar. İki çocuklarından birini Bilgi Üniversitesi’nde, öteki ilköğretimde okuyor.

Adnan Şahin’e Tokat’tan hangi yıllarda yoğunlaştığını soruyoruz.

Kültür geliştirme göçü

“Bana göre 1980’lerde yoğunlaştı. Bu belki biraz siyasi yaklaşım olacak, ama Tokat’ın kültür seviyesi geriye doğru gidiyor. Bu, belli seviyedeki insanların şehri terk etmesine sebep oluyor. Sadece fakirlikten terk etmiyor.

Tokat’ta farklı kültürler vardı, bu kültürlerin çoğu hemen hemen kayboldu. Tek düze, dine eksenli bir yapılanma var, bu yalnız Tokat’ta da değil; Çorum, Amasya, Gümüşhane, Giresun, Erzincan, bizim de bildiğimiz bölgeler bunlar, özellikle söylüyorum, yoğun olarak bu var. Sadece ekonomik kaygılarla göç yaşanmıyor. Adam, ben çocuğumu burada yetiştirmek istemiyorum, diyor. Amasya, bundan en az etkilenen ildir, çünkü o zaman ilçeleri gelişmiştir, Çorum da biraz öyle. Bizde güçlü ilçelerden değil, güçsüz ilçelerden göç geldi ve Tokat’ı geriye doğru Erbaa’dan gelseydi, Tokat bugün iki misli olurdu. Gelişmiş yerlerde halk göçü tutuyor, durduramıyor.”

Peki, çözüm nasıl olmalı, diyeceksiniz.

“Çözüm basit, diyor Adnan Şahin, yerelde bu işi çözmek lazım. Sıkıştırdığınız insanlar bir yere gider. Önce kültürde çözeceksin. Çünkü kültür, ekonomiyi tetikler. Kültürlü adamın iş yatırımı da farklı oluyor. Siz Tokat’ta sinema açtığınızda sinemaya gelebilecek insan lâzım.”

Çevresine ve dünyaya sorgulayıcı gözlerle bakan Adnan Şahin’in Anadolu’da yanlış yatırımlar ve İstanbul’a göçenlerin hangi işlerde yoğunlaştığı konularında, ilginç gözlemleri var; onları da bir başka gün anlatacağız.

BÖLGELERDEN İSTANBUL’A GÖÇ VE DERNEKLEŞME

En fazla hemşehri derneğine sahip bölge: MARMARA

Marmara Bölgesi İstanbul’da hemşehri derneğine sahip bölgeler arasında dördüncü sıradadır. Marmara bölgesindeki köy nüfusunda %21,00 artış şehir nüfusunda %28,26 artış olduğu görülmüştür. Toplam nüfus artışı ise %26,69’dur. Son iki nüfus sayımı sonuçları Marmara bölgesindeki nüfusun köylerde ve kentlere artığını ve nüfus artışının en çok bu bölgede olduğunu göstermektedir. İstanbul’un bu bölgede yer alması, bölgenin en fazla göç alan bölge durumuna gelmesine neden olmuştur. İstanbul’da Marmara bölgesine ait en fazla dernek sayısına sahip il Bursa’dır. İstanbul’daki adında İstanbul geçen dernekler ise hemşehri dayanışma derneği niteliği taşımamaktadır. Bu dernekler daha çok şehir kulübü niteliğindedir. Marmara bölgesinde İzmit ve Bursa gibi ekonomik olarak gelişmiş illerin bulunması İstanbul’un bu illerden göç almasını engelleyen nedenlerden biridir. Bu yüzden İstanbul’da Marmara bölgesine ait hemşehri derneklerinin sayısı tüm hemşehri derneklerinin %0,3’ünü oluşturmaktadır. (Kaynak: Sivil Toplum Kuruluşları ve Kültürel Etkinlikleri, Doç. Eyüp Dursun Ergür, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2006)

‘Başkan koş! Bizim Laz bölgesine Yunanlılar geldi’

Karadeniz insanının yurtseverliği ya da milliyetçiliğiyle ilgili bir olayı Karadeniz Sivil Toplum Kuruluşları Konfederasyonu Genel Başkanı Hasan Ekşi’den dinliyoruz: “Yunan bandıralı bir gemi gelmişti 2000 yılında. İki bin kişi vardı içinde. İndi insanlar, Karadeniz’in köylerine dağıldılar. Rize Dernekleri Birliği Başkanı telefon etti: ‘Yahu Başkan, bizim Laz bölgesine Yunanlılar geldi, köyleri geziyorlar, ‘Gezsinler, dedim, ne var bunda?’ ‘Yok, dedi, burda bir şeyler oluyor; sen gel bir kere’ Gittim baktım, köylü vatandaşımıza para dağıtıyorlar. Ve köylü vatandaşa: ‘Sen 2-3 sene önce bizdendin. Biz aynı dindeniz. Sen Pontus Devleti’nde Rumdun, diyorlar. Yaşlı köylü kadın düşünüyor şimdi. Acaba öyle mi, diyor. Belki öyleydi, ona bir şey diyemiyorum da, Türkiye’de bunları söylemenin anlamı ne?” “Misyonlar bunlar herhalde. Nerde oluyor bu?” “Rize’de Ardaşen’in yakınlarında.”

 

HAZIRLAYAN: NAİL GÜRELİ

[email protected]

5