Kurşun geçmez bıçak işlemez!

Cumartesi, 13 Şubat 2010 - 05:00

Kurtlar Vadisi Pusu’yu (Star TV) izlemeyi seviyorum. Bu izleyici Mesut’un fikri. Bir de bu köşenin yazarı olarak fikrim var elbette... Polat Alemdar’ın cesareti beni her bölümde biraz daha fazla korkutuyor. Mesela mermi yağmuru altında evliya gibi dolaşabilmesi. Mermi dediğim de Kaleşnikof olarak bilinen en güçlü silahtan çıkıyor... Gerçi kurşunları çöp konteynerini bile delemiyor (!) ama yine de kurşun be kardeşim. Sonra Zaza’nın kale gibi korunan evinde sivrisinek bile adama dokunamazken, silahı başına dayıyor. Hakikaten evliyalara özgü bir dokunulmazlık zırhı var Polat’ta... O yüzden, Abdülhey marifetiyle aldığı bıçak darbesinin onu öldüreceğini hiç sanmıyorum. Zaten bıçak dizilerde öldüren bir alet değil... Ezel’de Kamil 3 adet, Serdar ise 11 adet öldürücü darbeye rağmen ertesi günü ayağa dikildiler. Onlar sıradan insanlar malum. Bizim Polat hazretlerine bıçak darbesi tahta kıymığı kadar zarar veremez... Bu arada Abdülhey de vuruldu ya. Takmayın derim kafanıza; Polat’ın zırhı sülalenin tümüne yeter. Bakın haftaya o da ayağa dikilir; üstelik hafızası yerine gelmiş bir şekilde... Demedi demeyin, bu fakiri dinleyin!

Aşk yeniden...

Siyaset Meydanı (Show TV) son zamanların en sürpriz işini yaptı ve program tarihinde bir kere, o da 1997 yılında konuşulmuş olan aşk mevzuunu yeniden ekrana taşıdı...

O yılların görüntüleriyle aşkı dinlemek çok farklıydı. Mesela şimdilerde darbe polemiklerinin merkezindeki yazar Ahmet Altan programın çekildiği yıl çok satan aşk romanlarının yazarı. Dolayısıyla iyi anlatıyordu aşkı. Keşke de o sularda kalsaydı dedim içimden...

Şimdi nerelerde olduğunu merak ettiğim şarkıcı filozof Umay Umay ne de rafine özetledi durumu...

Yılmaz Karakoyunlu; yıllar sonra tüm Türkiye’ye Hatırla Sevgili dedirten bir siyasetçi yazar olarak, hazırlıkların o zamanlardan başladığını göstermiş oldu bize.

Ve diğerleri; dört saatlik aşk maratonunda sadece sevgiden bahsederek, bugün özlemini duyduğumuz bir fikir ortaklığının altına attılar imzalarını...

Son olarak Ali Kırca; o zamanların tek tabanca anchormani olarak yüzündeki o rahatlıkla, aramızdan eskiyi en çok özleyen adam olarak sıyrıldı belki de o gece...

Sevgi öpmektir!

Suç ve Ceza’da (Star TV) daha önce Yalçın Çakır’ın Flash TV’deki programlarından birine katılmış acılı bir anne (adı Meryem) evlatlarını geri istiyor... Annenin ruhu yasta ama dili işte. Kadın bir türlü susmuyor. Canlı yayına telefonla katılan iki çocuğuna birden laf yetiştirirken aynı zamanda Serap Ezgü ve program konuklarını da yanıtlayabiliyor... Oysa çocuklar; “Anne sen bizi hiç sevmedin ki, hep dövdün” diye isyan halindeler. O da diyor ki; “Olur mu ben sizinle aynı kanepede yattım, öptüm, okşadım”... Sevgi algısına bakar mısınız? Birlikte yaşadığı adam, öz kızının kafasını tuvalet duvarına gömmüş, öz oğlunu odaya kilitlemiş, o hâlâ öpmenin sevgi göstergesi olduğu fikrinde... Cehalet fena, zır cehaletten ise Allah korusun. Ama maalesef sevgiyi böyle ebeveynlerden öğrenen çocuklardan hiçbir hayır beklemiyorum yarınla ilgili. Haksız mıyım?..

Gürz cepten çıkar ve...

Son zamanların en dikkat çekici tartışma programlarından biri KanalTürk ekranlarındaki Ters Cephe. Dört ayrı fikrin birkaç konuyu tartıştığı çıkıntı bir iş... Programın çıkıntılığı biraz da yorumcularından kaynaklanıyor. Taraf Gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı, muhafazakar yazar Fikri Akyüz, milliyetçi kanadın önemli isimlerinden Prof. Dr. Ümit Özdağ ve ulusalcı sıfatının altı çizilen Cumhuriyet Gazetesi yazarı Ümit Zileli... Taraflar bu kadar farklı olunca bir fikir birlikteliğinden söz etmek mümkün değil, evet. Ama Ümit Özdağ hariç neredeyse tüm fikir sahiplerinin bağırarak konuştuğu programdan bir fikrin çıkması da mucize olur... Öyle de oluyor zaten. Önceki akşam Kütahyalı’nın herkesin sözünü keserek yaptığı uzun konuşmalar bir süre sonra kabak tadı veriyor. En çok da Ümit Zileli’yle girdikleri laf dalaşları sinir bozucu. Karşılıklı hakaretten başka bir fikir çıkmıyor bu hattan... Ben Ümit Özdağ hocanın çok yakında cebinde taşıdığı gürzü çıkarıp konuşmacıların kafasına indirmesinden endişe ediyorum. Şimdilik latife elbette... Ama birkaç program sonra gürz cebe girer, sonra cepten çıkıp kafaya iner. Aha da yazıyorum!

Daha fazla demokrasi...

TRT’de maç anlatıcısı olarak görev yapan Okay Karacan, önceki akşam nasıl bir Galatasaray fanatiği olduğunu gösterdi...

Onlarca şikayet maili geldi Karacan hakkında. Bu kadar taraflı maç anlatılmaz diyordu herkes. Ben hiç yadırgamadım oysa. Herkesin tarafını rahatlıkla açık ettiği günlerden geçiyoruz...

Ve bunun adına demokrasi deniyor.

Hep daha fazlasını istemez miydiniz; buyurun buradan yakın işte!