Liderlik arayışı izolasyonla mı sonuçlanacak?

Perşembe, 10 Haziran 2010 - 05:00

Türkiye son yıllarda uluslararası ilişkilerde cesur ve kişilikli bir duruş sergiledi. Türk dış politikasının geleneksel çizgilerinin ötesine geçildi. Avrupa Birliği ve ABD ile sınırlı kalmayan yeni bir politik vizyon yaratıldı. Bu çerçevede şimdiye kadar hiç ilgi duymadığımız Afrika’ya ve Latin Amerika’ya uzanabildik. Türkiye’nin gelişen ekonomisi Türk şirketlerinin yeni pazar arayışı hatta Türk televizyonlarının sınırları aşan etkisi Türkiye’nin yeni hedefleriyle çok güzel şekilde örtüştü.

Bütün bunlar yaşanırken Avrupa Birliği’nin Ankara’ya bakışı giderek katılaştı. Gerek Avrupa’nın yaşadığı ekonomik kriz gerekse Türkiye’nin olması gereken yer konusundaki tereddütler Brüksel ile Ankara arasında var olan duvarın kalınlaşmasına neden oldu. Bütün bu gelişmelerle eş zamanlı olarak Türkiye yüzünü biraz daha fazla Doğu’ya döndü.

Bir dönem savaşın eşiğine geldiğimiz Suriye neredeyse en sıkı işbirliği yaptığımız ülke konumuna yükseldi. Güvenlik endişeleri ve terör gerçeğine rağmen Irak’la ilişkiler de geliştirildi. Kuzey Irak Kürt yönetiminin lideri Mesud Barzani altı yıl aradan sonra Ankara’ya geldi. Rusya ile karşılıklı olarak vizelerin kaldırılması anlaşması imzalandı. Uzun yıllar boyunca Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı Avrupa Birliği ülkeleri iken son birkaç yılda Rusya birinci ortak oldu. Buraya kadar anlattıklarımda hiçbir sorun yok.

İran kördüğümü

Böylesine ilerlemelerin kısa zaman dilimine sığdırılmış olması önemli bir başarı... İran, İsrail ve bunlara paralel olarak Amerika Birleşik Devletleri’yle gelinen durum konusunda ise ciddi endişelerim var. Avrupa Birliği ile üyelik sürecinin oldukça soğuduğu bir ortamda Washington ile de  köprüleri atma noktasına gelirsek bunun ağır bir maliyeti olabilir. Burada Türkiye’nin İran konusundaki tutumu
kilit önem taşıyor. Tel Aviv- Ankara arasındaki “one minute” olayında Türkiye’ye anlayışla yaklaşan Amerika bu kez tutum değiştirebilir.

Bunun üç nedeni var:

1- Amerika Hamas’ı terör örgütü olarak görüyor. Türkiye ise tam destek veriyor.

2- Washington Türkiye’nin İran konusundaki çabalarını ayak bağı olarak görüyor.

3- Gazze operasyonunda öne çıkan İHH’nın bazı üyelerinin radikal İslami örgütlerle ilişki içinde olduğu kuşkusu Washington’un
huzursuzluğunu daha da artırıyor.

Zira Amerika’da yerleşik Yahudi lobisinin önde gelen kuruluşları Türkiye’nin “Amerika ve İsrail karşıtı bir çizgiye kaydığını” ileri sürerek
bunun bedelinin ödetilmesini istiyor.

Bu kesimlerin hedefinde doğrudan Başbakan Recep Tayip Erdoğan var. Zaten İsrail’de yayınlanan gazeteler ve onların Amerika’daki uzantıları uzun süredir AK Parti hükümeti karşıtı yayınlar yapıyordu. Önümüzdeki günlerde işler iyice kötüye giderse “Türkiye eksen
değiştirmesinin bedelini ödedi” diyecekler. Bu rüzgarı hissetmiş olan Fethullah Gülen’in The Wall Street Journal’a (WSJ) gazetesine yaptığı açıklamaları dikkatle okumakta fayda var.

Ben Gülen’in sözlerini AK Parti ile bir yol ayrımı olarak görmüyorum. Tam tersine Fethullah Gülen bir anlamda yaklaşmakta olan fırtınayı haber veriyor. Dış politika konularında pragmatik hareket edebilen Başbakan Erdoğan’ın da Washington’dan gelen sinyallerin
değişmekte olduğunu görmemesi mümkün değil. AK Parti Dış İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik önderliğindeki bir ekibi Amerika’ya gönderme kararı almasını ben buna bağlıyorum.

Ankara’nın bir taraftan bölgesinde liderlik arayışına girerken diğer taraftan izolasyon riskiyle karşılaşması söz konusu.

İran’a yaptırımlar konusunda “Hayır” oyu kullanan Türkiye’nin Batı blokunda yalnız kalma riski giderek artıyor. Böyle bir sonucu Türkiye’de akılcı düşünebilen hiç kimsenin isteyeceğini sanmam.