Maden kazası gerçekten kader mi?

Cuma, 21 Mayıs 2010 - 05:00

Dün Zonguldak’tan beklediğimiz iyi haber gelmedi. Kalplerde ufak da olsa bir umut vardı... Olmadı... Tıpkı Bursa ve Balıkesir’deki gibi acı haberler kalplerimizi yaraladı. Maden kazası haberinden sonra dünyadaki gelişmelere baktım, uzmanların görüşlerini aldım. ‘Bu bir kader mi’, yoksa engellenebilecek bir risk mi, bunun ve başka soruların yanıtlarını da aradım. Yanıtları şöyle sıralamak mümkün:

1. Kömür madeninde henüz ‘sıfır kaza’ oranına ulaşılmış değil. Ancak, Amerika, bu konuda ciddi mesafe almış. 1980’de 133 olan ölü sayısını, 2009’da 18’e indirmiş. 200 bin saate düşen ölü sayısı 0.06’dan 0.02’ye gerilemiş.

Kaza lideri gelişmekte olan ülkeler

2. Bir zamanlar kömüre ‘pahalı ve kirli’ diye iyi gözle bakılmazdı. Hatta bazı ocaklar kapatılmıştı. Ancak, petrol fiyatlarındaki yükseliş, kömüre ilgiyi artırdı. Özellikle de Çin, Rusya, Ukrayna ve Türkiye gibi ülkelerde, riskli de olsa kömür çıkarmak için yeni yatırımlar yapıldı. Bu nedenle Çin’de ‘kaza’ ve ‘ölü’ sayısında inanılmaz rakamlara ulaşıldı. Yüzde 20’lik düşüşe rağmen, 2009’da Çin’deki ölü sayısı 2 bin 631’i buldu.

3. Çin’de Nanjing Üniversitesi’nden Prof. Da Sulin, bu kadar ölü olmasını tamamen ‘kötü yönetime’ bağlıyor. 1991-2000 yılları arasında ortalama 5 bin 968 kişinin öldüğünü, bunun Güney Afrika, Rusya ve Hindistan’dan 25 kat daha kötü olduğunu söylüyor.

ABD’nin hedefi ‘sıfır ölüm’

4. Son yıllarda bu alana özel sektör büyük ilgi gösteriyor. 2005 yılında çıkarılan yönetmelikten bu yana 3 bin 839 işletme izninin verilmesi de bunun göstergesi... Fazla çalışma ve denetim sorunu, beraberinde riski de getiriyor.

5. Son kaza devlet işletmesinde oldu ama veriler, yılların uzmanlığı nedeniyle Taşkömürü İşletmeleri’nin riski düşürdüğünü gösteriyor. 1970’lere kadar yılda 60-70, 1980’lere kadar 30-40 kişinin öldüğü tesislerde, son yılların sayısı 10’un altına gerilemiş.

6. Bence madende ölmek, bir kader değil. Her işte olduğu gibi bu işte de ‘risk’ var ve onu kontrol edip, minimum düzeye indirmek mümkün. Önemli olan, yönetenlerin yaklaşımı. Bu konuda da Amerika’da Obama yönetiminin Maden Güvenliği Şefi Joe Main’in açıklamasını çok anlamlı buluyorum: “Ulaşılan düşük ölüm oranları çok cesaret verici. Ancak, sıfır ölüm olayına ulaşıncaya kadar tatmin olmayız.”

Altın daha ne kadar yükselir?

Bu sorunun yanıtıyla ilgili araştırma ve değerlendirmeler okudukça, kafam karışıyor. Daha önce yazmıştım. Bazı uzmanlar, 3 bin dolar tahmini yapıyorlar. Yıl sonunda 2 bin dolar diyenler bile var. Son okuduğum 3 tahmin ise ‘tam tersi’ yönü işaret ediyor. Barclays Wealth’e göre, 2012 yılı sonunda altın/ons 800 dolara gerileyecek. Fransız Societe Generale’nin de benzer tahmini var. Nisan 2009’da, 2010 sonu için 800 dolar tahmini yapan banka, bu görüşünü koruyor. Külçe altın uzmanı Kitco’nun analisti John Nadler, altının düşeceğini ve 2011 yılında 900 doları göreceğini ileri sürüyor.

Üretim artıyor, talep azalıyor mu?

Nadler’e göre, altın talebinin yarısını mücevher sektörü yaratıyor. Bu alanda talep 2009 yılının son çeyreğinde yüzde 8 oranında düştü ve düşmeye de devam edecek. Yüksek fiyatlar, Hindistan gibi dini bayramlarda altına büyük talep gösteren ülkelerdeki tüketicileri de etkiliyor. Bununla birlikte altın arzı artıyor. Dünya çapında altın arzı geçen yıl yüzde 7 arttı ve 2 bin 572 tona ulaştı. Kitco’nun araştırmalarına göre, Çin ve Rusya’daki üretimin katkısıyla altın arzı 2014’e kadar yılda ortalama yüzde 4-6 arasında artacak. Nadler’e göre, altının maliyetinin 480 dolar olduğu göz önüne alınırsa, yüksek fiyat döneminde üretimi de yüksek tutacaklar. Bu da fiyatlar üstünde baskı yaratacak.