Krizde kaç şirket battı?

Salı, 25 Ağustos 2009 - 10:35

Büyük bir perakende şirketinin genel müdüründen şu değerlendirmeyi duydum:
“Galiba Başbakan biraz haklı çıkıyor. Amerika’ya, Almanya’ya, İngiltere’ye bakın, inanılmaz iflaslar oluyor. Almanya’da 3 büyük perakendeci battı, sadece burada 40 bin kişi işsiz kaldı. Türkiye’de büyük iflaslar olmadı, her şeye rağmen iyi atlattık.”
Yönetici dostumun amacı ‘Her şeyin güllük gülistanlık’ olduğunu ileri sürmek değil...
Büyüme, ihracat ve işsizlikteki müthiş bozulmayı kabul ediyor. Ancak, Amerika’daki gibi büyük banka batışlarının bizde olmadığının, hiçbir sektörde büyük şirketin batmadığının altını çiziyor. Böyle bakarsanız, hiç de haksız değil. Türkiye şirketlerin ‘ölümü’ açısından kazayı iyi atlattı.
Sadece AB, Japonya ve Amerika’dan oluşan 3 coğrafyada 2008 yılında 250 bine yakın iflas gerçekleşti. 2009 yılında buna yakın iflasın olabileceği tahmin ediliyor.
Ne kadar şirket battı?
Türkiye’de iflas rakamları düzenli olarak yayınlanmıyor... Sadece TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu), şirket ve kişisel işletme açılış ile kapanış
verilerini açıklıyor. Bunlardan da sağlıklı bir veriye ulaşmak mümkün değil. Üstelik, Türkiye’de şirket kapamak da o kadar kolay değil. İşlemlerin zorluğu nedeniyle pek çok şirket battığı ya da işlevsiz hale geldiği halde, ‘uykuda’ tutuluyor.
TÜİK’in verilerine bakarsanız, son 6 ayda kapanan şirket sayısı 6 bine, ticaret işletmesi ise 23 bin 500’e ulaşmış. Bunların gerçek tabloyu ortaya koymadığı kesin.
Türkiye’nin gerçek tablosu Geçenlerde TOBB’da ve Anadolu’da etkin bir işadamı ile bu konuyu konuştum. Anadolu’yu yakından izlediği, zora giren bazı şirketleri hayata kazandırmaya çalıştığı için rakamlara hakim olduğunu biliyorum. Onun bilgilerinden bazı tahminler yapmak mümkün.
Sanayi şirketlerinde ‘zora girmiş’, ‘batma aşamasına gelmiş’ şirket sayısı, yüzde 1 civarına ulaşmış.
Türkiye’de Sanayi Bakanlığı veri tabanına kayıtlı 72 binin üzerinde sanayi şirketi bulunuyor.
Bunların yüzde 1’inin ‘çok zorda’ olduğu tahmin edilirse, 7 bin rakamına ulaşılıyor.
Aynı işadamına göre, zora girme oranı, ticaret, hizmet ve perakendede biraz daha yüksek...
Bu sektörlerde oran yüzde 2’leri aşabilir.
Buradan şöyle bir hesaba ulaşmak mümkün...
Türkiye’de 530 bin şirket var. Bunların bir bölümü, tahminlere göre 100 bini faal değil.
Geriye kalıyor 430 bin şirket... 72 bini sanayi, 360 bini de hizmet, ticaret ve perakendede...
Böyle bakarsak, yaklaşık 15 bin şirketin zorda olduğu söylenebilir.
Bu işin şirket tarafı... Türkiye’de kişisel girişimlerle birlikte 2.1 milyon işletme var. Onların durumunu tahmin etmek ise çok zor görünüyor.

Borsalarda neler yaşanıyor?

 Türkiye’de borsa, yatırımcının aklına, düşerken değil de çıkarken gelir. O nedenle son birkaç aydır oldukça fazla soru alıyorum. Borsa
uzmanları, ‘Kâr satışları gelebilir’ benzeri değerlendirmeler yapsa bile, İMKB, 6 ayda neredeyse ikiye katlandı, dünyada Peru’nun arkasından ikinci sıraya oturdu. Bir borsa uzmanının belirttiği gibi, ‘Şimdiye kadar eşi benzeri görülmemiş bir ralli’ dönemi yaşanıyor. Beklenenden hızlı ve tahmin edilenden daha yüksek oranlı...

Bazı uzmanlar gibi ben de bu tür ekonomik gelişmeler yaşandığında, geçmişteki benzer dönemlere bakarım... Geçmiş kriz ve durgunluk sonralarında borsaların izledikleri rota, gelecek için bir miktar ipucu verebilir. Geçmişin analizinden çıkan sonuçların özetini tabloda bulabilirsiniz. 1920’lerden bu yana, durgunluk sonrasında Amerikan S&P Endeksi’nin ne yönde hareket ettiğini ortaya koyan tablo, içinde yaşadığımız yükselişin, ilk sırada olduğunu gösteriyor. S&P Endeksi, 1929 bunalımındaki düştüğü yerden, 1933’ün sonuna gelindiğinde yüzde 44 oranında yükselmiş.
Son krizde ise endeks 9 Mart 2009’da 6500’leri görmüştü. 21 Ağustos Cuma günü 9500 düzeyinden kapandı. Bu yüzde 46 yükseliş anlamına geliyor. Yani Amerikan borsaları, bir kriz sonrasında yaşanan en yüksek çıkışı yakalamışlar. Bu performansla Büyük Buhran sonrasını bile aşmışlar. Üstelik yükseliş 6 ay gibi kısa sürede gerçekleşmiş.
Yani 165 gün sürmüş. 1929-1933 arasındaki yükselişin süresi ise 626 günü bulmuştu.

Geçmişten gelen mesaj

Bunları niye yazdım? Amerikan borsaları yüzde 46, Türkiye ise yüzde 100’e yakın yükselmiş... Daha da gidebilir mi? Evet, gidebilir...
Ancak, borsaya yatırım yapmak isteyenlerin, böyle düzeylerde daha dikkatli olması gerekiyor. İMKB 100, 56 bin düzeylerinden düşmüştü. Şimdi en iyimser dönemin zirvesinden neredeyse yüzde 15 aşağıda...
Yani bugün alanlar, zirvenin eteklerinden yatırım yapmış olacaklar. Bunu bir yatırım tavsiyesi olarak yazmıyorum. Ancak, ‘Borsada fırsat
hiç bitmez’ ve ‘Her yükselişin, her çıkışın bir sonu’ vardır sözlerini hatırlatmak istiyorum.

Dövizi sevenlerin gözdesi halâ dolar

Bir dönem Türkiye’de etkin para birimi mark idi... Herkes hesabını kitabını markla yapar, evini kiraya mark ile verirdi. Almanya’daki işçilerden ve Türkiye’nin ticaretinin önemli ölçüde bu ülkeyle yapılmasından kaynaklanan tablo, sonraki yıllarda dolar lehine bozuldu.
1990’larda dolar hayatın tam ortasına girdi. Ev kiralarından ticari sözleşmelere, perakende satışlardan bireyler arası borçlara
kadar dolar kullanımı yaygınlaştı.
Euro’nun hayatımıza girmesiyle birlikte bu dengenin ciddi şekilde bozulacağına yönelik tahminler vardı. Hâlâ da bu yöndeki değerlendirmeler dünya çapında devam ediyor.
‘Dünyanın parası euro olur mu?’, ‘Doların tahtı sarsılıyor mu?’ sorularının yanıtları aranmaya devam ediliyor.
Yüzde 66 dolar, yüzde 31 euro Ancak, göründüğü kadarıyla Türkiye’de vatandaşın bankalarda tuttuğu dövizin cinsinde dolar aleyhine büyük dönüşümler yaşanmıyor.
17 Temmuz 2009 itibarıyla açıklanan Merkez Bankası rakamları, bankalardaki döviz mevduatının yüzde 66’sından biraz fazlasının dolarda olduğunu gösteriyor. Euro’nun payı ise yüzde 31 düzeyinde... 2005 yılı sonunda doların payı yüzde 62.2, euro’nun da yüzde 34’ün üzerindeymiş. Yani aradan geçen 5 yılda dolar bir miktar daha gücünü artırmış, vatandaşın gözündeki değerini yitirmemiş.