Kuruyemişin kralı

Pazar, 21 Şubat 2010 - 05:00

Kudüs Hurması
Fransa’daki dar bütçeli üniversite yıllarımdan beri hurmaya bayılırım. Görece ucuz, pratik, enerji verici, besleyici kısacası çok sağlıklı bir kuruyemiştir. Kahvaltı etmeyi pek sevmeyen bir kişi olarak, sabah birkaç hurmayla okulun yolunu tutma, ders çalışırken birkaç hurmayla sıkıntıyı dağıtma, zaman zaman da damağımı şenlendirme babında hurmanın üstüne yoktur.
Hurmaya sadece Ramazan’dan Ramazan’a iftar sofralarında yer verenlere göre, gerçek bir hurma müptelası sayılabilirim. Bağdat’ın üzeri şekerleme, içi badem kaplı ünlü hurmasından Tunus’un paketlenmiş küçük ve ucuz ya da dalıyla satılan pahalı ama çok lezzetli gösterişli hurmasına, Mersin’in olgunlaşmış ama kurutulmamış siyah kabuklu hurmasına tatmadığım kalmadı.
Görünüşü iri yapılı bir pehlivanı andıran Kudüs Hurması da bunlardan biridir. Öteki hurma çeşitlerine göre çok daha iri olan bu hurmanın hem ‘dökme’sini, hem de daha pahalı olan ‘dal üstünde’sini çok severim. Birkaç yıl öncesine dek İstanbul’da sadece birkaç kuruyemişçide ve de 50 TL gibi çok pahalıya satılırdı.
Geçenlerde Tahtakale’den geçiyordum, baktım kuruyemişçileri çoğunda bulunuyor artık. Ramazan’ı bekleyecek halim yok ya, Can Süs Gıda Baharat’ın dükkanına girdim ve Kudüs Hurması’na saygılarımı sundum. Kilosu 22 TL. Dalında değil, dökme. Öteki hurma çeşitlerine göre fiyatı daha yüksek, ama bu lezzete değiyor. Hurmanın dışında da ‘günkurusu’ kayısı çeşitleri (kilosu 8-12 TL) ve Edirne ceviz içi (18 TL) var. Ama burada satılan ceviz içlerinin babası Tokat Niksar’dan geliyor (32 TL). (Hasırcılar Cad. No: 12, Eminönü-İstanbul Tel: 0212 522 63 92)

Et-Ten Döner
İstanbul’da artık mahalle aralarında da etten, kıymadan, tavuktan dönerciden geçilmiyor. Ne yazık ki, hepsi de aynı ölçüde özenli değil. Bu nedenle, Kuzguncuk’ta yeni açılan Et-Ten bir anda dikkatimi çekti. Önce adıyla. Sordum, “Biz kıyma kullanmıyor, sadece etten döner yapıyoruz, ondan” dediler. Et-Ten’in sade dekoru da aslında şık.
Personeli ustasından garsonuna tertemiz. Dahası, tabakta gelen, dana ‘tranş’ ve kuzu döşüyle hazırlanmış bu yaprak döner, lavaş içinde servis ediliyor. Lavaşlar, dükkandaki tandırın ateşiyle üretiliyor. Metal bir tezgah içine yerleştirilmiş pişmiş topraktan klasik tandır, alttan odun yerine gazla ısıtılıyor. Ama hamur lavaşın küçük bir yastığı andıran ‘rabıta’ ile tandırın çeperlerine yapıştırılıp pişirilme işlemi geleneksel köy tandırından farksız. Kısacası, Amerika’daki et lokantasını bırakıp yeniden Türkiye’ye dönen Kuzguncuk’un yerlisi Refik Gedeleç’i tebrik etmek gerek.

Hava şansımıza bugün çok güzel. Güneş içimizi ısıtıyor. İsmail Koç dostumuzla kaldırımdaki masalardan birine oturuyoruz. Ne hoş, bu yaz havasını çok özlemiştik... Önce, ‘az’ mercimek çorbasıyla (4 TL) başlıyoruz. Hiç fena değil. Dileyen ‘kruton’ tarzı, yağda kızartılmış ufak ekmek parçacıklarını çorbasının üzerine serper, bense sade severim.
Peki, et çabuk soğumasın diye bir lavaşın içine yerleştirilmiş, lavaşın geri kalan parçası da dilimlerinin üzerini yorgan gibi kaplamış bu dönerin (15 TL) lezzeti nasıl? Bence çok güzel, bugün tuzu hafif kaçırılmış olsa da. Ayrıca ‘İskender usulü’ de isteyebileceğiniz (17.5 TL) bu dönerin yanına, domatesli mısırlı salata ya da kabuğuyla yağda çevrilmiş taze patates dilimleri söyleyebilirsiniz, ardından da peyniri her gün taze taze Antakya’dan gelen kızarmış bir künefe (7 TL) ya da fırın sütlaç.
İstanbul’un köklü Boğaz semtlerinden Kuzguncuk’un kendine has atmosferini paylaşmak da cabası. Ha unutuyordum; müessesenin paket servisi de var, bir telefon kâfi. (İcadiye Cad., İnci Çayırlı Sokak No: 2, Kuzguncuk-İstanbul Tel: 0216 553 33 33)