Lale Belkıs: Hatay'a giden sanatçıların hepsi şovmen

Yeşilçam’ın ‘fettan kadını’ Lale Belkıs, enerjisinden hiçbir şey kaybetmemiş. Evi sanat galerisi gibi. Günlerini resim yaparak ve hayatını anlattığı kitabını yazarak geçiriyor. Diyor ki: İki de bir, "Özgürüz" diyenler çıkarcı ve nankör. Benim kimseden beklentim yok, şükür! 1300 lira emekli maaşımla kraliçeler gibi yaşıyorum.

Lale Belkıs: Hatay'a giden sanatçıların hepsi şovmen
OYA ÇINAR
FOTOĞRAFLAR ŞAFAK GÜVEN


Onlarca filmde oynadınız. Kendi hayatınız film olsa hangi sahneyle başlardı?

Eyüp'te, üç katlı ahşap bir evin bahçesindeyim. Yaşım 11. Bahçede bir dut ağacı var, yanında da bir kuyu. Kuyunun çevresinde Yediveren gülleri... Bazı geceler kardeşlerim ve kuzenlerimle kırmızı keselere beş kuruş koyup, yanına da dileğimizi yazıp o kuyuya atardık. Öyle başlamasını isterdim.

Neler yazıyordunuz dilek kağıdına?

"Allahım bana güzel şeyler yaptır, faydalı işler yaptır" derdim hep. Hiç aptalca şeyler dilemezdim. Hatta öyle bir gecenin sonunda yatağa yattığımda bir ses duymuştum. Rüya mıydı hayal miydi bilmiyorum ama bana çok gerçek gelmişti. Tavandan yere kadar sarkan bir el gördüm ve ardından bir ses, "Senin bütün duaların kabul olacak" demişti. Çok şükür öyle de oldu. Hayatta ne istediysem Allah bana yaşattı.




Hiç ukdeniz yok mu?

Bununla ilgili bir şiir yazmıştım. Hep şunu derim, “O kadar istediğim şey bu muydu yani?” demektense, o şey hep içimde ukde olarak kalsın daha iyi.

80 yaşındasınız. Geçmişe özlem duyuyor musunuz?

Güzeldi tabii. Sanata ve sanatçıya büyük saygı vardı. Hep çok sevildim ve sayıldım. Ama o günlerin başka bir ruhu vardı. Biz öyle iki günde sanatçı olmadık. O unvanı da kendimize biz vermedik. Halk bize verdi. Şimdi bakıyorum, herkes “Sanatçıyım” adı altında sanatı kullanıyor.

Dışarıdan sert ve zor görünüyorsunuz. Öyle misiniz?

Kolay olduğum söylenemez. Ama sevgi doluyum. Sert olduğumu kabul etmiyorum. İşimde mükemmelliyetçiyim. Şimdi bakıyorum, genç nesil çok rahat çalışıyor. E tabii ben yaşını başını almış insanım. Yorgun savaşçıyım artık. Onlarla uyuşamıyorum. Onların akşam eğlencelerine katılmaktan zevk almıyorum. Öyle olunca dışarıdan soğuk buluyor olabilirler.


 

ZAYIF HALLERİMİ KENDİMDEN BİLE SAKLARIM


Eğlenmek istediğinizde yalnız mı eğleniyorsunuz?

Eşimle dostumla eğlenmeyi severim ama yeri ve vakti önemli. Özel anlarımı herkesle paylaşamam. Evdeysem klasik müziğimi açarım. Belki bir kadeh bir şey içerim yanında. İkinciyi asla içemem zaten. Alkolle gençken de aram yoktu. Yıllarca her gün davetlerdeydim, kimse beni bir kere sarhoş görmemiştir.

Neden?

İstemem. Zayıf hallerimi kendime bile göstermem. Kendimden bile saklarım. Garip gelebilir ama yapım böyle.
 

ŞİMDİKİ MANKENLER AĞIZLARINI AÇMASINLAR  
AÇINCA HER ŞEYİ MAHVEDİYORLAR


Modelliğe 1954’te başlamışsınız. Nasıl oldu

Olgunlaşma Enstitüsü'nde talebeydim. Doğalında öyle gelişti. Yoksa ben doktor olmak istiyordum ama zamanın koşullarında zordu. Zaten altı kardeştik. Babacığım tek başına çalışıyordu. Zordu.



'Milli manken' unvanı nereden kaldı peki?

Olgunlaşma Enstitüsü'nde düzenlenen bir defileden sonra yurtdışından teklif geldi. Tasarladığımız milli kıyafetler iki aylık bir geziyle dünyanın pek çok ülkesinde sergilenecekti. Türkiye'yi temsilen de ben katıldım geziye. Daha 14 yaşındaydım. Çok afedersiniz regl olmamıştım bile. Herkes, "Vücudun ne güzel" diyordu. Ben hiçbir şeyin farkında değildim. İran Şahı Muhammed Rıza Şah Pehlevi'nin, Kraliçe 2. Elizabeth'in izlediği defilelerde podyuma çıktım.

Oyunculuk nasıl başladı?

Yedi sene mankenlik yaptım. Bir gün Beyoğlu'nda yürürken yanıma bir hanım geldi. Lale Oraloğlu. O zaman kendisini tanımıyorum tabii. Bir tiyatro oyununda rol almam için teklifte bulundu. Öyle başladı oyunculuk. Ama mankenliği de hiçbir zaman bıraktım demiyorum. Geçen yıl Yıldırım Mayruk'un özel davetlisi olarak podyuma çıktım mesela. Yaşım 80. Hoşuma gitti tabii.




Şimdiki modelleri nasıl buluyorsunuz?

Ağızlarını açana kadar iyiler. Ama konuşunca her şeyi mahvediyorlar. Mankenlik saçınızın telinden ayak tırnağınıza kadar cansızlaştığınız, sadece taşıdığınız objeyi öne çıkarmanız gereken bir iştir. Kendin ön planda olmayacaksın yani. Ama bizimkilerin maşallahı var, her konuda kendilerini öne atmaya bayılıyorlar.

Peki günümüz Türk sinemasını nasıl değerlendirirsiniz?

Şimdiki yapımcılar enteresan. Hiçbir sosyal içerik yok filmlerinde. İlle politik olması gerekmiyor, öyle bir verirsin ki izleyen anlamaz bile. Zaten mesaj öyle bağıra bağıra verilmez. Biraz ince zeka gerektiriyor.
 

KOCAMLA BİRBİRİMİZİ SONRADAN SEVDİK


41 yıl Ateş Böceği Yalçın Otağ ile evliydiniz. Büyük bir aşk mıydı?

Büyük aşktı diyemem. Biz daha çok evlendikten sonra sevdik birbirimizi. Evlilik kutsal bir konu. Aşkın gelip geçiciliğinden öte bir şey. Birbirinize sahip çıkmanız gerekiyor. Onun derdini de kendine dert edinmen gerekiyor. Biz öyle gördük.



 

DOKUNDUĞUN ZAMAN BİTER AŞK


Sizin aşk tarifiniz ne peki?

Aşk bir takıntı. Gelip geçici bir şey. Dokunduğun zaman biter aşk. Bir arzulama hali. Godot'yu beklemek gibi. Beklersin, bir türlü gelmez. Geldiği zaman aşk biter. O aşkı ömür boyu yaşatmak istiyorsan dokunmayacaksın. Dokununca başkasını aramaya başlarsın.

Sizin öyle yıllarca beklediğiniz, bir türlü gelmeyen Godot’nuz oldu mu?

Sır o! Söylemem (gülüyor).

Peki evliliğinizde o 41 yıl nasıl geçti?

Hiç kötü bir şeyimiz yoktur. Ne ihanet ne başka bir şey. Birbirimize çok düşkündük.
 

GENÇLİĞİMDE ÇAPKIN VE FLÖRTÖZDÜM


Hiç aklınızdan başka biri geçmedi mi?

Güzellikleri görür insan. Kimse görmüyorum diyemez. Ama illa benim olacak diye bir şey yok. Niye benim olsun ki? Yahut ben niye onun olayım? “Güzel” der geçersin. Yerinde durur.




Gençliğinizde çapkın bir kadın mıydınız?

Çoook. Benim Lakabım da 'çapkın'dı zaten. Bir sürü flörtlerim oldu. Ama ben zekadan çok etkilenirim. Ruhtan etkilenirim. Kaşı gözü güzel diye kimseden etkilenmedim bu yaşıma kadar. Beyni güçlü insanlar bana karizmatik gelir. Mevlana'ya hayranım mesela. Karacaoğlan'a hayranım. Aşk işte onların tasavvur ettiği aşk benim için.
 

YALÇINCIĞIMIN YERİNE KİMSEYİ OTURTMAM


Bugün bir erkek ister misiniz hayatınızda?

Yalçıncım hayattayken böyle bir konuşma geçmişti aramızda. Daha hastalığını bile bilmiyorduk. Biraz da hastalık hastasıydı. Bir gün bana, "Ben senden önce ölürsem muhakkak evlen" demişti. "Hadi be! Saçmalama" dedim. Evlilik benim için kutsal. Artık bu yaşımda o kutsiyeti bozmam. Yalçıncığımın yerine kimseyi oturtmam. Ha, kafamda yarattığım bir insan olur, belki aşk olur ama evlilik asla.

Eşinizin vefatından sonra evlenme teklifi aldınız mı?

Aldım. Datça'da yazlığım var. Yalçıncığımın vefatından bir yıl sonraydı. Orada bir beyefendi böyle bir teklifte bulunmuştu. Dedim ki ona, "Bakın şu dağları, tepeleri görüyor musunuz? O dağların hepsini bana verseniz yine de olmaz!"

Nasıl tanışmıştınız Yalçın Otağ ile?

Tesadüf eseri. Kısa bir süre arkadaşlık ettik. Sonra beklemediğim bir anda evlenme teklifi etti. Telefonda konuşuyorduk, "Arkadaşlarımla yemeğe çıkacağım" dedim. O da, "Hayır efendim. Arkadaşlarınla falan yemeğe çıkamazsın artık. Benim karım olacaksın" diye cevap verdi. Öyle sahiplenmesi çok hoşuma gitmişti.

Halbuki biraz maço bir şekilde söylemiş...

Sıkılmıştım etrafımdaki insanlardan. Onla gez bunla gez... Sonu yok ki. Bir de erkekler kusura bakmasın ama hepsindeki aynı. Farklı bir şey yok. Hepsi fırsatçı. Kurtulmak da istedim hepsinden. Evleneyim, kimse bana değip dolaşmasın istedim. Sırf, "Ben bu kadınla birlikte oldum" demek için bile yaklaşan erkekler oluyordu. Öyle güzel, düzgün bir insan bulmuşum. Kaçırmadım tabii.



 

GENÇLİĞİMDE 10 DEFA KÜRTAŞ OLDUM
ÇOCUK KISMET OLMADI


Çocuk istemediniz mi?

Valla 10 kere falan kürtaj olmuştum. Gençtim o zaman, istemiyordum. Kendimi daha var edememiştim. Evlenince Yalçıncığımla istedik tabii. Bir seferinde yedi aylıkken karnımda öldü. Tabii o kadar kürtajdan sonra rahimde tutunamadı. Bir denememiz daha düşükle sonuçlanınca tekrar düşünmedim.
 

'ÖZGÜRÜZ' DİYENLER ÇIKARCI VE NANKÖR


Gündemi takip ediyor musunuz?

Tabii ki! Arkası kesilmeyen taciz haberleri, şiddet... Ülkenin hali bir garip. Koskoca ilahiyatçı çıkıp diyor ki, “Yabancı bir erkekle kadının asansörde yalnız kalması İslam’a göre halvet sonuçları doğurabilir.” Bu ne demektir böyle? İnsanı cinsellikten soğutur bunlar. Aşktan soğutur.

Cumhurbaşkanlığı Mehmetçiğe moral gezisi düzenledi. Davet edildiniz mi?

Hayır. Edilsem de gitmezdim. Şov amaçlı hiçbir yere gitmem. O kadar şehidimiz varken üzerime bir elbise geçirip oraya gidip onlarla, “Kah kah kih kih” yapmam. Orada Mehmetçiklerimiz var. Askerlerimiz ölüyor. Böyle bir şeyi doğru bulmuyorum. Ha ama devletimiz bana özel olarak görev versin. Kameralar olmadan gidip onlara yemek yapmak isterim.Silahlarını silmek, sularını doldurmak isterim.

Sanat üzerinde baskı var mı sizce?

Var tabii. Bir Sanat bir düşünce özgürlüğüdür. Fikir özgürlüğüdür. Kimse engelleyemez. Yazı olsun, resim olsun, heykel olsun... Sanatçının içinden çıkanların önüne geçemezsiniz. Geçmemelisiniz. Ne diyor Orhan Veli, “Uzanıp yatıvermiş sere serpe...” Tam da böyle rahat ifade edilmelidir işte. İçgüdüseldir. O yüzden güzeldir.

“Son derece özgür hissediyorum” diyenler var oysa. Siz öyle hissetmiyor musunuz?

Valla okudum hepsini. Özgürlük çerçevesinin içinde sadece bikini giymek, içki içmek varsa ne ala onlara! Hülya Koçyiğit hanımefendi de çıktı, neler söyledi. Ama kusura bakmasınlar yaptıkları çıkarcılık. Nankörlük. Ben Ata’mın kızı olarak nankör insanlarısevmiyorum. Çok şükür hiçbir yerden beklentim yok. 1.300 lira emekli maaşımı alıyorum, kraliçeler gibi yaşıyorum. Bu tip açıklamalardan geçinmiyorum.

Bundan sonrası için hayattan ne bekliyorsunuz?

Sıfır beklenti. Nereden incelirse oradan kopsun. Şiirlerimi yazıyorum. Resimlerimi çiziyorum. Okuyorum. Mutluluk anlarda. Anımın keyfini çıkarıyorum.