Kürt, Türk, Arap ama en fenası kadın olmak!

a
a
Salı, 28 Eylül 2010 - 05:00

Bu coğrafyada yaşamak da zor, ölmek de! Bu coğrafyada Kürt olmak da zor, Türk olmak da, Arap olmak da! Bir de üstüne Amerika! Bir de üstüne İngiltere! Ama en zoru, var ya, bu coğrafyada kadın olmak! ‘Büyük Oyun’da gazeteci Avni Özgürel ve yönetmen Atıl İnanç, çok güzel anlatmış bunu. Hele kadın olmanın bu kadar zor olduğunu, bu kadar ince nüanslarla pek güzel anlatmışlar... Daha şimdiden 6 ödülü olan film yurt dışında 20’ye yakın festivale katılmış, bir o kadarına da katılmaya hazırlanıyor... Büyük Oyun’un bu kadar ilgi çekmesinin gerekçesi ne? Mezopotamya, tarihi boyunca değişik kültürlerin, dinlerin, dillerin ve dolayısıyla çatışmaların yatağı olmuş.

[[HAFTAYA]]

Haşin coğrafyası, toprağın altında saklı petrolüyle hep iştah kabartmış. Yüz yıllardır bu coğrafyada yaşayıp da devlet kuramamış Kürtler, her daim ezilmiş Türkler, birbirlerine düşmüş Araplarla bir düğüm, bir sorunlar yumağı. ‘Büyük Oyun’, Irak’ın ABD işgaliyle en ücra köydeki insanın bile hayatının nasıl değiştiğini, ailesini, yakınlarını kaybeden insanların nasıl da oradan oraya savrulup kurda kuşa yem olduğunu anlatıyor. Hayattaki tek yakını olan ağabeyini aramak için Irak’tan Türkiye’ye dağ yollarında sürdürdüğü yolculukta Cennet’in başına gelmeyen kalmıyor. Öyle anlaşılıyor ki çekim ekibinin başına da bu coğrafyada böyle bir film çekerken gelmeyen kalmamış! Ekip, hem Amerikalı, hem Türk askerlerinden epey sıkıntı çekmiş! Aynı sıkıntıyı İstanbul sahnelerinde Hizbullah teröründen de çekebilirlerdi ama anlaşılan örgüt farkına varmamış böyle bir deşifre durumunu. Rana Cabbar, Hizbullah lideri rolünde çok çok başarılı. Gençler de öyle. Büyük Oyun, festivallik bir film ama festivallik filmler gibi sadece bir sorunu ele alıp da insanı sıkıntıdan patlatan bir film değil, sinemayı tüm olanaklarıyla kullanıp salondan “Vay be!” diye çıkartan bir film. Geçen yıl salon bulamadığı için gösterilemeyen film, ben yazana kadar kalkmaz inşallah gösterimden. Kaçırmayın.

Erbil hem dost, hem düşman bir kent!

Şu günlerde Kuzey Irak’a giden gidene. Önceki gün İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Erbil’deydi. “MİT Müsteşarı’nın da bugün yarın gelmesi bekleniyor” yorumuna Konsolos Aydın Selcen’in verdiği yanıt bu durumu açıklayıcıydı: “MİT Müsteşarı’nın buraya ne zaman gidip geldiğini bilemezsiniz, sizin haberiniz olmadan da gidip geliniyor”. Biz ise bir grup gazeteci, iş adamı ve sanatçı, Atlas Jet ile daha yeni bitmiş Erbil Havaalanı’na iniverdik. “Amacımız, terör sorununun yerinde çözümüne katkıda bulunmak” deyip abartmayalım, Kürdilihicazkar makamında müzik dinlemek! Nereden çıktı derseniz, Türkler her yerde: Hele kapı komşumuz Kuzey Irak, Türk istilası altında. Burada inşaat ve ticaret yapıyorlar ama en önemlisi petrol. Pet Holding 2003’den beri Kuzey Irak’ta petrol işinde. Pet Holding’in sahiplerinden Pınar Köksal, bestekar. Yıllardır iş yaptıkları bölgede “Bir de güzel etkinlik yapalım” deyip hanımefendinin bestelerinden bir konser vermek planlanınca işte bu ilginç gezi ortaya çıkıyor. Erbil’e geleli bir kaç saat oldu. Konser de yarın, ondan daha sonra bahsedeceğim. İlk Erbil izlenimlerim, bu kentin yeni yapılıyor ve herkesin yeni yerleşiyor olması! Sadece havaalanı değil, yollar da taze bitmiş; en ilginci de caddeler 30’luk, 60’lık, 100’lük diye sınıflandırılıyor. Büyüklüğüne göre.

Türk imzası

Her yerde yeni bitmiş ya da süren bir inşaat faaliyeti. Çoğu, Türk firmaları imzalı. Türk Konsolosluğu da yeni açılmış. Konsolos Aydın Selcen “Daha halı, çiçek bile yok” diye anlatıyor konuklarını hazır olmadan karşılamanın sıkıntısını. O da 2003’den beri Irak’da çalışan bir diplomat olarak Dohuk, Erbil, Süleymaniye’ye ve konusuna hakim. Aslında dinledikçe olay hem karışıyor, hem netleşiyor. Erbil’e ilk gelişim 25 yıl önce, Kürdistan Özerk Bölgesi’nin ilk parlamento seçimlerini izlemek içindi. Hiç bir şey olmayan bir kasabaydı burası ve ilişkimiz de en az düzeydeydi. Şimdi Irak bütçesinden (petrolden) aldığı yüzde 17’lik pay ile Türkiye ile çok sıkı ticari ilişkiler içinde. Ülker ve Eti’nin en büyük pazarı burasıymış mesela. Kuzey Iraklıların en çok gittiği yer de Türkiye; hastane, tatil, alışveriş için. Başka Iraklıların dağ yollarından en çok gittiği yer de Türkiye; mayın döşemek, bomba patlatmak için! ‘Kamp’ dediğimiz ama kasaba kadar olan Mahmur’da 13.500 kişi var Türkiye’den gitmiş ve Kandil burada etkin. Yani öyle bir sarmal ki, her şey birbirine girmiş. Terörü çözmek için Kuzey Irak’ı anlamak, ilişkilerimizi üst düzeyde tutmamız şart. Çünkü bir kentle hem ticaret, hem ziyaret, hem terör ilişkisi sürdürmek akla ziyan! Anlatacak o kadar çok şey var ki. Yerim de yok, vaktim de. İzlenim ve yorumlar elbet devam edecek!