Kullanma kılavuzu yok mu?

Cuma, 19 Mart 2010 - 05:00

Aşk ve Ceza’da (atv) karakterlerin iç komikliğini bir tarafa koyun. Ama izleyicide yarattıkları şaşkınlıkları nereye koyacağız...

Yasemin’in toraman bebeği hasta. Ateşi filan çıkıyor. Anneannede bir telaş. Ve bebeğin ateşini dijital bir termometreyle ölçüyor. Akabinde kızına telefon... “Yasemin bebek ateşlendi”. İyi de ters tutuyorsun anneciğim o aleti. Neresinden okuyorsun sübyanın ateşini.

Tamam tıp okumana gerek yok; ama en azından bir kullanma talimatını okusan da güldürmesen kendine milleti...

Bazen bıraktığın yerden devam eder...

Uzun zamandır izleyemiyordum. Ama bazı dizileri nerede bırakırsanız oradan başlıyorsunuz. Canım Ailem de ( atv) biraz bu tanım içinde. Halim ve Feride; bir yıl önce yazmışım yakıştıklarını bu köşeye, bir yıl sonra bir türlü yakıştırılamamışlardı dizide hâlâ...

Neyse. İşler biraz değişti önceki akşam. Eski bir rekabet tatlı bir işbirliğine dönüştü. Halim, elinden Seyhan’ı alan Ali’yle işbirliği yaparak Feride’ye kavuştu. Ama ne kavuşmak...

Biliyorsunuz; talihsizlikler üstüne kurulu bir senaryosu var dizinin. Bu yüzden her bölüme bir büyük talihsizlik düşüyor...

Ama ne bileyim ilk kez talih iki aşığın yüzüne güldü. Fonda Orhan Baba’nın unutulmaz şarkısı “Aklım Takıldı” eşliğinde sevenler kavuştu...

İlker Aksum’u (Halim) ne zaman görsem içimde heyecandan ağlayacağım hissi uyanıyor. Ve galiba nedeni varmış bunun. İki aşık kavuştuğunda heyecan yerini gözyaşına bıraktı. Yaşlanıyorum sanırım. Ya da iki oyuncu da fazlasıyla gerçek!

Ali Rıza Bey zatürree olacak!

Mart henüz çıkmadı. Yani bahar sadece dallarda çiçeklerin uç vermesi anlamında geldi. Geceler sürekli soğuk. Sobalar sönmek bilmiyor... Ama ne hikmetse bizim Ali Rıza Bey (Kanal D/Yaprak Dökümü), gece geç saatlerde döndüğü evde kimseyi rahatsız etmesin diye mart ortasında bahçede uyuyor. Ah bu adamın gereksiz nezaketi... Kalp krizi değil, beyin kanaması hiç değil ama sanırım mart ayında bahçede yatması sonu olacak Ali Rıza’nın. En azından iki hafta yatıracak bir soğuk algınlığı bekliyoruz Yaprak Dökümü’nden.

Hadi zatürreeyi bıraktık bir kenara...

O ev ne kadar eder?

İstanbul’da çok ahşap ev kalmadı. Rahmetli ananemin evini satmamızla biri daha azalmıştı geçen yıl. Çoğunlukla Boğaz çevresindeki semtlerde tek tük bulunuyor belki... Görkemlilerini zaten dizilerde izliyoruz. Ufak tefek olanlar da yerlerini betona teslim etmek üzere. Bu yüzden üç on kuruşa elden çıkarılıyor çoğu... Ama nasıl bir evse artık; Canım Ailem’deki Taci ustanın Samim’e kiraladığı evi 500 bin liradan alıcı buluyor. Yer Emirgan olunca makul gibi geliyor, ama arka sokaklarda pencereden karşı pencereye manzarası olan bir evin o miktara alıcı bulması hakikaten mucize... Bana göre Taci usta hemen evi satmalı; o paraya uydu kent kampanyalarından 10 daire kapatmalı... Çok seviyorsa birini de Samim ve ailesine vermeli. Kimsenin kalbi kırılmamalı, herkesin yüzü gülmeli...

Burcundan bile korkarım akrebin...

Asuman Krause’nin sunduğu Fear Factor Extreme’de (Star TV) yarışmacıların kafayı gömdüğü haşarat, en çok da akrep dolu kavanoza takılmış çok sayıda izleyici... “O akrepler zehirsiz mi; nasıl korkmadan sokuyorlar kafalarını?” diye meraklanmış bir okur, bir diğeri “Zehri alınmış da olsa insanda alerjik reaksiyon yaratabilir” diye yakınıyor... Vallahi yarışma adı üstünde cesaret üzerine kurulmuş, korkuyla yüzleşmek yani. Ben akrebin burcundan bile korkarım, değil kendisiyle yüzleşmek. Ama korkusuzlar da var işte ve evet, “iğnesi alınmış” akreplerle yüzleşiyorlar...

Abdülhey hortlar mı?

Bu kez de Kurtlar Vadisi izleyicileri kafa karıştırdı. Büyük bir çoğunluğu Abdülhey’in öldüğüne inanmıyor. Sıradan bir emekli memur Ali Rıza Bey’in bile süpersonik güçleri varsa elbette Abdülhey ölmemeli diye düşünüyor olabilirler... Startv.com.tr adresinde yapılan ankette çıkan sonuçlara göre Abdülhey’in yaşadığına inanıyorlar. Bilmiyorum anket sonuçları senaristlerin politikasını etkiler mi? Ama bir sürpriz bekliyorum o hattan, benden söylemesi...

Şakacı yuvasında!

Çetin Çiftçioğlu uzun, çok uzun bir aradan sonra yine yıldızının parladığı kanala döndü. Ve yine Şakacı olarak sokaklarda geziyor... İşsiz geçen dönemde neler çektiğini az çok biliyorum Çetin ağabeyin. Yüzüne kapanan kapıları vesaire. Hatta canlı yayınlarda “Ben buradayım” dediğini de çoklukla... Açılmayan kapıların ardından kapısını yine eski kanalı (Kanal 7) açınca, anladım ki yuvaya dönüş lafı boşuna edilmemiş... Şimdi Çetin ağabey şakalarıyla yine yüz güldürüyor. Yerinde mutlu da anladığım kadarıyla. Ama onun adına ben buruğum. Dostluk yok bizim dünyamızda. Belki biraz vefa var ve çok değerli bu da; bravo Kanal 7’ye...