Kürşat Başar konuklarına ne içiriyor?

Cumartesi, 12 Haziran 2010 - 05:00

Amanın. Yahu nasıl kaçtı benim gözümden. Kürşat Başar’ın ismini kendi isminden alan programında (Fox TV) konuklar bir masa etrafına dağıtılır...
Sonra gelsin şaraplar, gitsin antreler, ara sıcakları atlamayalım, dur bir de ana yemeği var bunun derken katılanlar giderek “gevşek” bir sohbetin içine dalarlar...
Onlardaki bu rahatlama hali beni belki de masanın bir sandalyesinde olmadığım için inceden bir ayar eder. Bir şekilde kankamız olan Kürşat’ın sivilde ya da resmide bu herkesi konuşturan tavrına hasta olurum (iyi manada)...
Neyse geçende bir izleyici hatırlattı, “Mesut’um bu ekstra rahatlama işi kadehlerdeki sıvıların katkısıyla olmasın?”. İşkillendim hani...
Bildiğim kadarıyla bizim bin yıllık Türk Sineması dahil ekran önünde viski havası verilmiş çay ve şarap havası taşıyan vişne suyu verilir en kabadayı...
Tabii eğer Kürşat, bir güzellik geçirip de aklından, gelene gidene Cabernet ikram ediyorsa bilemem. Bildiğim ekranda alkolün her türlüsü kötülüklerin anası olarak kabul görür. Bırakın hayattaki karşıtlarını bir yana... Sahi, biliyorum o bardaklardaki şarap değil. Peki o zaman nedir Kürşat?
Ya da şu kadarını söyleyeyim o arkadaşlar ne içiyorsa aynısından istiyorum. Kafalar bir dünya çünkü...

O gece nerede bitti?

Birader hakikaten delirmek üzereyim. Şu Unutulmaz (atv) dizisinde ne zaman Eda isimli arkadaşa rastlasam sürekli bebeğini ne kadar sevdiğinden filan bahsediyor...
Malum Harun ile girdiği yasak aşkın meyvesi minik kardeşimiz. Dolayısıyla yasağın albenisini üstünde taşıyor. İyi de bir de eline alıp sevebilse sübyanı... Dedim ya ne zaman görsem teoride sevgi tamam pratikte yalan. Bebek ya bakıcısının kucağında ya da özlü üveyli babalarının. Bir saçlarını okşasan şu bebeğin be ablam...
Ben bile gireyim ekranın içine, alıp çocuğu vereyim kucağına; kır belini de çocuğuna süt ver diyeyim istiyorum artık. Öyle delirttin beni hani... Dur bitmedi! Harun’la aşk turunuzda o dallardan toplayıp mideye indirdiğiniz kirazlar var ya, anacığım siz oradayken ilaçlıyordu bahçıvan onları. Adam neredeyse önünüzden geçti ama siz kirazları indiragandi yapmaya devam ettiniz...
O gece nasıl bitti onu merak ediyorum. Dağ başında bulabildiğiniz bir umumi helada mı, yoksa lavman yaptırmak için bir hastane acilinde mi?.. 

BiR UÇAN BiR KAÇAN KURTULDU!

Hakikaten bir uçan bir kaçan kurtuldu o akşam. Ömür Varol ve ekibi Bizden Kaçmaz’da kimi ele aldıysa hastanelik etti. Elbette ki manevi olarak...
Öncelikle Altın Kelebek ödül töreni seri halde taşlandı. Sonra geceye katılan nüfusun yarısı rüküş ya da gereksiz ilan edildi...
Özel haberlerde şarkıcı tayfasına ince ayar çekilirken Şahsenem ve Yaşar Alptekin samimiyetsiz listesinin başına oturtuldu. İkisinin de kendi çapında girdiği İsrail boykotundan bana göre haklı anekdotlarla geldi söz dayağı...
Sonra Beren Saat’in saçları, yürüyemeyişi, kıkır halleri masaya yatırıldı, son olarak programın aldığı ödül töreninde Ömür’ün yaptığı konuşma yayınlandı. Vallahi orada da rakiplerin alayına balans çalışması vardı...
Sanırım yıldızı düşük bir hafta geçirdi aziz kardeşim Ömür. Ve elinden uçanla kaçan kurtuldu. Şükür Allah’a listede adımız yoktu da rahat bir uyku çektik akabinde... Bir de not; şu ekran aleminin elinde sihirli değnek olan beyinlerinden biri Ömür. El attığı her işi teknik olarak sihir haline getiriyor. Fantastik bir dizi izler gibi izliyorum eserlerini. “Tekniğine sağlık” diyorum buralardan oralara...

Bİ YÜRÜ GİT İŞİNE

Bu ülkede televizyon eleştirebilen sayısı bir elin parmağını geçmez. Çünkü televizyon izlemekle televizyon yazmak arasındaki farkı az adam bilir...
Ölümü bayılmak zanneden bazı magazin/ bedava gezi yazarları filan gazetelerdeki köşelerini ekranlarla doldurur oldu son günlerde...
Televizyonun bu kadar popüler hale gelmesi harika bir yandan. Ama bu kadar ayağa düşmesi de iç bayıcı be kardeşim...
Yok mu başka işiniz yavrum sizin? Gidin cemiyeti, bedava gezileri, ballı özendirmelerinizi filan yazın. Bırakın biz de ağız tadıyla hastası olduğumuz işi yapalım. Hadi hop, yallah!

Hayat kadını tarifesine gel!

Şimdi biraz edebimize çomak sokalım mı? Sokalım hadi. Çünkü beni siz değil, ekranın içindeki arkadaşlar delirtiyor...
Bak önceki akşam iki dizi arasında Star’ın Kabare Atölyesi’ne gidip geldim. Programdaki çakma ve de genç Zeki-Metin ikilisi bir pavyon masasında konsomatrislerle pazarlık yapıyordu...
Bu orijinalinden bozulmuş skece göre bugün pavyondan kaldıracağınız bir hayat kadınının tarifesi 200 Amerikan doları olarak not düşüldü. Taksi parası hariç...
Bu ulaşımı içine almayan her şey dahil hizmeti yayın yoluyla halka açan skeç yazarlarına teşekkürü borç bilirim. Saat dokuz dedin mi bütün çocuklar yatakta olur bu ülkede çünkü!..
Bu inceden yergiyi bir kenara koyarsak şükür Allah’a o sahnenin gerçek sahipleri yarın bugün yerlerini alacaklar atölyenin kabaresinde...
Ve uzun bir süreden sonra biz Zeki Alasya ve Metin Akpınar ikilisini efsane oyunlarını tekrar sahnelerken göreceğiz. Sanırım benim programla ilgili beklentim de buydu; bugüne kadar meseleye mim koymadığıma göre...
Uzatmayalım, ağzımız açık bekliyoruz. Seksenli yılların o en güzel anlarını otuz yıl sonra yeniden gözden geçirebilmek için...