Laternanın yeniden doğuş hikayesi...

Laternanın yeniden doğuş hikayesi...

20 Mart 2011, Pazar 05:00
A A

19. yüzyılda İstanbullular’ın vazgeçemediği çalgılardan biri olan ‘laterna’, 2010 Avrupa Kültür Başkenti İstanbul etkinlikleri çerçevesinde yeniden canlandı. Etkinlikler boyunca İstanbul sokaklarında çalınan ve hatırlanan laterna, bir asır önce adeta altın çağını yaşıyordu. Bugün ‘geçmişin mp3 çalar’ı denilen müzik aletinden çalışır vaziyette o kadar az var ki... Bunlardan biri ve en ünlüsü de İstanbul’da yaşayan Nilüfer Saltık’ın evinde. Nilüfer Saltık laternayı, Selanikli Panos Usta’ya 15 bin Euro’ya yaptırmış. Ve çoktan unutulmuş bu müzik aletini Beyoğlu, Pera ve adalarda sokaklarda çalmış. Nilüfer Saltık, laternasını şimdi evinde nostaljiyi seven arkadaşları için ve teklif gelirse ekibiyle festivallerde, sokaklarda çalıyor.

Merve Özaytekin

mozaytekin@posta.com.tr

Panos Usta’dan İstanbul’a

Nilüfer Saltık aslen Adanalı. 16 yaşında ailesiyle Adana’dan Ankara’ya, ardından da İstanbul’a gelmiş. İstanbul’a aşık olan Nilüfer Hanım, genç yaşta para kazanma mücadelesine girişmiş. Tezgahtarlıktan sekreterliğe kadar birçok işte çalışmış. Hikayenin gerisini Nilüfer Saltık’tan dinleyelim: “Bir reklam ajansında sekreterdim. Office boy olan şimdiki eşim Hasan Saltık’la tanıştım. Evlenince para kazanmamız gerekti. Eşimle birlikte Kalan Müzik şirketini kurduk. Eşimin konservatuar altyapısı vardı, ben de Türk Halk Müziği’yle ilgileniyordum. Açık Öğretim’de İşletme Bölümü’nü tamamladım. Sonra Kalan Edisyon adlı şirkette telif haklarıyla ilgilendim. Bu arada Türkiye’nin unutulmaya yüz tutmuş kültürel müziklerini yaşatmaya çalıştım”. Laternayı da bu serüvende tanıyan Nilüfer Saltık şöyle devam ediyor: “Araştırmalarım sırasında laternanın sadece bir eğlence ve müzik aracı olmadığını gördüm. Özellikle İstanbul ve İzmir’de Rum, Müslüman, Yahudi, Ermeni herkesi etrafında toplar, farklı dinden ve kültürden kim varsa, kardeşliği, dostluğu laterna etrafında birleşerek hissedermiş. Ne yazık ki tarihimizin zor dönemleriyle laterna da unutulup gitmiş. Bugün güzel şehrimiz İstanbul’un mirasçısı olarak, laternayı topraklarına yeniden taşımak, Galata’dan Pera’ya, Kurtuluş’tan ada sokaklarına kadar her yerde çalmak istedim. İşte o zaman arkadaşım Stelyo Berber, eşim Hasan Saltık ile tamir ettirip yeniden hayata döndüreceğimiz bir laterna arayışına girdik fakat ne yazık ki bulamadık”. Uzun araştırmalar sonrasında Selanik’te yaşayan laterna ustası Panos Ioannidis’e ulaşmış Nilüfer Hanım, Stelyo ve Hasan Bey. Meğer Panos, İstanbullu Rum bir ailenin torunuymuş. Panos’un da anneannesi Tatavlalı (Kurtuluş) seçkin bir ailenin kızıymış. Dedesi de Taksim- Kurtuluş arasında çalışan ilk elektrikli tramvayın vatmanı... Büyük dedesi ‘Kızımı vatmana vermem!’ deyince, iki sevgili Selanik’e yerleşmiş. Panos Ioannidis, anneannesinin 80. doğum gününde, İstanbul’a özgü laterna kayıtlarını anneannesine hediye etmiş. Tekerlekli sandalyeye bağlı olan anneannesi laterna sesini duyunca, İstanbul’u hatırlamış, yerinden kalkıp dans etmeye başlamış. Panos’a tek vasiyeti olmuş anneannesinin ‘İstanbul’u her zaman sevin!’. Bu olaydan çok etkilenen Panos, Nilüfer Hanım’ın sipariş ettiği laternayı, anneannesinin vasiyeti olarak görmüş. İki yıllık bir çalışma sonucunda üzerinde Nilüfer Saltık’ın resmedildiği ‘Pera Güzeli’ adlı laterna tamamlanmış.

Laterna İngilizler’in ama altın çağını İstanbul’da yaşamış

Laternanın tarihine gelince... İlk 1808’de İngiltere’nin Bristol şehrinde bir piyano yapımcısı tarafından imal edilmiş laterna. Piyano tuşlarının yerine silindir; bu silindir üzerine de yedi bin adet çivi belli bir düzende yerleştirilmiş. Yedi bin çivi, 9 parçalık bir repertuarı oluşturuyormuş. İngiltere’den sonra Belçika, Fransa, İtalya ve Amerika’nın doğu eyaletlerinde kullanılmaya başlanmış. Osmanlı topraklarınaysa 19. yüzyılın ortalarında, levanten Guisseppe Turconi tarafından girmiş. Turconi tarafından İstanbul’a getirilen laterna özellikle İstanbul, İzmir, Selanik’te yaygınlaşmış. Laternanın İstanbul’da yaygınlaşması Turconi, Carmelo ve Armao adlı ‘stambadoros’lar yani laternanın silindirine melodileri çivileyen ustalar sayesinde olmuş. Bu ustalar, ürettikleri laternalara Osmanlı İmparatorluğu’nun çok kültürlü müzikal yapısını repertuar olarak işlemişler. Tango, vals gibi Batı ezgilerinin yanı sıra hasapiko, sirto, zeybekiko gibi Rum ezgileri de laterna sayesinde İstanbul’la özdeşleşmiş.

Rum şenliklerinde ve meyhanelerde

O yıllarda laterna çoğunlukla iki kişilik bir ekip tarafından çalınırmış. Usta laternayı çevirirken yardımcısı bez kurdelelerle süslü tefini elinin tersiyle vurup çalar, laternadan yükselen ezgiye uygun adımlarla salınarak dinleyenleri raksa davet edermiş. Bazı durumlarda hazırda tutulan yedek silindir laternaya takılır, böylelikle 18 parçalık bir repertuar eşliğinde saatlerce dans edilebilirmiş. Laterna, Türkçe ve Rumca şarkılardan oluşan repertuarıyla bir dönem İstanbul halkına unutulmaz anlar yaşatmış. Laterna her ne kadar Avrupa’da doğmuş olsa da, altın çağını 1850-1920 yıllarında topraklarımızda yaşamış. İstanbul’da dönemin meyhanelerinde, Rumlar’ın aile içi eğlencelerinin de vazgeçilmezi olmuş. 20. yüzyıl ortalarına kadar İstanbul-Atina-Selanik üçgeninde yaklaşık beş bin laterna üretilmiş. 40 günlük Paskalya orucunun başlamasından önceki son pazartesi Tatavla meydanında yapılan ve eski maskeli karnaval izlerini taşıyan ‘Apokria’ şenliklerinde laternalar başrolü oynarmış. Bu zenginlik, geleneksel Rum müziğine, literatürde ‘Tatavla şarkıları’ olarak anılan bir repertuarla yansımış.

1922’de nüfus mübadelesiyle birlikte Rumların zorunlu göçünün ardından laterna Yunanistan’ın önemli şehirlerinde özellikle Atina ve Selanik’te yaygınlaşmaya başlamış. Ancak Yunanistan’ın o dönemki sosyopolitik koşulları, mübadeleyle aldığı yoğun göçler ve iç savaşlar içinde laterna eski ihtişamını yitirmiş, ‘sokağa düşmüş’. Bu yıllar laternanın dilenciliğe çıktığı, son dönemler olarak adlandırılmış. 1936’da başlayan Metaksas cuntası döneminde Rebetiko şarkıları sansürlenmiş ve bu müziği temsil eden buzuki yasaklanmış. Repertuarına rembetiko ezgilerini eklemiş olan laterna da, bir dönem bu yasaktan nasibini almış. İstanbul’da ise gramofon ve radyonun yaygınlaşmasıyla laterna altın çağını kapatmış. 1955’te, 6-7 Eylül olaylarının patlak vermesinin ardından şehrin Rum nüfusu hızla azalınca laterna sahneden tamamen çekilmiş. İstanbul’dan Yunanistan’a göçerken atölyesini Atina’ya taşıyan ve stambadoros’lar zincirinin son halkası olan Nikos Armaos da 1979’da vefat edince laterna unutulmuş...

Ve laterna yeniden topraklarında

Nilüfer Saltık laternayı Panos Usta’dan 2 yıl sonunda almaya gidince, aklında tek şey varmış: Unutulan laternayı şaşaalı günlerini yaşadığı, kendi memleketi İstanbul’a taşımak... Yepyeni laternasını Panos Usta’dan aldığı günü şöyle anlatıyor Nilüfer Saltık “Selanik’e 2 yıl sonunda gittiğimde Panos laternayı siyah bir örtünün altına gizlemişti. Örtüyü kaldırdığında gözlerime inanamadım. Ellerim titredi, gözlerimden yaşlar geldi. Panos’la birlikte laternayı çevirmeye başladık. İkimiz de ağlıyorduk. İkimiz de İstanbul’un mirasçılarıydık. Sonunda laternayı İstanbul’a taşıdım, Panos da anneannesinin vasiyetini böylece yerine getirdi. Şimdi tek amacımız var, laternayı unutturmamak, yaşatmak!”

Belgeseli kitapçılarda

Nilüfer Saltık ve ekibi laternanın hikayesini ve müziklerini belgesele ve bir albüme taşımış. Z Yapım’dan çıkan kitap-belgesel D&R’larda ve Beyoğlu Mephishto Kitabevi’nde ‘Pera Güzeli’ adıyla satılıyor. Uluslararası Selanik Belgesel Festivali’ne de kabul edilen ‘Pera Güzeli’ aynı zamanda Türkiye’deki birçok festivale de gönderilmiş. Nilüfer Saltık, 2012’de Estonya’daki Talin Kültür Başkenti etkinliklerinden teklif geldiğini, böylece laternayı dünyaya tanıtacağını söylüyor.

Bu yazı 13 Mart 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır

2

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;