Mahmut Tuncer: Türkücü deyince kapıcı geliyor kimilerinin aklına halbuki bizim ailemiz çok modern

Türk Halk Müziği sanatçısı Mahmut Tuncer, 40 yıldır kendisiyle özdeşleşen mendiliyle türkü söylüyor, halay çekiyor. Esprili üslubuyla insanların yüzünü güldürüyor. Yeni albümü ‘LO BY’ vesilesiyle buluştuk. Diyor ki: ‘Türkücü’ deyince sanki ‘kapıcı’ geliyor akıllara. Halbuki bizim ailemiz çok ‘moderindir’. Eşim İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. En tembel oğlum üniversiteden terk.

01 Temmuz 2018, Pazar 05:00
A A

Oya Çınar

oya.cinar@posta.com.tr

Fotoğraflar: Şafak Güven

Yeni albümünüz ‘LO BY’ hayırlı olsun. Özel bir hikayesi var mı?

Albüme adını veren türkü eski bir Urfa türküsü. ‘Lo’ kelimesini bize sosyal medyada insanlar teveccüh edip layık gördü. Adıma benzer şekilde bir sürü caps’ler yayınlıyorlar. Lo, Urfa’da erkeklere hitap şeklidir. Bayanlara da ‘Le’ deniyor mesela. Oradan yola çıkarak koyduğumuz bir isim.

‘I’am Sorry Ne Sorry’, ‘Kar Gördüm Kaydım’ gibi enteresan isimler koyuyorsunuz türkülere. İlginçlik olsun diye mi?

Rahmetli Barış Manço’nun seçtiği yolu ben de Türk Halk Müziği’nde seçtim. 1980 yılından bugüne süren müzik serüvenimde her kasetimde muhakkak vardır böyle espritüel parçalar.

İzzet Altınmeşe, “Erotik türküleri ağzıma sürmem” demişti. Bu konuda nasıl düşünüyorsunuz?

Kiminin ağzına yakışır, kimisine yakışmaz. Önemli olan kendine güven. Sanatta ayrım olmaz. Ben de aşıklama şeklinde türkü okuyamam. Çünkü ağzıma yakışmıyor. Hakkını veremem. Hakkını verebilen her şeyi okur. Dünya dediğin bir mezarlık. Mezarlıkta her şey mübahtır. Kimisi çile çekecek, kimisi güzel günler görecek. Aç kalacaksın, tok kalacaksın. Seçim yapma şansın yok ki. Hayatın içinde her şey var. Dolayısıyla her şeyin türküsü okunur.

HEPİMİZ PAVYONDAN GELDİK

Müzik yolculuğunuz tam olarak nasıl, ne zaman başladı?

Urfa Lisesi’ni 1979’da bitirip Urfa’dan ayrıldım. Ankara’ya geldim. Önce müzik okuluna girdim. O zaman müzik okulu pavyondu. Halk müziğinde birçok sanatçı oralardan gelmedir. İzzet Abi, (Altınmeşe) de, İbrahim Tatlıses de, Kibariye de pavyondan gelmedir. Ama o zaman pavyonlara aileler gelirdi bizi dinlemeye. Adı biraz kaba ama herkesin ailesiyle gidebileceği yerlerdi pavyonlar. 40 yıl geçmiş üstünden...

Nasıl geçti peki 40 yıl?

Su gibi geçti. Ama bir bulanık su vardır, bir de berrak su. Benimki berrak geçti.

Sizin adınızın geçtiği her yerde insanların yüzünde bir gülümseme beliriyor. Sizce neden?

Ben komik adamım. Benim olduğum yerde asık suratlı oturamaz kimse. Tabii ilk çıktığımız yıllarda tek kanal vardı. TRT 1’de programa çıkacaksın da, ilkokul çocuğu gibi parmak kaldırıp sıranı bekleyeceksin de... Çıkıp şarkımızı söylüyorduk. “Teşekkürler Mahmut Bey” deniyordu. Geçip yerimize oturuyorduk kös kös. Kendimizi ifade edecek alan bulamıyorduk. Ne zaman ki özel kanallar çıktı. O zaman kendimizi gösterebildik. Halk bizi her yönümüzle tanır oldu. Bir de ben insanların içinde çok gezdiğim için onlar neyi sever neyi sevmez iyi bilirim. Halkı iyi tanırım.

ÖNCELİĞİM MÜZİK OLSA ŞİMDİ MICHAEL JACKSON OLMUŞTUM

Peki sizin için hayattaki en öncelikli şey müzik mi?

Yok vallahi! Müzik benim için öncelik olsaydı şimdiye kadar Michael Jackson gibi olmuştum. Çok ciddi söylüyorum.

Hırslarınız yok mu?

Hiçbir konuda hırsım yok. Misal dolar şimdi çok yüksek. Ama biri sokağa torbayla dolar dökse yerimden kalkıp almam. Üşenirim. İçeride su borusu patladı deseler, ayaklarımı altıma alır otururum. Hiç şeklimi bozmam.

Gamsız mısınız biraz?

Gamsız demeyelim de rahat adamım. Öyle hiçbir şeyi kolay kolay dert etmem. Benimle hayat güzel geçer. Kolay kolay üzülmem. Sevenlerime de tavsiyem. Hiçbir şey için kendilerini üzmesinler. Her hastalığın başlangıcı üzüntü.

Peki ne için kalkarsınız yerinizden?

Allah korusun, çok sevdiğim bir insana zarar geldiğini duyarsam fırlarım. Ya da ülkem için gözümü kırpmadan siper olurum. Yoksa paraymış, pulmuş... Bunlar için yormam kendimi. Ben parayı her yerde bulurum. Ama güleryüzlüyüz diye çok da yumuşak zannetmesinler. Tersim de bir o kadar kötüdür. Çok zıt bir ahlakım vardır. Beni bir kızdırırlarsa kimse karşımda duramaz.

Ne sizi o kadar sinirlendirir?

Yapmadığım bir şeyin yapmışım gibi gösterilmesine çok sinirlenirim. Çok örnek var ama yıllar önce eşimle yaşadığımız bir anıyı hiç unutmam. Bodrum’da arabada gidiyoruz. Arabayı da eşim Işıl Hanım kullanıyor. Kornaya basıyoruz basıyoruz, önümüzde duran araç ilerlemiyor. Araba da çok küçük. İçinden çıkacak adam ne kadar olabilir ki dersin. Açtım kapısını, “Ne bekliyorsun ulan burada?” dedim. “Sana ne lan” dedi. Bir yapıştım yakasına. Meğer adam basketbolcuymuş. Arabadan in in bitmedi. Hahaha! Dev gibi.

Dövdü mü sizi yoksa?

Yok benim hanım cengaver gibi. Yardımcı ekip olarak geldi arkadan. Terliğini geçirdi adamın kafasına. Benim de boyum yetmiyor ki boğazına sarılayım. Omzuna yapıştım. Bir ısırdım. Adamın etini koparıyordum. Bir kez kabadayılık etmişim ya. Geri adım da atamıyorum. Geceyi karakolda bitirdik.

Evliliğiniz 38 yılı doldurmuş...

Evet. Neredeyse emekli olacağız oradan da. Ankara’dayım o zaman. Yeni yeni şöhret olmaya başlamışım. Bir düğünde görüştük. Görüş o görüş. Işıl Hanım ay parçası gibiydi. Malum ben de Alain Delon gibiyim. Aşık olduk birbirimize.

HANIMIN GÖREVİ KOCASI VE ÇOCUKLARIYLA İLGİLENMEK

Uzun evliliğin sırrı var mı sizce?

İki tarafın da hamal olması, iki tarafın da birbirini taşıması lazım. O kızdığı zaman ben sesimi kesiyorum. Ben kızınca o sesini kesiyor. Evliliğin içinde herkesin taşıyacağı yüklerin belli olması lazım. Mahmut Tuncer’in evinin geçimiyle ilgilenmesi lazım. Hanımın görevi de kocası ve çocuklarıyla ilgilenmektir. Bir sanatçıyla evli olmanın ağırlığı da farklıdır. Sanatçı her yere gidemez. Her yerde oturamaz. Her yerde konuşamaz. Sanatçının eşinin bunları da ayarlaması, yönetebilmesi lazım.

Çok kadın hayranınız var mıydı?

Işıl Hanım’ın rahatsız olduğu durumlar olur muydu? Tabii bizim zamanımızda evli erkekler pek makbul değildi kadınlar için. Şimdi makbul oldu evli erkekler nedense. O zaman evli olduğun biliniyorsa kimse sana bakmazdı. O yüzden biz de evli olduğumuzu saklamak zorunda kalıyorduk. O zaman üzüldüğü bazı durumlar olmuştur belki.

Çocuklarınızla ilişkiniz nasıl?

Muazzam. Hiç otoriter değilim. Denetimli serbestlik diyelim. “Su akar yolunu bulur” denir ya. Işıl Hanım da ben de kendileri yollarını bulsunlar diye hiç sıkmadık, kısmadık. Geç geldiklerinde, “Niye geç geldin?” demedik. Ama arayıp, “Dikkat et. Yollar nasıl?” diye sorduk mesela.

KIZIM GİZEM BENİM DİŞİ VERSİYONUM

Kızınız Gizem de müziğe başladı. Pop söylemesi ve tarzı herkesi şaşırttı. Sizce neden böyle bir şaşkınlık oldu?

Ben Urfa lehçesiyle konuştuğum için insanlar sanıyor ki bunların yaşantıları da böyle. Ölüler sanarmış ki diriler her gün helva yiyor. O misal. ‘Türkücü’ deyince, sanki ‘kapıcı’ geliyor kimilerinin aklına. Halbuki bizim aile yaşantımız çok ‘moderindir’. Eşim Işıl Hanım, İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu. En tembel oğlum üniversiteden terk. KIZIM Gizem de konservatuar muzunu. Oyunculuk eğitimi aldı. Benimle de dört-beş yıl çalıştı. Orkestramda vokal yaptı. Çok donanımlı bir çocuk.

Üzüldüğünüz oluyor mu bu algıya?

Yoo! Neden üzüleyim. Onların eksikliği. Bu toplumun temeli Türk Halk Müziği. Aşık Veysel “Uzun ince bir yoldayım. İki kapılı bir handa, gidiyorum gündüz gece” demiş. Bin tane bilim adamı getirsen dünyayı böyle güzel anlatabilir mi? Ama kapasitesi olmayan, yaşı da biraz gençse anlamıyor işte.

Gizem verdiği bir röportajda, “Lahmacun yemek, halay çekmek ‘kıroluksa’ en az babam kadar kıroyum” demişti. Kızdınız mı o başlığı görünce?

Hiç kızmadım. Gizem benim dişi halimdir. Onunla biraz zaman geçirenin ağzı genişler. Güldürme genlerini benden almış galiba. Bazen öyle cevaplar verir ki, benim bile ağzım açık kalır.

HER SİYASİ PARTİ KENDİ YANDAŞ SANATÇILARINA SAHNE VERİYOR

Sizin algınızda böyle toplumsal sınıflandırmalar var mı?

Bak sana bir şey anlatayım. Yıllar önce bir saunadayım. Orada çok sevdiğim bir abi, “Mahmut Bey bize çiğköfte yapar mısınız bir gün?” dedi. Tabii yaparım, hatta malzemesini ben alayım dedim. Birkaç gün sonra çiğköfteyi yaptım. Ama onu benden asıl isteyen abimiz yok ortada. Nerede diye arıyoruz tarıyoruz yok. Telefonlarını açmıyor. Sonra çıktı geldi. Dedik, “Abi nerelerdesin yahu? Köfteyi istedin, kendin kayboldun.”

Nereye kaybolmuş?

Bana kırılmış. Ben meğerse ona tamam derken, “Müslüman din kardeşlerime iyi bir köfte yapayım” demişim. Dedi ki, “Sen köfteyi Müslüman din kardeşlerime yapayım” dedin. “Ama ben Süryaniyim.” Meğer bilmeden ben de ayrımcılık yapmışım. Akşama kadar özür diledim kendisinden. Bunları farkında olmadan hepimiz yapıyoruz zaman zaman. O yüzden falanca şunu demiş, şöyle demiş... Umurumda değil.

Milletvekilliği için siyasi partilerden teklif almışsınız. Neden düşünmediniz?

Aslında ilk teklif geldiğinde sıcak bakmıştım. Ama ev meclisini topladık. Olumlu karar çıkmadı. “Sen sanatçısın, sanatçının partisi olmaz” dediler. Bir dereden su gelmesi mi iyi, bin dereden gelmesi mi? Bir siyasi partiden aday olduğum zaman diğer sevenlerimi kaybedecektim belki de. Zaten bunu siyasi partiler de yapıyor. Kendini belli etmediğin zaman seni dışlıyorlar. Yaptıkları belediye organizasyonlarına hep kendi yandaş sanatçılarını çıkarıyorlar. Bunlar yanlış şeyler ama yapılıyor işte.

AYAKKABI BOYACISININ MUTLU OLMADIĞI ÜLKEDE YAŞAMAK ZORDUR

Sizin için yaşanılır bir ülke nasıl olmalı? Siyasete girseydiniz öncelikli olarak neleri düzeltirdiniz?

Benim ölçüm ayakkabı boyacısı. Ayakkabı boyacısının mutlu olmadığı ülkede yaşamak zordur. Çünkü bir ülkede yakkabı boyacısı mutluysa fabrikatör de mutludur.

Sizce Türkiye’de ayakkabı boyacısı mutlu mu?

Şu an için ortada gözüküyor... Bazen iş yapıyor bazen yapamıyorlar. Ama inşallah daha iyi olacak diye umuyoruz. Nefesi çıkan hasta henüz ölmemiş demektir. O yüzden her zaman umutluyuz.

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;