Kriz, AK Parti'ye yaramadı...

a
a
Cumartesi, 20 Şubat 2010 - 05:00

Durum, AK Parti açısından hiç parlak değil. Yargı krizi, giderek iktidarın aleyhine işlemeye başladı. Hele, iktidar-TSK çekişmesi ile karşılaştırıldığı taktirde, durum daha iyi anlaşılabiliyor. AK Parti’nin TSK ile sürtüşmesi başkaydı. Her şeyin başında, TSK’nın, bazı demeç ve tutumları, AK Parti’nin tehdit edildiği izlenimi doğuruyordu.

Şimdi ise durum farklı. Yargı krizi çok soyut. Kamuoyu kimin ne yaptığını, kimin suçlu kimin suçsuz olduğunu anlayamıyor. Yani, AK Parti bu defa mağdur durumda değil. Kamuoyunun bir bölümünde, tam aksine “yargıya hakim olmadığı, iyi yönetemediği” izlenimi giderek artıyor. Yaşanan karmaşayı bir an önce durduramadığı taktirde, bu izlenimin daha da yaygınlaşması tehlikesi var.

Özetlemek gerekirse, seçim öncesinde iktidarın elini çabuk tutması ve kavga etmek yerine, durumu kontrol altına alması ve tartışmaları yatıştırması şart. Hele bu durumun kendilerine yaradığını düşünüyorlarsa, işte o zaman büyük bir hayal kırıklığına uğramaları işten değil. Bugünler kabadayılığın zamanı değil, aksine uyum ve sükûnet gerekiyor.

Böyle istihbaratçıdan ne yarar gelir ki?..

Ramazan Akyürek’i tanımadım. Çalışmalarını da değerlendirecek bir konumda değilim. Ben de sizin gibi, Akyürek’i gazetelerde çıkan haberlerden tanıdım. Özellikle de, Hrant Dink’in göz göre göre öldürülmesiyle sonuçlanan, ünlü “istihbarat gaflarında” adı ön planda geçtiği için duyduk. Eskiden, Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanı’ydı.

Hrant Dink cinayetinde, istihbarat bilgilerini yeterince değerlendiremediği için bir süre önce görevden alınmıştı. Bakanlık “takdir hakkını” kullanmış ve Akyürek’i başka bir göreve vermişti.

Mahkeme, bakanlığın başka bir gerekçe göstermediği ve sadece “takdir hakkı” da gerekçe sayılamayacağı için, görevine dönmesi kararını verdi. Mahkemenin kararını tartışmıyorum, ancak kamuoyunda, Hrant Dink cinayetinde sorumluluk payı bulunduğu konusunda genel bir kanaatin oluştuğu, bakanlığın iki defa görevden almak istediğini açıkladığı birinin şimdi nasıl “yararlı” olabileceğini soruyorum. Hem de, “İstihbarat Daire Başkanlığı” gibi, son derece önemli ve duyarlı bir görevde bulunan, ancak bakanlığın-kamuoyunun güvenini kaybetmiş bir memurdan nasıl verim alınabilir ki?.. Düşünebiliyor musunuz, bakan onu görmek dahi istemiyor... Medyada görevini doğru yapamadığına dair yazılar yazılıyor ve Emniyet Müdürlüğü’nün istihbaratı, mahkeme kararıyla bu kişiye veriliyor.

Olacak şey mi bu? Akyürek çok iyi bir istihbaratçı, çok sorumlu bir polis olabilir. Kişiliği ve yetenekleri de mutlaka mükemmeldir, ancak şu veya bu nedenle yaralanmıştır. Sıcağı sıcağına, göze sokarcasına sınıfta kaldığı bir işin başına getirilmemelidir.

Doğru dürüst işleyen demokrasilerde, nice bakanlar, valiler veya müdürler hiç suçları bulunmasa dahi, kendi sorumluluk alanında çalışan kişilerin hatalarının kurbanı olmuş ve istifa etmek zorunda kalmışlardır. T.C. Devleti hâlâ, Hrant Dink cinayetindeki suçunu kabullenmiyor. Hâlâ, ihmaller dizisini görmek istemiyor.

Bu da yetmiyormuş gibi, yaranın üstüne acı sos döker gibi Akyürek’i eski görevine iade ediyor. Bu, hem sisteme hem kamuoyu vicdanına hem de Akyürek’e kötülük etmekten başka bir şey değildir.

Müftü ile hoca aydın olunca

Mudurnu’ya hiç gitmemiştim şimdi ise aşık oldum. Tavsiye ederim, mutlaka gidin. İstanbul veya Ankara’dan kara yoluyla 2,5 saat sürüyor. Beni asıl şaşırtan Yeniceşıhlar köyü oldu (www.yekuder.tk). Sadece bir cennet değil, aynı zamanda bir model. Bizi oraya Mehmet Cantürk (Hacı Şakirler Konağı işletmecisi) götürdü. Aydınlık, yemyeşil bir köy. Hele köyün ortasında, okul çağındaki çocuklar için yapılmış bir kütüphane, bir bilgisayar ve bir de çalışma odasından oluşan bina var ki, hayran oldum. Tertemiz, düzenli. Çocuklar evlerine tıkılmak ve kahve köşelerinde oynamak yerine, akşam okul dönüşü bu sıcak yerde ders çalışıyor, internete giriyor ve kitap okuyor. Necdet Akay (köyün kültür ve dayanışma derneği başkanı) anlattı. 40 haneli köy kendi parasıyla yaptırmış. 1970-80’lerde bu köydeki müftü ile imamın aydın kişiler olmaları sayesinde, tiyatro dahi oynayabilmişler. O gün bugün de, gelenek bozulmamış. Muhtar Erol Cantürk de, şimdiki imam da pırıl pırıl insanlar. Murat Sungar, Caner Tunaman ile Yeniceşıhlar’a hayran kaldık.

Hacı Şakirler Konağı

Sevgililer Günü aynı zamanda arkadaşım Emekli Büyükelçi Murat Sungar’ın da doğum günü. Bir taşla iki kuş vurmak amacıyla İstanbul’dan bir grup arkadaş, Ankara’dan onlar, orta yerde buluşalım, hafta sonu geçirelim istedik. Araştırdık, soruşturduk, Mudurnu’da Hacı Şakirler Konağı’nda karar kıldık.

İyi ki girmişiz.

İstanbullu genç bir işadamına ait olan ve eski Turban’cı Mehmet Cantürk’ün işlettiği bu 6 odalı pansiyon 155 yıllık. Bir de Yeniceşıhlar köyünde dağ evleri var. Cumartesi sizi öğle vakti dağ evlerinde ızgaralarla ağırlıyorlar. Akşam yemeği ve sabah kahvaltısı otelde. Yöresel yemekler nefis, tereyağı ki artık yemiyoruz(!) cennetlik...

Mudurnu’da bir de tarihi hamam var, onun da keyfine vardık. Zaten Mudurnu, kendi deyimleriyle “eski Safranbolu”. Konaklar yavaş yavaş restore ediliyor.

İstanbul’dan Mudurnu’ya Akyazı üzerinden gittik. Göynük üzerinden döndük. Oraya da bayıldık. Manzara, hele ilkbaharda enfes. Yollar daha yapılıyor. Göynük tarafı biraz meşakkatli ama bitince harika olacak.

Meslek hayatımın çifte taçlanmasını yaşadım

İnsanoğlunu en çok keyiflendiren, ona güç veren, teşvik eden en güzel gelişme, yaptıklarından dolayı ödüllendirilmesidir. Ödülün küçüğü-büyüğü veya önemlisi-önemsizi yoktur. Bir ziraat kooperatifi, bir enstitü veya bir lisenin verdiği ödül beni nasıl mutlu ederse, haber Oscar’ı da insana aynı keyfi veriyor. Radyo ve Televizyon Gazetecileri beni iki ödülle taçlandırdı. Hem Kanal D Ana Haber, hem de CNN TÜRK haber kanalının genel yayın yönetmeni olarak, sorumluluğunu aldığım bu iki işin de ödüllendirilmesi beni inanılmaz mutlu etti. Meslek yaşamında böylesine iki hedefi birden başarmak, gerçekten herkese nasip olmuyor. Bu güzelliği bana yaşatan Kanal D ve CNN TÜRK ekiplerine teşekkür borcum var. Bana en güzel hediyeyi onlar verdiler.

Gündüz Gölönü, EKAV’daki sergisiyle döndü

25 yıldır Amerika’da yaşayan ressam Gündüz Gölönü, Süzer Plaza’daki EKAV ART GALLERY’deki sergisiyle hayranlarına kavuştu. “Etimoloji-art” adlı sergide Gölönü, sanatının “tarihe dayalı bilimsel araştırmalardan yola çıktığını” söylüyor. Mitolojiden kahramanlardan tutun, “banyo serisi”, “tiyatro serisi” gibi eserleri görülmeye değer. Kaçırmayın! Sergiyi gezemeyenler www.ekavart.com adresinden resimleri görebilirler.