Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Kürtlerin İstanbul çıkartması...

Çarşamba, 04 Kasım 2009 - 05:00

Keşke, pazartesi ve salı İstanbul’da yapılan, ne yazık ki çok kısıtlı katılımcının olduğu konferanstaki konuşmaları ülkenin tamamı dinleyebilseydi.
Atlantic Council ve American University tarafından organize edilen konferansa, büyük çoğunluğu Kuzey Irak’tan gelen Kürt yönetimi yetkilileri ve daha az sayıda Türk katıldı. Konu, Türkiye ile Irak Kürtleri arasındaki ilişkilerin bundan böyle nasıl gelişeceği idi.
David L. Phillips’in gerçekleştirdiği bu toplantının en ilginç yanı, Kuzey Irak’tan gelen üst düzey yetkililerin bizlere anlattıklarıydı. Onları dinledikçe, uzun yıllar boyunca birbirimizi nasıl tersten okuduğumuzu çok daha iyi anladım. Daha da önemlisi, Türkiye ile Kuzey Irak Kürtlerinin sonunda gerçek kimliklerini bulduklarını gördüm. Kuzey Irak Kürtleri, çok açık ve seçik şekilde, bölgede güvenebilecekleri, bir felaket durumunda sırtlarını dayayabilecekleri tek ülkenin Türkiye olduğunu anlattılar.
Hiç şaşırmayın. Bizler onlara ne kadar elimizi uzatırsak, o taraftan daha sıcaklık dolu bir yanıt bulabileceğimizin çok açık örneklerini dinledik. Türkiye nasıl, Kuzey Irak için bir güvence ise, Kuzey Irak’ın da Türkiye için nasıl önemli bir güvenlik bölgesi olduğu ortaya çıktı.
Yakın geçmişimizi biraz yakından incelersek, Türkiye’nin de Kuzey Irak Kürtlerini daima kolladığını görürüz. Aşağıdaki şu listeye bakın ve siz karar verin:
1960-70’li yıllarda Bağdat, kuzeydeki Kürtleri bombalamak istediğinde Ankara’nın kapısını çalar ve kaçmamaları için sınırı kapatmamızı isterdi. Süleyman Demirel’in başbakanlığı ve İhsan Sabri Çağlayangil’in dışişleri bakanlığı sırasında bu isteklerden birine ret yanıtının verilişini bizzat ben yaşadığım için biliyorum.
İlk Körfez Savaşı’ndan sonra Türkiye, Saddam’ın ordusundan kaçan yüzbinlerce Kürt’e kapılarını açmış ve Kürtlerin gazlanma olayını yüksek sesle protesto eden ve BM’ye taşıyan ülke olmuştu.
Kuzey Irak Kürdistanı bugün ayakları üstünde ve refah içindeyse, Türk topraklarında barınan Çekiç Güç’ün katkısı ortadadır.
Özellikle Barzani ve Talabani’yi, 1990’larda İranlıların tüm baskılarına rağmen, birbirlerine karşı kışkırtmamış, aksine aralarını bulmaya çalışmıştır.
1 Mart tezkeresini -teknik nedenlerle dahi olsa- reddeden de yine Türkiye’dir.
Türkiye ile Kuzey Irak arasında uzun zamandır ilk defa rayına oturan bu ilişkileri tekrar tehlikeye atabilecek tek unsur var, o da PKK. Bu unsur ortadan kalkmalı ki, ilişkiler daha da gelişsin. O salonda bulunan herkes bu gerçeği biliyordu.
Geriye, bu zorun üstesinden gelebilmek kalıyor

Bakın konferansa kimler geldi?
Ayad Hassan Abdulhalem (Dohuk Ticaret Odası Başkanı)
Abubakir Ali (Bölgesel Yönetim Başkanı, Kürdistan İslami Birliği Partisi Merkez Yürütme Kurulu Üyesi)
Falah Mustafa Bakir (Dışişleri Bakanı)
Hassan Baqi (Süleymaniye Ticaret Odası Başkanı)
Safin Dizayee (Milli Eğitim Bakanı)
Ashti Hawrami (Tabii Kaynaklar Bakanı)
Dr. Fuad Hussein (Barzani’nin sözcüsü)
Kamran Karadaghi (Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani’nin eski sözcüsü)
Dr. Asmat M. Khalid (Dohuk Üniversitesi Rektörü)
Dara Jalil Khayat (Erbil Ticaret Odası Başkanı)
Ali Saed Mohammed (Süleymaniye Üniversitesi Rektörü)
Mohammad Sadiq (Selahattin Üniversitesi Rektörü)
Khaled Salih (Neçirvan Barzani’nin danışmanı/ Şu an Bölgesel Yönetim Enerji Bakanı Başdanışmanı)
Karim Sinjari (İçişleri Bakanı

Tecrübe konuştu...
CNN TÜRK’te pazartesi gecesi son derece çarpıcı bir program vardı.
Hasan Cemal ile Cengiz Çandar’ın yaptıkları Tecrübe Konuşuyor’a son dönemin en çok konuşulan iki kişisi konuk oldu. Yasemin Çongar ve Ahmet Altan, şimdiye kadar hiç televizyona çıkmamışlardı. Son derece çarpıcı manşetleriyle Türk medyasına damgasını vuran TARAF’ın bu iki sorumlusu ile program yapımcılarının söyleşisi, toplumun bir bölümünden tepki, diğer bir bölümünden de alkış aldı.
Bazıları yapılan konuşmalardan son derece rahatsız olmuşlardır. Bazıları ise tam aksine memnuniyetle izlemişlerdir. Önemli olan, artık farklı görüşleri de kızmadan, savcıları harekete geçirmeden ve daha da önemlisi tehdit altında bırakmadan dinlemeye alışmaktır.
CNN TÜRK, pazartesi geceki yayınıyla bu ülkenin demokrasisine katkıda bulundu. Ortaya atılan bütün görüşleri kabullenmek veya benimsemek zorunda değiliz. Yeter ki, uygar şekilde farklılıkları da dinleyebilelim.