Maslak gökdelenlerinden çağdaş sanat müzesine

Cumartesi, 11 Haziran 2011 - 05:00

İstanbul’un modern iş merkezi Levent-Maslak hattı üzerindeki altı gökdelenin üzerinde, onun soyadının son harflerini okursunuz gelip geçerken: “Giz”. Bu denli başarılı bir mimar olan Can Elgiz’i basında ya da TV’de görmek mucizedir. Reina ya da Sortie gibi mekânlarda da ona rastlamak kolay değil. Ya bürosunda yeni bir projenin tasarımıyla baş başadır ya da evinde caz ve fusion ağırlıklı müzik dinliyordur... Belki de yurt dışında bir müzayede veya sergide, çağdaş sanat koleksiyona katabileceği yeni resim ve heykellerin peşindedir. Uzun boylu, aslan yelesi kır saçlı, ağırbaşlı, daima şık giyimli, az konuşan, neredeyse utangaç, kimine göre biraz soğuk yaradılışlı Elgiz’in mesleği ve ailesi dışındaki tutkusu, sanattır.

“Amatörce” yüzmeyi, ayrıca “konforsuz, içine zor girilen spor arabaları” da sever ama “gösterişçilikten” hoşlanmaz. İstanbul’un ilk güncel sanat müzesini açan Can Elgiz, genç Türk ve yabancı sanatçılara müze bünyesindeki proje odaları ve açık arşiv odası aracılığıyla kanat germeyi sürdürürken ne ortalarda gözükmeyi sever ne de şişinir. Kişisel koleksiyonlarını özel müzeye dönüştüren Sadberk Koç, Sakıp Sabancı, Oya-Bülent Eczacıbaşı, Suna-İnan Kıraç gibi önde gelen sanayici aileler de devletin resmi kurumları dışında sanatı destekliyorlar elbette. Ne var ki kendi de sanatçı olan Burhan Doğançay gibi, mimar Can Elgiz’in de çok daha sınırlı olanaklarla müze kurması, genç sanatçılara kapı açması gerçekten övgüye değer değil mi?

Yaptığı kazada eşiyle tanıştı

Can Elgiz, deniz yollarında çalışan babasının İtalya-Cenova’daki görevi sırasında doğdu. Annesi Ayvalık’a yerleştirilen Midillili bir mübadil ailedendi. Babası ise İstanbullu. Türkiye’ye döndüklerinde birbuçuk yaşındaydı. İlkokulu Cihangir’de bitirdi. Şişli Terakki Lisesi, ardından İTÜ’de mimarlık okudu. “Puanı yeterdi, neden makine veya elektrik okumadı, sefil olacak bu çocuk” dediler de o mimarlık aşkından hiç vazgeçmedi. İTÜ’de mimarlık ve mühendislik hocalarının yanı sıra aileden gelen sanat merakını da Sebahattin Eyüboğlu, Ercüment Kalmuk, Yavuz Görey ve Şadan Bezeyiş’ten aldığı sanat tarihi, renk, şekil kompozisyonu, heykel dersleriyle pekiştirdi. 1973’de mezun olduktan sonra, akademik kariyeri seçti, asistanlıktan sonra doktorasını verdi, öğretim görevlisi oldu. Bu arada evlendi. Eşi Sevda Hanım’la gerçekten “kazayla” tanıştı: Tuzla’da kısa dönem askerliğini yaparken izinli çıktığı bir gün, arabasıyla çarpıştığı turizmciyle zoraki tanışmasının bir mutluluk öyküsüne dönüşeceğini ve ona iki güzel kız evlat  vereceğini nasıl bilebilirdi ki? Büyüğü Ayda ilerde, ekonominin ardından sanat yönetimi öğrenimi görecekti.

Küçüğü Canda ise pazarlama okuyor. Terhisten sonra yeniden İTÜ. Bu arada, üniversite dışında bazı mimari projelere de imza atıyordu. 1989’da tercihini özel sektörden yana kullandı ve İTÜ’den ayrıldı. “Türk Manhattan”ı diye bilinen Maslak’ın ilk yüksek binası Mövenpick Otel (şimdiki Princess) idi. Can Elgiz, 1993’de bu yeni iş bölgesinin ilk gökdeleni Spring-Giz’i yaptı. Eski İstanbul silüeti ve Boğaz’la ilişkisi olmadığı için mimarların daha özgürce çalışabildiği Maslak, üstelik grovak denilen yumuşak kaya zeminiyle depreme dayanıklı yüksek binalar için de çok uygundu. “Yap-sat” modeliyle yapılan Spring-Giz’i yenileri izledi. Formül çok basitti: Her gökdelendeki katlar, binanın maliyeti kurtulana dek satılıyordu. Geriye kalanlar ofis olarak kiraya veriliyor, yeni inşaatların gelir-giderini dengelemede “para akışı” sağlıyordu.

Sanat müzesi adını taşıyor

Çağdaş, daha doğrusu “avangard” sanata düşkün olan Elgiz, 1980’lerden bu yana eşiyle birlikte Türk ve yabancı sanatçıların eserlerini topluyor. Hem de etek dolusu paralar dökmeden: “İyi ressamı erken keşfet, ucuzken al, bekle”. Ama Elgizler için sanat koleksiyonu yatırımdan çok, güncelin ve geleceğin nabzını tutan bir birikim. Giderek, genç sanatçılara yol açma fikri gelişti ve kişisel koleksiyon Baby-Giz bitişiğinde 2001’de İstanbul’un ilk güncel sanat müzesine dönüştü: Elgiz Çağdaş Sanat Müzesi. Satış ve kâr amaçlı işleyen, tanınmamış sanatçılara mesafeli özel galerilerin duvarını aşamayan çeşitli ülkelerden yetenekli genç sanatçılar, burada eserlerini tanıtma olanağı bulacaktı.

Türkiye’nin önde gelen küratörlerinin yönetiminde çeşitli sergilere de ev sahipliği yapan müzeye giriş serbest, kapıda bilet yok. Müzede, yüksek sergi panolarındaki boşluklar ve tavanın yarattığı ferahlıkta gezinmek çok keyifli. Hele karşınıza Andy Warhol, Paul McCarthy, Sol Lewitt, Nejad Devrim, Erol Akyavaş, Ömer Uluç, Mehmet Güleryüz, Fahrelnissa Zeid, Mehmet Aksoy ve Murat Germen gibi ünlü sanatçıların resim, heykel ya da ilginç fotoğraf çalışmaları çıkarken...

Can Elgiz başarılı bir mimar, mühendis ve iş adamı olmanın yanı sıra, maddi beklentisi olmaksızın çağdaş sanata verdiği destekle de sivriliyor. “Ülkenin sanatsal belleğinin oluşmasına bir katkı”nın dışında, yeni gökdelen projelerine devam... Yine de öylesine mütevazı ki; kendisinden ve yaptıklarından söz edilmesinden adeta sıkılıyor. İyi aile terbiyesi almış kişinin duruşu bambaşka oluyor haliyle.

(04.06.2011 tarihli Cumartesi Postası'ndan alınmıştır.)

Yandex.Metrica