Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Kur'an- Kerim'in ilk nüshalarına dokunmak

Pazar, 15 Ağustos 2010 - 05:00

Dokunmak istiyorsak eldiven giymemiz gerektiğini söylüyor müze idarecilerinden Sevgi Hanım. Elleri titreyerek getiriyor Kur’an-ı Kerim yapraklarını yanımıza. Onun heyecanı bizlere de bulaşıyor. Az buz şey mi, ta 8. yüzyıldan kalma, parşömen üzerine el yazması Kur’an-ı Kerim yaprağına dokunacağız. Tarih kitaplarının tozlu sayfalarından hatırladığımız Abbasiler Dönemi’ne uzanacağız.
Türk İslam Eserleri Müzesi’nde, 5 Eylül’de açılacak olan ‘1400. Yılında Kur’an Sergisi’nin tanıtım toplantısındayız. Kur’an’ın ilk nüshaları olarak kabul edilen 250 bin yapraklık Şam Evraklarının nadide parçaları o gün, yani Kur’an’ın indirildiği gece olan Kadir Gecesi’nde gün yüzüne çıkacak. Ve o gece müze açık kalacak.
Şam Evrakları diyorlar, çünkü bu eserlerin en eskileri, yani ilk nüshalar Şam Emeviye Camii’nden getirilmişler. Kolay iş değil tabii yüzyıllar ötesinden gelen evrakları muhafaza etmek. Gün yüzüne çıkarılmaları için restore edilmeleri gerek. Bu da epey zahmetli ve masraflı bir iş. Burada Yıldız Holding ve Antik A.Ş. devreye girmiş, eserlerin restorasyon ve konservasyon çalışmaları bu sayede gerçekleşmiş.
5 Eylül’deki açılışa dünyanın en önemli müzelerinden küratörler ve sanatseverler katılacakmış. Bugüne kadar Türkiye’de açılan en büyük Kur’an sergisi olarak da özel bir önem taşıyan bu sergi, insanın gözlerini dolduracak kadar etkileyici ve heyecan verici. Emeği geçenlerin ellerine, yüreklerine sağlık...

Mesele yapmayalım ama projesini de yapmayalım

Konu, bir gazetecinin Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu’ya Muş’ta sorduğu sorudan çıkıyor. Acaba Sayın Çubukçu kız ve erkek çocukların ayrı okullarda okuması teklifini nasıl değerlendirir?
Çubukçu, bir taraftan Bakanlık olarak böyle bir çalışmalarının olmadığını, bu konunun sürekli gündeme getirilmesinin doğru olmadığını söylüyor. Öbür taraftan da kız-erkek ayrı okuma uygulamasının cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren uygulanmış bir proje olduğunu, zamanında Türkan Saylan’ın da bunu önerdiğini, kendisinin de bunda bir sakınca görmediğini ifade ediyor. Yani, ‘ortadan’ yürümeye çalışarak olası bir polemiğin önlemini alıyor.
Kız çocuklarının okullaşma oranının Türkiye genelinde yüzde 65 olduğunu, ama Doğu’da bu oranın yüzde 24’lere indiğini de belirten Çubukçu, satır aralarında, kız-erkek ayrı okuma projesinin bu bölge için düşünülebileceğinin sinyalini veriyor.
Tamam, meseleye çağdaşlık, çağdışılık, haremlik, selamlık vs. başlıklarından girip polemik yaratmak yersiz. Ama pedagojik açıdan tartışılır, sakıncaları vardır, o da başka. Öncelikle yapılması gereken, Bakanlık olarak kız çocuklarının okullaşma oranını artırmak için bütün imkan ve şartları zorlamaktır. Bunu ister caydırıcı yaptırımlarla yaparsınız, ister teşvik edici ödüllerle, ama ‘Böyle olmuyor, kız-erkek ayrı okuma uygulamasına gidelim’ derseniz, kolaya kaçmış olursunuz.
Sonra bir de bakmışsınız yurdun çeşitli yerlerinden ‘Muş’ta var, bizde niye kız-erkek ayrı okullar yok?’ sorularına muhatap olmaya başlamışsınız. İyisi mi siz bu topa hiç girmeyiniz.

Bu Cem Yılmaz ne kadar komik?

Filmlerine pek değilse de, zamanında izlediğim ‘standup’larına bayılırım. Gözlem kabiliyeti ile ince zekasını birleştirdiği espri tarzını, politik olmayan duruşunu severim. Ama bu ‘yeni’ Cem Yılmaz’ı fazla ‘tüccar’ ve ‘uzak’ buluyorum. Biraz donuklaşmış, biraz ‘kopmuş’ görüyorum.
Türk Telekom’un yüzü olarak basın karşısına geçtiği toplantıda ‘Türk Telekom şu filmimin dörtte birini, bu filmimin bilmem ne kadarını karşıladı. DVD’lerim Türk Telekom sayesinde 6-7 kat fazla sattı’ diye sırf rakamlardan konuşmasını, ‘iş adamı’ tavrını komedyenliğiyle bağdaştıramıyorum. ‘Tamam sen yine iş adamı ol, ama perde arkasında ol, bunu gözümüzün içine sokma’ değil mi ama?
Ha bu kadar da değil, toplantının devamında Türk Telekom’la kaç yıldır çalıştığını unutan Cem Yılmaz, ‘2006 mı 2007 mi?’ diyerek yardım istiyor. ‘2007’ yanıtını alınca da ‘Doğru. Zaten 2006 olsaydı 2.5 milyon dolar almış olmam gerekirdi. Bunu da herhalde unutmazdım’ diyerek ‘esprisini patlatıyor’.
Komik mi?
Gündelik hayatın içinde olan, hepimizin yaşadığı şeyleri yaşayan, halkla hiç değilse belli noktalarda buluşan Cem Yılmaz komikti. Ama sırf paradan, yaptığı filmlerin bütçesinden, sattığı DVD’lerinin miktarından bahseden bir Cem Yılmaz komik değil. Bunun bir adım sonrası ‘antipatik’lik. Hatta, dilim varmıyor ama bir nevi ‘Recep İvedik’lik!

Çocuğa estetik ameliyat hediye etmek

Ne zaman estetik ameliyatlar ve liseyi bitiren gençler temalı bir haber okusam, aklıma üniversite sonda kaşlarımı ilk kez aldırdığım gün babamın bana doğallığımı bozduğum için küsmesi geliyor. Varın gerisini siz hesap edin.
Liseyi bitirme ya da üniversiteyi kazanma hediyesi olarak çocuklarına estetik ameliyat sunan anne babaları anlamaya çalışıyorum, olmuyor. Belki diyorum, ‘ağır’ kusurlar için başvurulabilir, ama onun dışında 17’lik, 18’lik gençlere estetik ameliyat hediye edilmesi ne kadar sağlıklı bir şey olabilir?
Henüz kişiliği oturmamış, kendini tanıma ve benimseme süreçlerine bile gelememiş gencecik insanlara ‘Nereni beğenmiyorsun?’ diye sorsanız, bir dolu şey söylerler size. Hele de şimdiki ‘çok gören, çok bilen gençlik’. Bir sene burnunu yaptıran, öbür sene göğüslerine takar kafayı, ondan sonra karın gerdirmeydi, şuydu buydu derken, bir bakmışsınız dışardan ‘full yapılmış’ ama ‘içine çalışılmamış’ mutsuz insanlar...
İyilik yapmak değil bu. Aksine çocuğun hayatını zorlaştırmak. Onu tatminsizlik sınırlarına sürüklemek. Şekle ve maddeye hapsetmek.
Gençlik zaten zor, bol iniş çıkışlı ve yüksek dalgalı bir dönem. Bunlarla baş edebilecek maneviyata, güce ve desteğe ihtiyacı var gençlerin, estetik ameliyata değil.
Marifet ‘kendine inanan, kendini olduğu gibi seven ve güvenen gençler’ yetiştirmek.

HAFTANIN NOTLARI

-Ünlü oyuncu Hülya Koçyiğit’in torunu Neslişah Alkoçlar, bir türlü geçemediği ehliyet sınavına girmesi için parayla bir kadın tutunca, bir yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılmış. (Geçtiğimiz yıllarda verdiği bir röportajda erken yaşta evlenme konusunda kendisine annesini ve anneannesini örnek aldığını söyleyen, kendisini anneannesinin büyüttüğünü, idolünün o olduğunu belirten Neslişah Alkoçlar, keşke sadece erken evlenme konusunda değil, dürüstlük ve güvenilirlik konularında da anneannesini örnek alsaymış...)

-Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kendisine yönelttiği ‘Memur Kemal Efendi’ ifadesine içerleyen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ‘Aynaya baktım, memur Kemal’i gördüm, işçi Kemal’i gördüm. Ama istirham ediyorum, Recep Bey de aynaya baksın. Kalpazanları görecek, ihaleye fesat karıştıranları görecek, hayali ihracatçıları görecek, yetim hakkı yiyenleri görecek’ diye konuşmuş.
(Hadi bir köşe yazarı böyle konuşur belki, ama bir Başbakan böyle konuşur mu! Kılıçdaroğlu’nun varlığından duyduğu panikten olsa gerek, Başbakan arızalı demeçler konusunda tavan yapmış. Bugüne kadar alışık olduğu elitist CHP imajı, yerini halkçı CHP’ye bırakınca, halk çocuğu, Kasımpaşalı Başbakan, kendi sahasından olmuş. Dengeler iyice bozuldu, bakalım önümüzdeki maçlar neler getirecek bize!)