Selcen Doğan Ağakay

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Levent Loft'ta 'İstanbul Mutfakta'

Pazar, 21 Mart 2010 - 05:00

Bizim Mutfak’ yazılı yönlendirmeler olan görevliler karşılıyor gelenleri. Öyle üç beş görevli değil, otoparkın farklı noktalarına konumlandırılmış en az on görevli asansör girişine kadar yönlendiriyor konukları. Arabadan indiğimiz gibi ayak basıyoruz kırmızı halıya ve anında giriyoruz havaya tabii(!).
Asansörle 11. kata çıkıyoruz. Loft’taki üç daireyi birleştirerek ‘cool bir gece kulübü ambiansı’ yaratmış organizasyonu hayata geçiren dDf ekibi. Gecenin gayesi, ‘İstanbul Mutfakta’ adlı yemek kitabının tanıtılması. Hande Bozdoğan ile Lale Apa’nın yazdığı kitapta İstanbul’un ünlü şef ve restoranlarının kolay uygulanabilecek tarifleri var. Ama ne tarifler! Ermeni, Rum, Seferad yemeklerinden, Konya mutfağına, Ege’den Güneydoğu Anadolu tatlarına kadar her şey var. Yani İstanbul’da, sevilen restoranlarda yediğimiz her tat var.
Cem Yılmaz, İbrahim-Demet Kutluay gibi isimlerin de renklendirdiği gecenin en güzel sürprizlerinden biri kitaptaki bazı orijinal tarifleri tatma olanağı sunmasıydı. Balkabaklı mücver, bezelye favası, güllabiye helvası, incir uyutması, limon peltesi, narçiçeği şerbeti, pancarlı ayran ile servis edilen etli ekmek... Her biri kendimizi Osmanlı Sarayı’nda hissettirdi. Kitabı incelediğimde hoşuma giden taraflardan biri de, kitabın ve gecenin sponsoru olan ‘Bizim Mutfak’ markasının, kitabın kapağında bile yer almayıp, içerde sadece birkaç sayfada görünerek, tariflerin ve emeğin önüne geçmeye çalışmaması, rol çalmaya yeltenmemesiydi.

Elele’yi baştan yaratan kadın

Bu ay Vogue dergisinin Türkiye’ye gelişiyle bütün kadın dergilerinde ekstra bir zenginlik, dolgunluk vardı. Ama bir dergi var ki; onda bütün bunların ötesinde ciddi bir değişim göze çarpıyordu. 34 yıldır hayatımızda olan Elele belki de ilk defa bu kadar değişiyor, adeta baştan yaratılıyordu.
Her değişimin arkasında olduğu gibi, bu değişimin arkasında da iddialı bir kadın olduğunu keşfetmemiz uzun sürmedi. Zehra Elif Taş. Derginin yeni genel yayın yönetmeni. ODTÜ İşletme Fakültesi mezunu, Amerika’dan MBA’li, uzun yıllar uluslararası şirketlerde çalışmış Zehra Hanım da hayatının bir noktasında radikal bir değişim yapıp gönlünde yatanın peşinde koşanlardan. Kendi moda danışmanlık şirketini kurduktan sonra İstanbul Moda Akademisi’ni kuruyor. Şimdi orada moda, pazarlama ve trendler üzerine dersler veriyor. Kendi web sitesi Zelfist aracılığıyla 20.000’den fazla okuyucuya ulaşıyor.
Elele’ye geçmesiyle birlikte bir yandan Elele’nin tüm sayfa tasarımlarını, moda çekimlerini ve görselliğini değiştiriyor, bir yandan da Ayşe Arman, Ahmet Hakan, Kürşat Başar gibi güçlü kalemleri kadrosuna ekleyerek derginin içeriğini zenginleştirip, renklendiriyor. Elele’yi biraz geleneksel kalmış çizgisinden uzaklaştırarak daha genç, heyecanlı, eğlenceli bir hale getiriyor.
Bütün bu değişiklikler ve yenilikler kadın dergileri arasındaki rekabeti daha da keskinleştirecek gibi görünüyor. Bundan en çok da biz kadın okurlar karlı çıkacağa benziyor.

Kolaylaştırmayın kaldırın!

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, AB Komisyonu’nun genişleme ve komşuluk politikasından sorumlu üyesi Stefan Füle ile görüşürken konu ‘vize muafiyeti’ne geliyor. Tercüman, ‘vize muafiyeti’ni (visa liberalization) ‘vizede kolaylaştırmalar’ (visa facilitation) diye çevirince Davutoğlu hemen müdahale ediyor ve ‘Vize kolaylaştırılması değil, vize liberalleşmesi, yani vizenin tümüyle kalkması’ diyerek çeviriyi düzeltiyor.
Vize konusu bugüne kadar ki hükümetlerin ve Dışişleri Bakanları’nın bu kadar üzerinde durdukları bir konu değildi. Oysa bu konu çok önemli. 2010 yılında, Türkler’in hala vize için kapı kapı dolaşmaları, belgeler içinde boğulmaları, bir sürü paralar ödemeleri, bir de üstüne üstlük ikinci sınıf insan muamelesi görüp rencide edilmeleri kabul edilebilir bir şey değil çünkü. Madem hep birlikte küreselleşiyoruz, ‘Dünya bir köy oluyor’ diyoruz o zaman biz hala ne diye vize çilesi çekiyoruz? Ticari ilişkilerin, akademik ilişkilerin, komşuluk ilişkilerinin genişleyip derinleşmesi için vize konusu halledilmeli. Davutoğlu’nun bu konuda böylesi bir hassasiyet göstermesi, üstelik ince ama kritik bir çeviri hatasını fark edip müdahale etmesi son derece memnuniyet verici.

Bu topa girme TRT

TRT yönetimi, hızlı ulaşıp yayınladığı bir haberle ilgili negatif tepkiler alınca, ‘Özel kanallar habere hızlı ulaştığında kahraman ilan ediliyor. TRT aynı şeyi yapınca bu bir eksiklik ya da kabahatmiş gibi gösteriliyor’ şeklinde bir bildiri sunmuş. Ve bu durumun iyi niyetle açıklanamayacağını belirtmiş. TRT’nin kendini özel kanallarla kıyaslaması bana çok doğru gelmiyor.
TRT’nin dünyadaki benzerleri gibi bir çizgide olması, kendine farklı bir misyon edinmesi gerekiyor. Dizileri, yarışma programlarını, gündüz kuşağı kadın programlarını, tartışma programlarını falan özel kanallara bırakıp, farklı kulvarlarda yürümek TRT’ye daha çok şey kazandıracak gibi görünüyor.
Klasik olacak belki ama TRT’ye kültür-sanat programları, belgeseller, eğitici ve bilgilendirici programlar daha çok yakışıyor. Müziksiz ve klipsiz bir ana haber programı izlemenin bile lüks olduğu memleketimizde, TRT, kaliteli duruşundan ödün vermeden dursa yeter aslında.
TRT, sahip olduğu teknik altyapısını ve insan kaynağı gücünü özel kanallarla rekabet etmek yerine, onların girmediği alanlara girmeye yönlendirse, kendini onlarla kıyaslamaya gerek görmese, tek kaygısı kalite olsa izleyiciler için de daha iyi olmaz mı sizce de?

Haftanın notları

Tarihin Arka Odası’ programını hazırlayanlardan biri olan Pelin Batu, Ermeni meselesinin tartışıldığı programda kendisine söz verilmeyince sinirlenmiş ve kendisiyle ilgili yapılan bir espriyi de ciddiye alarak programı terk etmiş.
(Bundan önceki programlardan birinde de ‘uyuduğu’ için magazine malzeme olan Pelin Batu, programı terk edince ‘Tarihin Arka Odası’nı bir kez daha magazine taşıyarak tarih programlarının da magazinel olabileceğini ispatlamış oldu. Öyle ya da böyle, haklı. O pek bilmiş tarihçi amcaların arasında, genç ve güzel bir kız olarak kendini var etmeye çalışmak gerçekten de sinir bozucu. Ama vazgeçmemeli, sadece ‘cool’ olup, biraz da o, tarihçi amcalarla dalgasını geçebilmeli!)

İsveç Parlamentosu’nun 1915 olaylarına ilişkin Ermeni tezlerini 1 farkla kabul ettiği oylamada ‘Evet’ diyerek, dengenin Türkiye aleyhine değişmesine ve Soykırım Tasarısı’nın kabul edilmesine neden olan Kürt asıllı Milletvekili Gulan Avcı, Türkiye’nin tarihiyle yüzleşmesi için partisinin aksine ‘Evet’ oyu kullandığını söylemiş. Avcı ayrıca, Türkiye’de Kürtler’in de soykırım tehdidiyle yüz yüze olduğunu iddia etmiş.
(Gulan Hanım tarihle yüzleşmekten bahsetmiş ama o yıllarda yaşanan olaylarda Kürtler’in rolüne ve eylemlerine her nedensedeğinmeye gerek duymamış. Kendisini milletvekilliğine de taşımış olan, Avrupa’da çok rağbet gören ‘mağduru oyna, kazan’ rolüne devam etmeyi uygun bulmuş.)