Makyaj atölyesi kapattıran telefon

Makyaj sanatçısı Arzu Yurter'i devlet kanalıyla gelen telefon korkuttu

Pazar, 04 Ekim 2009 - 05:00

Makyaj atölyesi kapattıran telefon

Bugüne kadar yabancı filmlerde görmüştük. Devlet korumasına alınan mahkeme tanıklarının, estetik ameliyatla ya da ameliyatsız; ama tipleri tümüyle değiştirilerek yeni bir kimlikle yaşaması bizim için en heyecanlı filmlerin konusuydu. Şimdi ise bu konu bir süredir Türkiye’nin gündeminde.

Geçen yıl yürürlüğe giren Avrupa Birliği standartlarındaki Tanık Koruma Kanunu’muz dolayısıyla, bu sahnelerin Ergenekon Davası tanıkları için yaşanacağı konuşuluyor; çünkü kanuna göre Ergenekon Davası’nın 2010’da mahkemeye çıkacak gizli tanıklarının, isterlerse estetik cerrahî yoluyla veya estetik gerektirmeksizin fizyolojik görünümleri değiştirilebilecek.

Onlara yeni bir kimlik düzenlemesi yapılacak ve devletin, ‘mahkemeye çıkarılacak gizli tanıkları geçici estetik yöntemlerle gizlemek için şimdiden hareket geçtiği’ şeklinde bir haber geçtiğimiz günlerde basında yer aldı. Bu bağlamda tanıkları değiştirmek için makyaj sanatçısı Arzu Yurter’le temasa geçildiği yazıldı.

Bu gelişmeleri öğrenmek için hemen Arzu Yurter’i aradık, ertesi gün buluştuk. Ona, “Makyajla bir insanı ne kadar değiştirebilirsiniz ki?” diye sorduk. Yanıtı, “Eve gidince annesi, babası, eşi ve çocuğu bile onu tanımaz” oldu; ama haberler onu rahatsız etmiş, hedef gösterildim” diye yakındı... Üstelik bunları konuşurken müthiş bir hayat hikâyesiyle karşılaştık.

Arzu Yurter’in filmlere konu olacak cinsten hayat hikayesini de sizinle paylaşmak istedik...

Mahkemede ifade verecek olan Ergenekon tanıklarına, tanınmamaları için makyaj yapmak üzere tanık koruma programı için arandığınız basında yer almıştı. Son gelişme nedir? Kabul ettiniz mi?

Saba Tümer’e çıkıp yaşlandırma makyajını yaptıktan sonra, “Makyajla ilgili sorularımız olabilir size” diye arandım. Ve ben çok korktum, kem küm yapıp kapattım.

Neden korktunuz?

Çünkü yurt dışında spesifik makyajla uğraşan kişileri devlet denetler. Bizim mesleğimizi yapanlar ‘illegallere de hizmet veriyor muyuz, ne yapıyoruz, durum ne?’ diye devletin izlemesi altındadır. Aman Allah’ım ben protezi daha yapımcılara, insanlara anlatamamışım bir de bununla uğraşırsam yandım Allah korusun dedim ve çok korktum. Ve ben şu noktada kendimi hedef görüyorum. Bu açıdan kimse düşünmedi beni. Belki de bu işi yapanlar var şu anda ben ortada hedefte kaldım. Bu noktada belki beni hedef göstermek için yaptılar bunu.

Neden yapsınlar bunu?

Ben her şeyi düşünürüm şu saatten sonra. Benim hayatım düşünmekle geçti. Çünkü 2 çocuğumu idame ettirecek bir hayatı nasıl sağlarım diye düşünürken bir şeye tek pencereden bakmam, onun üç boyutlu resmini çıkarırım. Ben bu olaydan sonra İstanbul’da plastik makyaj konusunda ders verdiğim atölyemi kapadım mesela.

 

Neden kapadınız?

Çünkü kimin benim atölyeme ne amaçla geleceğini bilemem artık. Birisi bana “Benim tipimi değiştirir misin, bir oyunumuz var” derse, “Gidin emniyetten bana temiz kağıdı getirin” diyeceğim. Bana kaşeli imzalı kağıt getirsinler; artık ben öyle hizmet vereceğim. Bu konudaki eğitim hizmetimi bundan sonra Ankara’daki dernek çatısı altında sürdüreceğim.

Huzursuz edici tekliflerde bulunanlar mı oldu?

Tabii ki! Bana şunu şunu yap diyene itibar etmem ki. Etmem, çünkü doğrular benim doğrularım, kurallar benim kurallarım.

Peki gerçekten makyajla tanıkları tanınmaz hale getirebilir misiniz?

Evine gitse, eşi tanımaz, babası tanımaz, çocuğu tanımaz, o kadar söyleyeyim!

O kadar değişebilir mi?

Sadece makyaj yok bu işin içinde. Bu bir ekip işi. Kostüm dizaynırın, bir kuaförün, perukacının olması, kalıpların alınması gerekir. Bir tek benimle olmaz. Bunun için bir ekip, iki ay gibi de bir süre gerekir. Mesela protez yaptığımız makyajlarda, o kişi gülünce protez de gülüyor, mimikleri de bozulmuyor. Konuşurken dişe kadar müdahale edebiliriz. Bu tür malzemeler de insan da var elimizde.

“Ben makyaj değil, plastik makyaj değil, fiziki karakter tasarımı yapıyorum” demişsiniz Neden böyle diyorsunuz?

Evet, benim hayalim make up artist olmaktı. Sonra baktım bizim ülkemizde herkes make up artist. “Onlar make up artist olsun, ben makyaj sanatçısı” olayım dedim. Ve senaryoyu elime aldığım zaman, hiç kimse bana şurada şu makyajı istiyorum demiyor; ama oradaki karakterleri birebir çıkartıyorum.

Bir insanı ne kadar zamanda değiştirebiliyorsunuz?

Mesela Cumhuriyet Kadınları projesindeki Nurseli İdiz’in Atatürk makyajı 45 dakika sürdü. Benim elim çabuktur.

Sonuç sizi memnun etmiş miydi?

Makyajı yaparken Atatürk’ün 40’lı yaşını baz aldım, o konsepte göre çalıştım. Kalpak giyeceğini düşündüm ama smokin giydi ve bazı şeyler yerine oturmadı. Sonuç beni tatmin etmedi, ülkeyi de ikiye böldü!

Mehmet Turgut’un kurgusal fotoğraf serisindeki makyajlar da size ait. Mesela Fikret Kuşkan’ı joker yaptınız. Ancak makyaj olduğu belliydi. Peki makyaj olduğu açıkça belli olmadan bir insanı değiştirebilir misiniz?

Joker bir karakterdi. Bu plastik makyajın anlamı, saklamak, deforme etmek, kamufle etmek. Makyaj olduğu bellidir. Ama gizli makyaj da yapabiliyoruz bu denli değişim olmuyor o zaman.

Kendinizi makyajla değiştirdiniz mi hiç?

Mesela yaşlanırsam nasıl olurum diye? Veya başka bir kadın olsam nasıl olur diye? Çoook. Çocuklarım ve kendi üzerimde öyle çok makyaj denedim ki.

Peki daha güzel görünmek için makyaj sırlarınız var mı?

Bütün kadın ve erkekler güzel görünmek ister. Mesela benim kaşımın yarısı yoktur. İstediğim kaş biçimini yapabileyim diye.

Siz bu işten çok para kazanıyor musunuz?

Kazandığım parayla kendimi iki çocuğumla idare ediyorum. Çünkü ben insanların beklentilerine cevap vermek üzere çalışmıyorum. Benim hayata karşı bir duruşum var. Zaten popüler olmak da istemiyorum, dediğim gibi iki çocuğumla hayatımı idame ettirmeye çalışıyorum.

‘10 YIL TESETTÜRDE YAŞADIM...’

Makyaj ile nasıl tanıştınız?

28 yaşındaydım, 2 çocuğum vardı ve eşime boşanma davası açmıştım. Çocuklarımla hayatımı kazanabileceğim bir meslek arayışı içindeydim. Alt katımda oturan bir komşum, “Hızlandırılmış makyaj kurslarına git, bak klipler, diziler çekiliyor, bu işin geleceği var” dedi. Kozmetiğin içinde kadınlarla haşır neşir olacağım, belki bu şekilde kendimi daha güvende hissedeceğim bir iş olur diye aklıma yattı. Hem de eski arkadaşlarımdan tanıdığım prodüktörler vardı, iş bulabilirdim. İki ay makyaj kursuna gittikten sonra internetten bu konuda en iyi olanları buldum, onlardan dersler alarak kendimi geliştirdim.

İşinizde bu noktaya geleceğinizi tahmin ediyor muydunuz?

O hiç aklıma gelmedi. Amacım sadece geçinmekti. Daha önce makyajla ilgili bir iş yapmamıştım.

Ne iş yapmıştınız?

Eşim maddi açıdan girdaba girmişti, elemana verecek parası yoktu; onun işine destek oldum, binalarla, fotoselli kapı, giydirme cephe, plastik doğrama, mermer, camla uğraştım. Sonra işi sahiplendim ama olmadı...

Neden olmadı?

Kötü bir evlilikti, zaten görücü usulü ile evlenmiştim. Sevemedik birbirimizi... Daha önce kaba binaları güzelleştirmekle uğraşıyordum; sonra insanları boyamaya başladım. Önce kendi tipimi değiştirdim.

Nasıl değiştirdiniz?

Çünkü ben evlendikten sonra tesettüre girdim. 10 yıl kadar tesettürde kaldım.

Eşiniz mi istedi, sizin seçiminiz miydi tesettüre girmek?

Onların yaşamış olduğu çevreye kendimi adapte etmek istedim. Çünkü benim geçmişimde bir güzellik yarışması vardı, asker bir ailenin kızıydım, eşimin ailesi ve çevresi beni sevsin, daha çok içlerine alsın diye tesettüre girdim.

Onların gözüne girmek için mi tesettüre girdiniz?

Evet; ama çok küçüktüm, 21 yaşındaydım. Dediğim gibi benimki zaten bir aşk, sevgi, flört evliliği değildi.

Peki tesettüre girince zorlanmadınız mı?

Zorlandım ama dediğim gibi yönümü o tarafa çevirdim.

Tesettür içinde mutlu muydunuz?

Öyle de mutluydum. Evliliğimin de bitmesini istemedim açıkçası. Ama bazen insanların kendi yolunda yürümesi gerekiyor.

Ne kadar sürdü evlilik?

10 sene. Zaten istemeden zorla evlendirilmiştim.

 Nasıl evlendirildiniz?

Annem babam ayrılmış ve başkalarıyla evlenmişti. 9 yaşında anne babasız kaldım, bazen gidecek yerim bile olmadı. 12 yaşındaydım, gece gidecek yerim yoktu, birkaç ilaç yuttum, midemi yıkarlar iki gün hastanede kalırım diye. İki geceyi öyle yırttım, annem babam birbirini suçladı, sonra halam beni yanına aldı.

Pazarlamacılık yapıp okul paramı çıkardım. Biraz büyüyünce güzellik yarışmasına girdim, reklamlarda oynadım. Fatih Erkoç’un “Oynatmaya az kaldı doktorum nerde” şarkısının klibinde oynayınca onca zaman ortalarda olmayan babamla annem ortaya çıktı; “Artist olacak bunu evlendirelim” dediler. Üç ay içinde beni bir kına gecesinde beğenip isteyen kişiyle apar topar evlendirdiler. Ben hiç istememiştim...

 

 İşleri bozuldu diye mi boşandınız?

Hayır, güvensizlik, sevgisizlik nedeniyle boşandım. O da beni sevmiyordu, ben de onu sevmiyordum. İflas etmişti, piyasaya borcu olduğu için çek defteri alamıyordu. Çek defterleri ve borçlar benim üzerimeydi. Tesettürlü bir kadındım ve bu durumum kullanılıp insanlara yerine getiremeyeceğim sözler verdiriliyordu. İşler çok kötüleyince eşime; “Bana eş olarak bir saygın olmayabilir ama temsil ettiğim misyona karşı da saygın olmadığını görüyorum...” dedim ve işi de eşimi de bıraktım. Boşanma arifesine gelince çocuklarımı alıp evden çıktım, bir ev tuttum.

Müthiş değişimler; güzellik kraliçeliği, sonra tesettür, ardından şov dünyası; her biri uç noktalarda. Bu son geçiş nasıl oldu peki?

Güzellik yarışmasından sonra sanat camiasından arkadaşlarım olmuştu, bazıları çok iyi yerlerdeydi. Bana iş konusunda yardımcı olurlar diyordum ama beklediğim desteği alamadım. “Bırak makyajı oyuncu ol” dediler; benim için çok korkunçtu çünkü; böyle bir çevreden çıkıyorsunuz, başınızı açıyorsunuz, yetmiyor bir de oyuncu olacaksınız! Allah’ım yarabbim düşünemiyorum! Türbandan çıkmamak için benim bu şeklimi kabul edecek televizyon kuruluşlarına başvurdum, “Bütçemiz yok” dediler. Açılmak da istemiyordum, çünkü insanlar “Bak kocasını bıraktı başını açtı” diyecek, çocuklarımın psikolojisi açısından hoş olmayacaktı.

Sonra nasıl oldu da tesettürden çıktınız?

O süreçte baktım bu taraftan da kabul görmüyorum, kanala girip çalışamayacağım da, eşimin iş yerine de gidip gelmek istemiyorum çünkü yalan taahhütlerde bulunuyorum, “Yok” dedim eşime; “Senin saygın yoksa beni bu insanlar alır, ben bu kafayı açarım.”

O şekilde mi açtınız?

Önemli olan insanın vicdanı, kalbi, dili ve beyni arasındaki kombinasyonun düzgün işlemesidir. Ben belki saçımı açtım, tesettürümü açtım ama yolumu değiştirmedim. Yine Allah’ıma inanırım, yine namazımı kılarım, yine mahreçli Kuran’ımı okurum, yine tesbihimi çekerim. Ve belki de diyorum bunca zaman emekleye emekleye ben bir istikamette yürüdüysem bunun en büyük sebebi içimdeki manevi inanç oldu. Çünkü inanç mucizeyi getiriyor.

 

Tesettürden çıkınca ne hissettiniz?

Kendimi o kadar boşlukta hissettim ki bunun kelimelerle tarifi yok...

Değişim geçirince arkadaşlar da değişti mi?

Tabii, ondan sonra ailece görüştüğüm hiç kimseyle görüşmedim! Kimsenin evine de gitmedim. Bütün o kapıların hepsini kapattım. Ben önce dünyamı; sonra kendimi değiştirdim.

Yeniden evlenmeyi düşünüyor musunuz?

Aslında bir daha evlenmek, ama sevgi evliliği yapmak istedim.

Olmadı mı?

Birisi oldu, büyük duygu besledim. Allah bana sevginin ne demek olduğunu anlayabilmem için belki de böyle bir insanı nasip etti dedim. Çok yakın bir zamanda bitti.

Neden bitti?

Gelişi çok yanlıştı bana. Yalandı gelişi. Sonra yalanları katlayarak yaşanan bir yalan oldu ilişki. Acıların bir kısmını bir yerde bitirdim zannetmiştim; ama hayat bana bir tane daha verdi. 8 ay sürdü sonra onu çok severek gönderdim; yavaş yavaş artık aklımdan çıkarıyorum.

Aşk defterini kapattınız mı? Neden kapatayım?

Ben elmamın diğer yarısını istiyorum.

Yaşadıklarınızdan pişmanlık duyuyor musunuz?

Akıllı olsaydım da bazı şeylere fırsat vermeseydim. Şimdi pişman değilim, zaten yaptığım hiçbir şeyden şimdiye kadar pişman olmadım. Çünkü insanlara verilen en güzel hediye hayattır. Bunu olumluya olumsuza çevirmek kişinin kendi elindedir... Düşe kalka yürümeyi öğrendim; şimdi koşuyorum. Bir hayatım var onu cennete çevirip yaşama hakkını istiyorum ve bunun için çalışıyorum.

Hayatınız gerçekten ilginç, yazmayı düşünüyor musunuz?

Herkesin hayatı aslında bir hikaye. Ben kendimi hiç sıradışı bir hayat yaşamış olarak görmedim. Hayatımın tek sıradışı olan tarafı; kolayı seçmemiş olmam. Bundan 8 sene evvel genç ve güzel bir kadındım. Şimdi orta yaşlı güzel bir kadınım. İzdivaç yapabilirdim, göz yumabilirdim, “Aman bir lokma bir hırkadır” diyebilirdim.

Ben bunu yapmadım. Her başarılı erkeğin hayatında bir kadın vardır derler, ben de her başarılı kadın yalnızdır diyorum! Hayat her şeye rağmen yaşamaya değer. Ama ne yaptığınızı bilerek, taviz vermeden yaşamak daha güzel. İnsan olduğunuzu anlıyorsunuz. Benim hayatım ibret alınacak bir hayat. Roman olsun tabii...

 Seral Cumalı-POSTA

5