Mehmet Ali Birand

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Lütfen, halkın kafasını karıştırmaktan vazgeçin

Salı, 03 Kasım 2009 - 05:00

Her şey iyi hoş da, şu Domuz Gribi’ne karşı dün başlatılan aşı kampanyasını engellemek için yapılanlar, artık -özür dilerim- kabak tadı verdi.
Muhalefetin eleştiri hakkı vardır. İktidarları uyarmak ve toplumu aydınlatmak da görevleridir. Ancak bu kampanya öyle bir hal aldı ki, artık halkın sağlığını tehdit eder bir noktaya geldi. Yeni bir ölüm haberinin daha duyulduğu şu günlerde, ne yapıp edip bu sorumsuzluktan vazgeçilmesi gereği ön plana çıktı. Bu ülkenin koskoca bir Sağlık Bakanlığı var. Kimi zaman hataları olmuşsa da, tüm uzmanlarının ısrarla bize anlattıklarına kulak vermeyecek ve güvenmeyeceğiz de, neye ve kime güveneceğiz?
Dünyanın en büyük ve en önemli kurumu sayılan Dünya Sağlık Örgütü’nün bu aşının mutlaka kullanılması gerektiğine dair tavsiyelerine inanmayacağız da, kime ve neye inanacağız?
Yapılan eleştirilerin önemli bir bölümü abuk sabuk. Ancak yine de bu saf milletin önemli bir bölümünün kafasını karıştırmaya yetiyor. Etrafa şöyle bir kulak verin, hemen farkına varacaksınız. Aşı aleyhinde söylenen sözlerin tutar bir yanı olmasa dahi, bazı kulaklarda iz bırakıyor.
Yarın ölümler artarsa, bunun hesabını verebilecek misiniz?
Söyleyeceğinizi söylediniz, bundan böyle susun. Üstelik, bu aşı yerine, kendimizi koruyabileceğimiz başka bir yöntem de yok. Ya kaderimize boyun eğip bekleyeceğiz veya bu aşıyı kullanıp, kendimizi korumaya çalışacağız.
Bırakın halkın yakasını artık.

DP merkeze gelirse başarır
Demokrat Parti (DP) çok iddialı. İddialı olmakta da haklı. Kadrolarına baktığınız zaman, son derece önemli isimlerle karşılaşıyorsunuz. İçinde, Mehmet Ali Bayar gibi genç, Meclis’te de Mesut Yılmaz gibi hem deneyimli hem de varlıklarını gösterebilecekleri bir sözcüleri var. Demokrat Parti, eğer iyi ellerde yoluna devam edebilirse, ülke siyasetinde son derece önemli bir rol oynayabilir. Yeter ki, daha ilk adımların atılışından itibaren birbirlerini yemesinler.
Türkiye’nin kaybedilecek ne zamanı, ne de fazla insanı var. Eğer önümüzdeki seçimlerde, AKP’ye karşı ciddi bir ağırlık yaratacak bir muhalefet oluşturulamazsa, kimse kusura bakmasın, bu parti kolaylıkla üçüncü seçimini de kazanacaktır.
AKP’nin başarılı olup olmadığını tartışmaya gerek yok. Demokrasilerde, başarının ölçüsü seçimde alınan oylardır ve şu an için önde gidiyorlar.
DP, siyasi yelpazeyi renklendirebilir. Muhalefet cephesini daha da bölmeye yönelmez ve hem birleştirici, hem de yapıcı davranırsa, AKP’yi zorlayacak bir muhalefet platformu oluşturabilir. Hatta, solun önemli isimlerini de kendi içine çekebilir.
Hayırlı olsun...

İran’ın olursa, neden Türkiye’nin olmasın?
Batı dünyası panik içinde. Korkuları İran’ın nükleer güç olması ve kafası kızdığı taktirde İsrail başta olmak üzere, bölgeye diz çökertmesi. İran ise, bütün bu iddiaları reddediyor. Nükleer çalışmalarının bomba üretmek için değil, enerji için sürdürüldüğünü belirtiyor. İran’ın, bölgedeki en büyük petrol ve gaz üreticilerinden biri olduğunu hatırlatanlar, nükleer enerjiye ihtiyaç duymaması gerektiğini söylüyorlar ve “İran dünyayı yanıltıyor. Zaten, orta ve uzun menzilli füzeler üreterek, nükleer güç olmayı planlıyor” diyorlar.
Kimse İran’ın gerçekten ne yapmak istediğini bilmiyor. Ayrıca, Tahran’ın sözüne de güvenilmiyor. Doğrusu, ben de İran’ın İsrail’i cezalandırmak için bomba kullanabileceğine inanamıyorum. İsrail’in neresinde patlatılırsa patlatılsın, bomba hem bölgeyi mahvedecek, hem de Kudüs’teki İslam’ın en değerli yerlerini de silecektir. Bunu düşündükçe, Tahran’ın bomba peşinde koşmadığı varsayımı güçleniyor. Ancak öte yandan da, kullanmasa dahi, gerçekten bomba ürettiği taktirde, nükleer güç olacağını da unutmamamız gerekir.
İran’ın nükleer bir güç olması, Türkiye’nin işine gelmez. Ancak Ankara’nın genel yaklaşımı, Tahran’ın bomba yapılmayacağı yolunda verdiği sözlere inanmak şeklindedir.
Ancak, burada önemli olan, İran’a inanıp inanmamak olmamalıdır. Tahran bugün söylediğini, milli çıkarlarını ön plana sürüp, değiştirmek ihtiyacı duyabilir.
O zaman ne yapacağız?
Beni asıl düşündüren işte bu noktadır. Bütün bu karmaşa içinde Türkiye’nin ne yapmak istediğini, nasıl bir nükleer politika izleyeceğini merak ediyorum.
Türkiye’nin nükleer politikası var mıdır?
Varsa nedir?
Yarın İran’ın bombası olur ve nükleer bir güç konumuna gelirse, Ankara ne yapacak? “Hay Allah, yanlış yaptık. Oysa İranlılara inanmıştık...” mı diyecek?
Eğer İran’ın bombası olacak, eğer İran bir nükleer güç konumuna girecekse, Türkiye bu duruma seyirci kalamaz ve kalmamalıdır. Ankara da bugünden, tüm olasılıkları hesaba katarak kendi nükleer politikasını, bomba yapımı dahil olmak üzere düşünmelidir.

Yandex.Metrica