Kredi faizlerinde düşüş sürer mi?

Cuma, 15 Ocak 2010 - 05:00

Katıldığım bir Anadolu toplantısında, bir küçük ve orta boy işletme (KOBİ) sahibi, konuşmacı bankacıya şu soruyu yöneltti: “Yüzde 25’lere varan kredi faizlerini ne zaman aşağıya çekeceksiniz?”

Banka genel müdürü, “Bizde o kadar yüksek faiz yok, epey aşağıya çekildi” yanıtını verdi, ancak işadamı pek tatmin olmadı. Çünkü, görüştüğü banka ya da bankalardan böyle bir oranı almıştı. Sonra anlaşıldı ki, bankalar, kredi vermek istemedikleri için, faizi yüksek tutmuş, ‘Gelme’ mesajını vermişlerdi. Şirket, diğer bankalara borcunu ödemek, suni teneffüsle hayatını sürdürmek için kredi arıyordu.İşleri bozuk, müşterisi de yoktu.

İşi iyi olan, bankaların kredi kriterlerini yerine getirene ise oranlar, 6-7 ay öncesine kadar epey gerilemiş durumda...

Rifat Hisarcıklıoğlu’nun basına yansıyan bir tablosu vardı. Faiz oranlarını yüzde 30’larda gösteren... O dönem tablonun önemli bölümü doğru, bir kısmı abartılıydı. Şimdi o tablo ciddi ölçüde değişmiş durumda...

Büyükler daha şanslı!

Büyük holdinglerden, sorunlu KOBİ’lere kadar kredi faiz oranlarını ortaya koyan tabloyu, bankacılarla konuşarak yeniden gözden geçirdim. En son bu tabloyu Mayıs 2009’da, bu köşede yayınlamıştım. Şimdi aradan uzun bir zaman geçmiş. Tabloya bakarsanız, hem büyük hem de diğer tip şirketlerin oranlarında ciddi gerileme var. Peki gerileme 2010 yılında daha da devam eder mi? Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Erün, “2010 yılının ilk yarısında böyle gider” diyor ve ekliyor: “İkinci yarıda oranlar bir miktar yükselebilir.”

Ancak, benim gördüğüm kadarıyla, bankalar, tahvil ve bono piyasasından, kredi cephesine döndükçe, özellikle KOBİ’lerin durumu ile aldıkları oranlar daha da iyileşecek.

2010’da neler olabilir?

İhracatı olan, kriterlere uygun ve iç pazarda müşteriye sahip KOBİ’lerde tablodaki oranlarda bir miktar iyileşme daha bekliyorum. ‘Suni teneffüste’ olanların kredi sorunu ise hep devam edecek. Onlara, şimdilik Kredi Garanti Fonu bile çözüm olmayacak gibi görünüyor. Üstelik bu konuda henüz mesafe de alınabilmiş değil. Alınsa bile, bankalar, kredi verebilmede aynı kriterleri arıyorlar.

13 ay beklenmeseydi, IMF büyümeye etki yapar mıydı?

IMF ile bir önceki stand-by anlaşması Mayıs 2008’de bitmişti. Sonraki anlaşma için Aralık 2008’de başvuru yapıldı. Aradan 13 ay geçti. Şimdi anlaşmasının eli kulağında... Son dakika sürprizi olmasa, yeni bir stand-by dönemine gireceğiz. Peki madem bu anlaşma yapılacaktı, fıkrada olduğu gibi, ‘Biz bu dayağı neden yedik?’ İş dünyasının bir bölümünde bu sorunun yanıtı aranıyor. Çünkü, her konuda olduğu gibi, yönetici ve iş insanları da ikiye bölünmüş durumda... Bir tarafta ‘IMF anlaşmasını büyüme için şart görenler’ var, diğer tarafta ise tam karşıt grup...

IMF anlaşmasını destekleyenler, ‘Büyümeyi birkaç puan katkı yapar’ düşüncesindeler... Bu görüşe ay başında konuştuğum Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz da katılıyor. “IMF anlaşması büyümeye kaç puan katkıda bulunur” diye sorduğumuzda, “Araştırma birimimiz bu konuda bir çalışma yaptı, sonuca ulaştı. Ancak, rakam açıklamak doğru olmaz” demiş ve eklemişti: “Olumlu katkısının olacağı kesin.”

‘IMF büyümemizi istemiyor’

Başbakan Tayyip Erdoğan, Kasım 2008’de, Washington’da, Brooking Enstitüsü’nde yaptığı konuşmada şunları söylemişti: “IMF bize diyor ki, ‘büyümeyi yüzde 2’ye indireceksin.’ Bir ülke için büyüme bir hedeftir... Biz kalkıp 2 dersek, piyasalar çok daha endişeli, sıkıntılı duruma gelir.” Başbakan, büyüme için IMF’ye karşı çıktığını söylemişti. Ancak, Türkiye, 2009 yılını büyük olasılıkla yüzde 6 küçülme ve 1 milyon civarında yeni işsiz ile kapatacak. IMF anlaşması olsa yine küçülecektik, işsizlik yine artacaktı. Buna rağmen belki küçülme 1-2 puan aşağıda kalacak, birkaç yüzbin kişi işini koruyacak, daha az sayıda şirket zora girecekti. Ama ‘IMF anlaşmasına ihtiyaç yok’ diyen güçlü cepheye rağmen, Türkiye’nin hızlı büyüme için kaynak bulması gerekiyor. Türkiye’ye yüzde 3-4’ler artık yetmez. Yüzde 5 ve üstü için yeni kaynak gerekiyor. IMF kaynağı bunu sağlayacak gibi görünüyor.

Ünlü fon yöneticisinden 2010 yılı değerlendirmesi

Yeni yıla girdik ama hâlâ kafalar karışık... Karşılaştığım işadamı ve yöneticiler hep, ‘Nasıl bir yıl olacak’ sorusunun yanıtını arıyor. Açıkçası ben de bu sorunun yanıtının peşindeyim. Mümkün olduğunca çok işadamına soruyor, bu alanda adı geçen kurumların raporlarına bakıyorum. Son olarak elime Black Rock adlı yatırım şirketinin, daha doğrusu başkan yardımcısının raporu geçti. 3.2 trilyon dolarlık fon yöneten şirketin başkan yardımcısı Bob Doll’u önemsememin nedeni, 2009 yılına yönelik yaptığı 12 tahmininden 7’sinin doğru çıkmış olması... Bob Doll’ün tahminlerinin, 2010’u algılamaya çalışanlar açısından önemli olduğunu düşünüyorum. İşte o tahminlerden bazıları:

1. ABD, yüzde 3 üstü büyümeyle, diğer gelişmiş ülkelerden daha iyi performans gösterecek.

2. ABD’de işsizlik yüksek kalacak ama pozitif iş üretimi başlayacak.

3. Şirketlerin kârı, verimlilik nedeniyle dikkati çekecek şekilde artacak.

4. Enflasyon, gelişmiş ülkeler için bir risk oluşturmayacak. Ancak, petrol ve altın yukarı gidecek.

5. Hisseler iyi performans gösterecek, S&P endeksi yüzde 12 daha yükselecek.

6. Gelişmekte olan ülke hisseleri çok iyi performans gösterecek.

7. Sağlık, teknoloji ve Telekom şirketleri gözde olacak.

8. Daha fazla satın alma ve birleşme gerçekleşecek.