Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Kürtlerin gururu, Türklerin gururu

Perşembe, 22 Ekim 2009 - 05:00

 Bir planın parçaları adım adım işliyor. Obama’nın ABD Başkanlığı’na seçildikten sonra Ortadoğu’da ilk ziyaret ettiği ülke Türkiye’ydi ve unutmayalım ki TBMM’de yaptığı konuşmada bize bir ev ödevi vermiş, hatta son G 20 toplantısında da Başbakan Erdoğan’ı bir kenara çekerek ne yapıldığını sormuştu! Ermenistan’la ilişkilerin düzelmesi, Kürt açılımı ve Kıbrıs, ev ödevlerinin üçüydü. Ermeni açılımı malum. İsviçredeki imza fotoğrafına bakın, neyin nasıl kimin desteğiyle yapıldığı ortada. Terör sorununu nasıl çözdüğümüze bakalım: Barzani Talabani ikilisi PKK’ya memleketin yolunu gösterdi. Öcalan avukatlarıyla “barış elçileri”nin geleceğini işaret etti.

Hükümet gelenleri “iyi ağırlayacağının” garantisini verdi. Oradakiler de mesajı aldı. Bir kısmı Mahmur Kampı’ndan siviller, bir kısmı ise Kandil’den örgüt üyeleri olmak üzere yola çıktılar. Kandil’den gelenler 23 Nisan tören çocuğu gibi bir örnek giydirilmiş ve okuyacakları manzume iyi ezberletilmişti! Bundan sonrası öyle bir şov ki Hitler’in propaganda uzmanı Göbels’i mutlu etmiş, terör şehitlerimizi ise kabirlerinde ters döndürmüştür! Keşke bu sürece hükümet biraz daha hakim olabilseydi. Hep söylenen “Kürtler çok gururludur, gururlarını kırmayalım, biraz sırtlarını okşasak yola girerler” lafı bir gerçeği unutturuyor demek ki.

Türkler de çok gururludur! Ve iki gündür yaşananlar Kürtlerin gururunu okşayalım derken Türklerin gururunu çok fena kırmıştır! Onların sırtını nasıl sıvazlayacaksınız bilmem. Evet, 23 Nisan çocukları geldiler, hakimlerin ter dökerek oynadıkları tiyatroda bütün suflelere rağmen Öcalan’dan “sayın” ve “önder” diye bahsettiler, her şeye rağmen serbest bırakıldılar ve iki gündür davul zurna eşliğinde il il gezdiriliyorlar! Başbakanın söylediğine göre “ne olursan ol gel, nereden olursan ol gel”, Kandil, Mahmur ve Avrupa’dan gelişler sürecek. Vallahi ve de billahi, eğer dağda bir kişi kalmayacak ve bunlar bundan böyle yollara mayın döşeyip, karakollara saldırıp maraza çıkarmayacaklarsa ben bu iki gün içinde olup bitenleri unutmaya hazırım!

SIRA APO’YA AFTA

Bunun arkasından Apo’yu dışarı çıkarma girişimleri başlayacak ve muhtemelen başarıya ulaşacaktır. İmralı’da 5 milyon dolara yapılan yeni cezaevi de boşa gidecektir. Ve hatta hobi odasına konulan incik boncuk, sıkılmasın diye yanına yerleştirilecek yeni 5 kişi de! Gelinen son durumda bir muhasebe yapalım: AB kriterlerine uyum süreci içinde bundan böyle Apo’ya sayın demek yasak değil ama Atatürk’e hakaret etmek serbest; şehit ailelerine mezarlıkta demeç vermek yasak ama PKK militanlarına Biji Apo diye slogan atmak serbest.

Ne ile suçlandıklarını bile bilmeyen “Ergenekon” sanıkları aylardır içerde, hatta taş atan çocuklar içerde, dağdan inen PKK militanları dışarıda! Ha, Türkiye’nin, herkesin yasaların önünde eşit olduğu bir “hukuk devleti” olma iddiası nerede, bir. “Bu yasalarla demokrasi açılımını sağlayamayız” diyenler aynı yasaları tek suçu MUHALEFET etmek olan yazar, çizer, akademisyen olanlara göğüslerini gere gere uygularken hiç mi rahatsızlık duymuyorlar, iki. Ve son bir soru, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan, Doğu Perinçek gibi muhalifler tutuklu olmasalardı bugün yaşadıklarımıza muhalefet bu kadar pasif mi olurdu? Kürtlerin gururu, Türklerin gururu

İki milyon kitap yakalandı!

Bir başka ülkede yaşansa günlerce haber olur, bizde gündem zapazap suyu gibi fokurdadığından sayfalara bile girememiş: tam 29 kamyon, yaklaşık 2 milyon kitap yakalandı! İstanbul Valisi Sn. Muammer Güler’e yakınmıştım, “Kiralık Adam” korsana düştü, 25 baskıda tıkandık. Oysa her yerden tezgahta, kitapçıda, orada burada satıldığını duyuyorum ve çok üzülüyorum” diye.

“Söz veriyorum, üstüne gideceğiz, zaten gidiyoruz” demişti. Üç günlük bir depo baskınının sonuçlarını da görmeye davet etti. Vali Güler ve Emniyet Müdürü Çapkın’la yazarlar, yayıncılar dertleştik. El konulan kitaplar, mahkemeler sonuçlanana kadar, en az 5-6 yıl depolarda bekliyor, sonra imha ediliyormuş, bu kadar kitabı koyacak depo kalmamış. Matbaa aletleri çok büyük olduğundan onlara el koymak daha zor oluyormuş!

Neresinden bakılsa uğraşması zor bir suç. Kitabı topluyorsun, yenisini basıyor. El konulan kitapların imhasına da yazık, o kitapların kağıdı için ne kadar çok ağaç kesiliyor. Korsan kitaplar, gerçeklerine göre eksik ve yanlışlarla dolu olduğundan tekrar değerlendirilmesi de mümkün değil. Tek çözüm o kitapları satın alanların bunun hırsızlık olduğuna inanması ve emeğe, fikre saygı duyması. Korsan kitap alırken hırsızlık yaptığınızı unutmayın, değer mi?