'Mahalle esnafı günü' ilan edelim

a
a
Cuma, 12 Kasım 2010 - 05:00

Sanayi Bakanlığı’nın verilerine göre; 2009 yılında Türkiye’de 75 bin adet bakkal/büfe işini terk etmiş, kepenklerini indirmiş.

Bu sadece 2009 yılına özel değil. Süpermarketlerin yükselişe geçtiği, AVM (alışveriş merkezleri) sayısı arttıkça, kapanan bakkal sayısı da yükseliyor.

Bir sitede yaşamama rağmen ‘bakkalsız’ bir hayat, etrafta esnafı olmayan bir mahalle düşünemiyorum. Örneğin, tarihi Göksu Fırını’nın simitlerinin yerini, bir zincirin simitlerinin alabileceğini aklımın ucundan geçiremiyorum. Kavacık’taki Minihal’in yerinin kolay doldurulabileceğini sanmıyorum.

O nedenle benim gibi çok sayıda kişi de esnafların yaşamasını, yılda 500 bine yakın dükkanın kapanmasını istemiyor. Bir bölümü de ‘kötü işletmeden’, mutlaka kapanmalar olacaktır. Ancak, ‘mahalle esnafını’ korumanın herkesin, özellikle hükümetin ve esnaf kuruluşlarının görevi olduğunu düşünüyorum.

[[HAFTAYA]]

New York’ta ‘Esnaf cumartesisi’

ABD’de bile bu iş için kafa yoruluyor, federal ve ulusal bazda stratejiler geliştiriliyor. Örneğin, geçenlerde New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg’in başlattığı girişim beni çok etkiledi.

Bloomberg, 8 Kasım’da, ‘Ulusal Küçük İşletme’ günü benzeri bir girişim başlattı. ‘Küçük İşletmeler Cumartesisi’ gibi Türkçe’ye çevrilecek bu girişim, Amerikalıları, hiç olmasa yılda 1 kez mahalle esnafını hatırlamaya çağırıyor.

Bloomberg, bu özel günü açıklarken şöyle güzel bir benzetme de yapmış: ‘Bu yıl Kara Cuma ve Kara pazartesileri duyduk. Bir günü de ‘İyilik’le analım.’ Bu iyilik günü de 27 Kasım 2010 olacak.

Küçükleri korumak için

Amerika’da da küçük işletmeler kapanma, yerlerine Starbucks ve benzeri zincirler açılması riskiyle karşı karşıya... Oysa, ekonomide bu işletmelerin büyük ağırlığı ve rolü var. 28 milyon adet işletme, yeni istihdamın yüzde 65’ini yaratıyor. Bu işletmelerde harcanan her 100 doların 68’i de yerel topluma vergi, ücret ve diğer harcamalar olarak dönüyor.

Rakamlar farklı olsa bile oranlar benzerdir. Türkiye’de de 2 milyona yakın esnaf var ve ciddi bir değer ile istihdam yaratıyorlar. Doğal olarak yaratmaya da devam edecekler.

Ben Sanayi Bakanlığı’na ile Türkiye Esnaf ve Sanatkarlar Federasyonu’na çağrı yapıyorum. Gelin Türkiye’de de böyle bir girişim başlatalım.Yılbaşından önceki cumartesi ya da pazarlardan birini, ‘Mahalle Esnafı Günü’ ilan edelim. Ve vatandaşlara, ‘O gün esnaflarından harcama yapmaları’ çağrısında bulunalım. Bu çağrıyı, büyük perakende devleri ve AVM’ler de anlayışla karşılayıp, mutlaka destek olacaklardır.

Ne diyorsunuz Bendevi (Palandöken) Bey? Biz dergilerle böyle bir kampanyaya öncülük ederiz.

Bankaların zor yılı!

Bankacılık, 2010 yılını ciddi bir kârlılık performansıyla geçiriyor. Sonbahar 2009’da konuştuğum banka genel müdürlerinin hiçbirinin böyle bir öngörüsü yoktu.

Dünyada esen olumlu rüzgar ve hızla inen faiz oranları, bankaları kâra boğdu. Hatta öyle oldu ki hükümetten ve iş çevrelerinden gelen tepkiler nedeniyle, bankacılar para kazandıklarını söylemekten utanır oldular. Şaka değil, bunu kulaklarımla duyduğum bankacılar oldu.

Konuştuğum bankacılar ve onlardan aldığım veriler, bu ‘yüksek kâr’ döneminin, en azından 2011 için, sona ereceğini gösteriyor. Çok sayıda banka genel müdürü ve yönetimi, 2011’i, bu nedenle ‘verimlilik’ ya da ‘fitleşme’ yılı olarak görüyor.

Oranlardan gelen mesaj

Aslında bu dönemin işaretlerini ortaya çıkan rakamlardan, faiz oranlarının geldiği düzeylerden de görmek mümkün... Yüzde 7’lere gelen Hazine faiz oranları, bankaların bu cepheden aldıkları gelire büyük darbe vurdu, vurmaya da devam edecek. Konuştuğum bir bankanın genel müdürü, “Hazine gelirlerinde yüzde 70-80 düşüşler olacak” diyerek, bu gerçeğin altını çiziyor.

Bir başka genel müdür ise, “İş koluna göre değişmekle birlikte gelirlerde yüzde 30-50 arası düşüşler olması mümkün” diye konuşuyor.

Tabloda birkaç segment için uygulanan faiz oranlarının nereden nereye geldiğini verdim. Zaten bu tablo, bankacılar açısından işin boyutunu açıkça gözler önüne seriyor.

Tabloda bankaların 3 ana segmentten elde ettikleri ‘brüt kâr’ marjını görüyorsunuz. Bunlardan masrafları ve vergileri de düşecek, sonra net kâra ulaşacaksınız. Üstelik bu rakamlar, 2010 yılına ait. Bir miktar daha düşeceğini öngördüğümüzde, brüt kâr marjının iyice daralacağını görüyoruz.

Kârlılıklarını korumak ve büyümek isteyen bankalar, 2011’den sonra ‘verimlilik’ silahına sarılacaklar doğal olarak... Her işlerini gözden geçirip, yeni iş yapma biçimlerine geçmeye çalışacaklar. Bunun işaretlerini de bazı bankalardan görüyorum.

Bir de KOBİ (küçük ve orta boy işletmeler) gibi geniş alanlara daha fazla odaklanıp, yeni müşteri çekip, ölçekten yararlanmaya bakacaklar. Yine mortgage ve kredi kartı gibi ilere odaklanacaklar. Bu yeni dönemde müşteri bazı geniş olan ve iyi ilişkilere sahip bankaların öne çıkacağı da kesin gibi görünüyor.