Makyajın bir buçuk gün sürdüğü oldu

Türkiye'nin ilk zombi filmini çeken sinema eleştirmenleri Talip Ertürk ve Murat Emir Eren ile mesleklerine dair konuştuk

Cumartesi, 30 Ocak 2010 - 05:00

Makyajın bir buçuk gün sürdüğü oldu

‘Beş kişilik bir arkadaş grubu, yakın bir dostlarının düğününe katılmak üzere Büyükada’ya gider. Ekip düğün alanına varır, ancak düğünün ilerleyen saatlerinde, halay çeken davetlilere zombiler saldırır. Erhan kamerasıyla olan biteni çekerken kendini kanlı bir kıyametin ortasında bulur.’

Türkiye’nin ilk zombi filmi ‘Ada: Zombilerin Düğünü’ işte böyle başlıyor. Senaryo ve yönetmenliğini sinema eleştirilerinden tanıdığımız Talip Ertürk ve Murat Emir Eren’in yaptığı filme eleştirmenler olumlu not verdi ve “Kahkahalarla gülünen bir korkukomedi filmi” yorumu yapıldı...

Sadece iş arkadaşı değil, aynı zamanda iki iyi dostsunuz. Dostluğunuzun temelleri ne zaman atıldı?

Talip Ertürk: Liseden sınıf arkadaşıyız. Dostluğumuz o yıllarda başladı, bir daha da bitmedi. Ama keşfedilmemiz ilginç oldu. Ben üniversiteyi kazanmıştım, harçlık çıkarmak için şehirlerarası otobüslerde muavinlik yapıyordum. Bir gün Fethiye’ye giderken otobüste biriyle sinema üzerine sohbet etmeye başladık. Bu işin güzel tarafı da budur, otobüste birçok kişiyle tanışıyorsunuz. Sohbet ettiğim kişi Hürriyet’ten Erol Kuzu’ydu.

Sonra...

T.E.: O da sinemayla çok ilgiliydi. Sohbetimiz koyulaştı, ben sinemadaki yeni dalga akımından falan bahsetmeye başlayınca “Senin ne işin var burada? Gel yazı yaz” dedi ve kartını verdi. Ben de Hürriyet binasına gittim. Sonra Cine 5 derken sinema eleştirmenliği serüvenim başlamış oldu. Bir ara SİYAD üyeliği yaptık.

Ya yönetmenlik?

Emir Eren: Lise bittikten sonra birlikte kısa filmler yapmaya başladık. Sonra Murat eleştirmenliğe geçti. Sonra da ben. Ama bizim sinema yazarı olmamızdaki en önemli sebep film üretme hayaliydi.

‘Ada: Zombilerin Düğünü’ filmi nasıl ortaya çıktı?

T.E.: Onu biz de sorguluyoruz. İlla ki zombi filmi yapmak gibi bir niyetimiz yoktu. Bir film yapmanın üzerinden yola çıktık. Sonrasında ‘Neden zombi filmi olmasın, komik olsun, korkunç olsun, adada geçsin, her şey tek kamera üzerinden görülsün’ derken adım adım her şeye karar verdik.

Neden zombi?

T.E.: Seviyoruz ya. Hem Türk sinemasında daha önce yapılmamış da bir şey zombi filmi.

Çekimler eğlenceli miydi?

E.E.: Çekim eğlenceli geçti. Tabii ki şartlar kolay değildi.

T.E.: Sonuçta biz iki gazeteci, işimizi gücümüzü bıraktık, arkadaşlarımızı, eşimizi dostumuzu ikna ettik. Ana yapımcı, kurumsal bir yapım, organizasyon olmadan böyle bir işe giriştik. Bunun altından kalmak kolay olmadı.

Parayı nereden buldunuz?

T. E.: Zorlandık tabii. Asıl mesele insanları ikna etmek, senaryo yazmak, birlikte çalışacağın oyuncuları bulmak değil. Asıl mesele parayı bulmak. Bu her zaman böyle. Bir noktada ‘Bu iş ne kadar az paraya yapılabilir’in çözümünü bulmaya çalıştık. Bir de Türkiye’de böyle projelerin yapılacağı söylentisi hep ortada dolaşır ama çekilemez. İnsanlar yapılabilirliğiyle ilgili önyargıyla yaklaştılar. Dolayısıyla finansını tamamen kendi öz kaynaklarımızla toparlamak zorunda kaldık. Ve bir şekilde bitirdik.

E.E.: Bazı filmlerin neden sadece söylentide kaldığını, çekilemediğini anladık. Bu, elini taşın altına değil, dağın altına koymak gibi bir şey. Filmin bütçesi tek bir yerden çıkmadı. Bütçenin içine sadece emeğini koyanlar var. Maddi bir şeyler de var elbette. Bu film için ayırdığımız toplam bütçe orta halli insanlar olarak çok yüksek bir para ama böyle bir film için de düşük bir bütçe.

Bu yüzden mi tanınmamış oyuncularla çalışmayı tercih ettiniz?

E.E.: Bu sırf bütçeyle ilgili bir şey değil.

T.E.: Bu filmin biraz görsel üslubu ve anlatımıyla ilgili aslında. Filmin bir video gibi görünmesini istediğimiz için ünlü oyuncularla çalışmadık. Dizilerde, reklamlarda izlediğimiz oyuncuları bu filmin içinde izlersek inandırıcılık sorunu yaşarız diye düşündük. Profesyonel olarak bu işi yapan, ekmeğini oyunculuktan kazanan ama ilk bakışta “Aa bu da şurada oynuyordu” demeyeceğimiz, yetenekli, kafamızın uyuştuğu, bizim prodüksiyon şartlarımıza uyum sağlayacak insanlarla buluştuk. Bu çok da zor olmadı. Samimi, canla başla bu iş için çalışan birilerini görünce onlar da destek oldu.

Zombi filmi için en önemlisi görsel efekt ve makyaj sanıyorum, onu nasıl hallettiniz?

T.E: Evet, makyajları Dükkan-ül Hayal adlı oluşum gerçekleştirdi. 10-12 kişilik bir ekiple çalıştılar. Makyajsız zombi filmi olmaz. Zombi filmi bir ilk olduğu için onlar da bir ilki gerçekleştirdi. Gerçekten çok emek sarfettiler. Çok uzakta görülen bir zombi için belki 20-25 dakika uğraşılıyor ama yakından bire bir gördüğümüz bir zombinin makyajı en az üç buçuk saat sürüyor. Hatta bir buçuk güne kadar uzadığı oldu.

E.E.: Hatta daha da sert olabiliriz.

En son birlikte hangi filme gittiniz?

T.E.: Sherlock Holmes’a gittik. Beğendik ama filmler hakkında artık şöyle düşünüyoruz: Ne kadar çok paraları varmış. “Abi adam köprüyü yeniden inşa ettirmiş” diyorum.

E.E.: Bunlara da takılmaya başladık. Bu işin en önemli kısmı organizasyon. Onlara gıptayla bakıyoruz. Film güzeldi ama senaryosunda birtakım sıkıntılar var. Hala filmler hakkında ileri geri konuşuyoruz anlayacağın, hiçbir şey değişmedi.

Yeni bir film yapacak mısınız?

E.E.: İstiyoruz tabii. Ama Ada’nın kaderine ve göstereceği performansa bağlı.

Yine korku mu?

T.E.: Bu film aslında komik bir film. Filmi kahkahalarla izliyorlar. Bundan sonra ne olacağı belli değil. Çok ağır, sert bir gerilim filmi de olabilir, başka bir şey de olabilir. Korkunun kralıyız, güldürmecenin şahıyız bir derdimiz yok.

Duygusal bir şey olabilir mi? Bir aşk filmi çeker misiniz mesela?

E.E.: Olur, neden olmasın. Saçma bir duygusallık bunda da var. Her şeyi yapabiliriz. Bizim filmin içinde aşk var, entrika var, zombi var, korku var.

Çok uzun yıllardır arkadaşsınız, sinemayla ilgili birlikte bir anınız var mı?

T.E.: Büyü’nün galasında yanma tehlikesi geçiren sınırlı insanlardanız. Film izleyeceğiz diye yanıyorduk. Lisede ayrı ayrı filme gidip aynı filmde karşılaşırdık.

 

RÖPORTAJ: EYLEM KESKİN

eylem.keskin@posta.com.tr

4