Tuğçe Erçetin

//icdn.posta.com.tr/images/none/16x9.jpg

Mahalleden Çıkınca Başlıyor Tehdit

Salı, 17 Mart 2015 - 15:31

Yine güzel bir masada güzel bir insan daha tanıdım. Narin'i tanıdım, güçlü bir kadın hem de çok. 37 yaşında, bana ilk bunu söyledi hayatıyla ilgili konuşurken. Neden özellikle yaşını belirttiğini sorduğumda ise "37 yıldır aynı şeyleri yaşıyorum da ondan" dedi.Yani Narin, 37 yıldır bir konuda dertliydi. Narin, Alevi bir kadın ve kendini ilk tanımlaması bu iki kimlikle oluyor. Ama her zaman kendinden bu kadar açık bahsedemediğinden dert yandı, her yerde Alevi olduğunu söyleyemediğinden...
 
"Ben Okmeydanı'nda yaşıyorum, o sebeple hep dikkatli olmak zaten zorundayız; ama korkumuz komşularımızdan dolayı değil, polis var orada. Hep var, ilk defa yoklar, şimdilerde yine varlar ama sanılıyor ki daha önce yoktular. Ama Alevi olmayı orada hiç gizlemedim, bu kimliğim orada daha güvenli. Okmeydanı'ndan çıkınca başlıyor saklılık. Bazen işyerinde, çocukken okulda, yeri gelince arkadaşlardan..." 
 
Narin politik bir ailede büyümüş, kendisi de çok küçük yaşlardan itibaren haksız ve eşit olmayan politikalara karşı ses çıkarmak için hep sokaklarda yer almış. Baskıyı hep üzerinde hissettiğini ve bunun sadece devlet politikaları ve tutumuyla değil, aynı zamanda sosyal hayatında da yer aldığını söylüyor. Çünkü, Narin Alevi, onun için en mühim neden bu.
 
İnançlı değildir onlar ama insan, olsun
 
Narin, ortaokul yıllarında en iyi anlaştığı arkadaşında kalmak için zar zor aileden izin alıyor, heyecanlı; çünkü ilk defa mahalleden başka bir yerde uyuyacakmış o gün. Arkadaşının evine varınca, o güne kadar Narin'in ismini çok duyan aile ilk defa karşısında görüyor onu. Güzel bir sofra hazırlanmış, ama bir yandan da klasik bir aile yaklaşımı ile çocuklara sürekli soru soruyormuş aile. Narin kendisine sorulmadığı halde, evinde çok konuşulduğu için "biz Aleviyiz" demiş arkadaşının ailesine. İki üç dakika süren sessizlikten sonra evin babası "inançlı değildir Aleviler, Müslüman değil ama olsun, biz her insanı severiz, onlar da insan" demiş. Bir şeylere inandığını o an içinden söylese de o gün hiçbir şey dememiş Narin. Belki de hayatının geri kalan kısmında daha çok karşılaşacağı bu tepkiyi daha o gün kabul etti.
 
Direnemediğim zamanlar oldu
 
Bu son muydu diye sorduğumda ise sadece gülüyor Narin, ikimizde biliyoruz çünkü, hiç bitmedi ki. Alevilerin evleri işaretlendiğinde ne hissettin, korktun mu soruma ise yine güldü. "Yıllarca 'mum söndü' efsanesiyle bizi etiketleyenler oldu, dahası buna inanıp bizi hastalıklı görüp, kendi daha çok insanmış gibi davranan ve düşünenler oldu. Sünni olmadığımız için bu baskıcı ortamda hep bir eksiğimiz varmış gibi hissettirdiler. Politikseniz veya biraz direniyorsanız çok umursamazsınız eksiklik olduğunu empoze edenleri. Ama dolarsın, içinde birikir. Öfke olur ama kırılırsın da. 37 yıl dedim ya, 37 yıl yaşadığım öfke ve hüzün hiç bitmedi". Narin'in bu sözlerinde hep haklılık var. Kimi zaman gürültülü kimi zaman sessiz bir şekilde Aleviler hep söylem olarak veya fiziksel olarak zarar gördüler. Lise yıllarında "Allahın yolu birdir, akıllı olacaksın Kızıl O..." diye okul koridorlarında direnemediği zamanlar da olmuş. Bir gün dayanamayıp bunu yapanlara çantasının içinde ne varsa fırlatmış. Çok acıtıcı bir anı ama burada da güldü Narin, sonra dedi ki: "fırlattığım ne varsa yeniydi, kitaplarım, iki de defterim, en güzel yazdığım defterlerdi. Dönüp almam gerekirdi yani, ama gitmedim, onlara yaklaşmak istemedim. Geri dönsem, bir öğretmen gelse belki ben suçlu olacaktım. Bir şey atmayıp vursaydım onlara, yine bilemezdim kim haksız çıkacaktı". Belki o suçlu olmazdı, öğretmeni ayrım yapmazdı Narin'in; ama emin olabileceği bir ortam hiç olmamıştı bu zamana kadar, o yüzden hatalı olmamasına rağmen oradan uzaklaşmayı tercih etmiş. 
 
Ben de bazen duyuyorum, Alevilerin kendi aralarında çok kapalı olduklarını söyleyenler var. Peki nasıl olmasın? Kimliğinden dolayı, aidiyetinden dolayı senden, benden, bizlerden ne eksiği ne fazlası yokken birilerinin aidiyetleri, inanç ve değerleri sebebiyle kapıları işaretlenirken, hakaret edilirken, yeri gelince öldürülürken, cenazelerinin önü kesilirken... Narin yalnız değil, kalabalık aslında, eşitliği savundukça beraber daha da kalabalık olacağız. 
 
Ve Okmeydanı demişken, güzel bir çocuğu anmak isterim; Berkin'i. Ekmek almaya çıkarken polis tarafından öldürülen umudun çocuğunu. Kaybedeli bir yıl oldu, defalarca hem aileyi hem bizleri kahretmek istediler. Ama vazgeçmemeli, çocuklara uzatılan o silahları kalabalık olursak bir gün durduracağız; vicdanımız, haklılığımız ve mücadele umutlu yarınları getirecektir elbet..