'Mala mülke değil insana yatırım yaptım'

a
a
Pazar, 11 Temmuz 2010 - 05:00


'Mala mülke değil insana yatırım yaptım'

O Kadıköy’ün Rana Abla’sı, Gölcük’ün Rana Anne’si, İstanbul’un Doktor Rana’sı. 83 yaşındaki Rana Beşe hastalarını hala ilk günkü gibi büyük bir sevgiyle karşılıyor, çocukları muayene ederken yaşadığı mutluluk gözlerinden okunuyor. İstanbul Tabip Odası’nın örnek hekim seçtiği Rana Beşe, son 20 yıldır tüm mesaisini hasta çocuklar için harcıyor üstelik tek kuruş bile almadan. Öyle ki gece yarısı bir minibüs dolusu çocuğun tedavi olmak için evine geldiği bile oluyormuş. Şimdilerde Kadıköy Belediyesi’ne bağlı olarak kendi isminin verildiği Doktor Rana Beşe Sağlık Polikliniği’nde çalışan Rana Hanım hala gençlere taş çıkaracak bir enerjiye ve yüreğe sahip. Çocukken baktığı hastalar şimdi kendi çocuklarını, torunlarını ona muayeneye getiriyor... Rana Beşe’yle hayat kurtararak geçirdiği hikayesini konuştuk..

Eylem Keskin

eylem.keskin@posta.com.tr

Hikayeniz nerede ve nasıl başlıyor?

1927’de Çanakkale Eceabat’ta doğdum. Babam oranın kaymakamıydı. Şark hizmeti için Artvin Yusufeli’ye, oradan Sürmene, sonra Gönen’e gittik. Babam mülkiye müfettişi olunca Sivas’a tayin olduk. Sonra Diyarbakır’a mülkiye müfettişi olarak tayin olduk. Ablam liseyi bitirmişti. Babam üniversiteyi İstanbul’da okumasını istedi. Tayinle İstanbul’a geldik.

İstanbul’a ilk gelişiniz miydi?

Evet, Fatih’te bir ev tuttuk. 4 kardeşiz. Ablam üniversitede okumaya başladı. Ben lisedeydim.

Kolay uyum sağladınız mı?

Hayır. Diyarbakır’da sur içinde iki katlı en iyi evlerden birinde oturuyorduk. İstanbul’a geldik, Sarıgüzel’de berbat bir kata taşındık. Paramız ona yetti. Liseye kayıt oldum. Öğrenciler bize üstten bakıyordu. Sonra bizi St. Benoit Lisesi’ne kayıt ettirdiler. Kendimize forma bile alamadık. Siyah gömleklerimiz vardı. Ama St. Benoit’lı öğrencilerin lacivert formaları vardı. Annem “Biz memur ailesiyiz, bunlara arma alalım ama forma alamam” dedi. Ve okula kaydımızı yaptırdı.

Bayağı sıkıntı çekmişsiniz anlaşılan...

Annem tüccar çocuğuydu, mücevherleri vardı. O mücevherlere biz ‘Berbat Süleymanlar’ ismini takmıştık. Başımız sıkıştıkça onları bozdurur, para bulunca geri alırdık. Öyle bir şey ki Diyarbakır’da mülkiye başmüfettişinin kızısın, İstanbul’da okulda yanına oturmak bile istemiyorlar, kasabalı oluyorsun. Bir sene Fransızca okuduktan sonra İstanbul Kız Lisesi’ne geçiş yaptık, son sene fen şubesinden pekiyiyle mezun oldum. 

Doktor olmayı siz mi istediniz?

Mezuniyet derecem yüksek olduğu için annem de, babam da doktor olmamı istedi. Zeynep Kamil’de ihtisas yaptım. Baş asistan olarak çalışmaya başladım.

İlk paranızı da kazanmaya başladınız.

Evet. Ama Fahri Atabey “Ben size tam bir maaş veremeyeceğim. Hasta bakıcı kadrosu yapacağım” dedi. Bir sene hasta bakıcı kadrosunda çalıştım. Sonra kadro koydular, biz ailemle birlikte Kadıköy’e taşındık. Kadıköy’le aramda nedenini bilmediğim bir gönül bağı var.

Her şey harika, peki mutlu muydunuz?

En mutlu olduğum nokta aileme emekli memur hayatı yaşatmamam oldu. İyi kazanıyordum ama çok yoğun çalışıyordum. Muayeneden sonra 7 ev hastası dolaştığım olmuştur. Bizim meslekte ya paraya mala mülke yatırım yaparsın ya da isme. Annemin vasiyetidir: “Hiçbir hastaya kötü davranmayacaksın. Fakirden para almayacaksın.” Ben de öyle yaptım. Hiç kimseye kötü davranmadım, bağırmadım. Şunu anladım ki ektiğini biçiyorsun.

Çocuk doktoru olmayı siz mi istediniz?

Staj yaparken gördüm ki ben dışadönüğüm, neşeliyim, çok konuşuyorum. Dahiliyeci olsam yaşlı hastalar gelecek, kalp sorunlarını falan anlatacak. Halbuki benim neşem çocuklara daha iyi gelir. Bir de çocuktan çabuk cevap alıyorsunuz. Bir hafta önce gelen yüksek ateşli çocuk bir hafta sonra düzelmiş oluyor. Ben gürültülü bir ailede yetiştiğim için sesten de rahatsız olmuyorum. Geveze olduğum için konuşmaktan da sıkılmam. Niye çocuk doktoru olmayayım? 

Zeynep Kamil’de kaç yıl çalıştınız?

21 yıl, oradan da emekli oldum. Sonra siyasete bulaştım!

O nasıl oldu?

1989’da Kadıköy’den SHP belediye meclis üyeliği teklif ettiler. Yapabilir miyim, yapamaz mıyım derken bir de baktım ki liste başı olmuşum. Bende bir caka, havamdan geçilmiyor. Sonra o caka fiyaka burnumdan geldi.

Neden?

Liste başı olunca anakente gitmek zorundasın. Anakente gidince Nurettin Sözen’e çıktım. “Başkanım bu kadar işe yetişemem. N’olur beni anakente göndermeyin. Kadıköy’de kalayım” dedim. O da “Biz seni idare edeceğiz, mecbursun” dedi.

Doktorluğu bırakmadınız ama değil mi?

Bırakmadım. Zaten 1994’de politika defterini kapattım. O zamandan beri haftanın belli günleri ücretsiz hasta bakıyorum. 8 yıl önce muayenehanemi kapattım. Orada da bakardım. Sonra Fenerbahçe muhtarlığında belli günler ücretsiz hasta bakmaya başladım. En son Kadıköy Belediyesi’ne bağlı olarak ücretsiz hasta bakmaya başladım, haftanın 2 günü hala hasta bakıyorum. 

83 yaşınıza rağmen!

Hala ayaktayım, benim baktığım bebekler büyüdüler, çocukları oldu, şimdi onlar geliyor. Ama zeytinyağlı dolmayla, börekle... Emek verilerek yapılan şeylerin apayrı bir değeri oluyor.

Polikliniğe sizin isminizi vermişler...

Bu sene verildi. Mecliste bir yıl önce karar verilmiş ama haberim yoktu. Ben isme ve insana yatırım yaptım, böyle ödüllendiriliyorum. Beni Kadıköy’de tanımayan yoktur. Hayatımda hiçbir hastayı gecenin yarımında da gelse bakmadan göndermem. Gece kaldırıyorlarsa söylenirim. Sonra vicdan azabı duyarım, para almam. Cezayı kendime veririm.

Arkadaşının eski kocasıyla evlendi

Peki ya aşk, evlilik?

Evlendim tabii.

Eşiniz de doktor mu?

Hayır, o makine yüksek mühendisiydi ama güzel sanata çok yatkındı. Nejat’ın meslek hayatımda bana büyük bir faydası oldu. Çünkü Nejat eğlenceye, gece gezmesine gitmektense hasta bakmaya gitmekten daha mutlu oluyordu. Bana çok yardım etti.

Nasıl tanıştınız?

Kocamın ilk eşi Semra, benim arkadaşımdı. Sonra ayrıldılar ve Semra Şakir Bey’le (Eczacıbaşı) evlendi. Ayrıldıklarında iki kızları vardı. Onlar babalarının yanında kalıyordu. Semra bir gün beni arayarak “Babaları çocukları alaturka bir hekime götürüyor, git benim namıma çocukları bir muayene et” dedi. Gittim, sonradan kayınvalidem olacak babaanne çocukların başındaydı. İki tane çok güzel kız çocuğu, muayene ettim. Doktor gayet güzel bakmış, ilaçlarını değiştirmedim. Akşam Nejat eve gelince çocukların babaannesi “Semra bir doktor gönderdi, çocukları muayene etti” demiş, Nejat da “Eminim kendi gibi ukala birini göndermiştir” demiş.

Sonra nasıl tanıştınız?

Muayenehanemin yerini öğrenmiş, benimle kavga etmeye geldi. Ve büyük aşk başladı? Tam olarak değil. Nejat muayenehaneme geldi, suratı asık. “Buyrun” dedim. “Ben Ekin’le Güliz’in babasıyım, gelip muayene etmişsiniz, anneleri göndermiş” dedi. “Ben de evet, çok güzel çocuklarınız var, zaten anneleri de güzel, siz de yakışıklısınız” dedim.

İlk iltifat sizden gelmiş...

Nasıl söyledim bilmiyorum ama yakışıklıydı gerçekten. Hani ben “Malzeme iyi oyunca çocuklar da güzel olmuş” demek istedim. Adam baktı, benimle kavga edilemeyeceğini anladı. Sonra da çocukları için bana gidip gelmeye başladılar. Birkaç ay sonra Semra, Şakir Bey’le evlendi. Nejat da bu arada git gide daha sık gelmeye başladı beni görmeye. Derken “Evlenelim Rana” dedi. Bizim mesleğe de çok yatkındı, çocukları çok seviyordu. Ben de kabul ettim.

Bütün bu olanlara Semra Hanım’ın tepkisi ne oldu?

Nejat’la tanışmamıza Semra vesile oldu. Ona bir gün “Eşin geldi benimle görüşmeye, yalnız çok yakışıklıymış tavlarsam kusura bakma” demiştim. O da bana “Aman tavlayacaksan sen tavla. Diğer doktordan da kurtulmuş oluruz” diye cevap vermişti.

Peki çocuklar?

Nejat çocuklara çok iyi bakardı ama evlenince çocuklar iki arada bir derede kaldı. Bir gün çocukları karşısına aldı ve “Ya orası ya burası” dedi. Çocuklar bir süre annelerinde kaldı. İlk zamanlar beni üvey anne olarak gördüler ama sonradan çok sevdiler. Güliz Mimar Sinan’da profesör. Ekin Amerika’da bir Çinli’yle evli. Güliz’in dedesini anlattığı ‘Hüseyin Atıf Beşe’ diye bir kitabı var. Orada bana teşekkür ederken ‘Babamın ikinci eşi bizim Ranamız’ diye yazmış. Çok severiz birbirimizi.

Nejat Bey de sizin gibi yardımsever bir insan mıydı?

Evet, Nejat’la 50 yıl evli kaldık. Rahmetli benim sıkıntımı çok çekti. Çünkü doktor eşi olmak gerçekten kolay değil. Bir mahallede minibüs kaldırılır, evime çocuk hastalar getirilirdi. 10 hasta birden gelirdi. Bu herkesin kabul edebileceği bir durum değil.

Sizin kendi çocuğunuz var mı?

Hayır yok. İstemedik. Nejat’ın iki çocuğuna bakıyordum. İnsan kendi çocuğu olunca ona konsantre oluyor, diğer çocuklara karşı bencilleşiyor. Çok da çalışıyordum. Zaten binlerce çocuk benim. Benim için hastalarım hayatımda hep bir numaraydı, ailem ikinci planda kaldı.