Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Medyanın gündemi medya

Salı, 05 Ocak 2010 - 05:00

Sadece ben değil, pek çok meslektaşım günlerdir medyayı yazıyor. Çünkü siyasi kavga medya üzerinden yapılıyor! Polisi askerin üzerine salan iktidar, kurumlar arası çatışmayı çıkartan, kıvılcımın yangına dönüşecek olmasından korkmayıp bir de yelleyenler bunu tıpkı mangal ateşi yeller gibi gazete sayfaları, başlıkları ile yapıyor! Devrim Sevimay “Ankara’da ne oluyor?” diye sormuş başkentin nabzını tutmakla görevli Ankara temsilcilerine. Hemen hepsi, kurumlar arası savaş yaşandığını kabul ediyor ama yandaş medyadakiler, bunun demokrasiye yol açacağını iddia ederken, merkez medyadakiler kurumların yıpratılmasının cumhuriyeti yıpratacağını düşünüyor ama bu toz dumanda ne olduğunu göremeyip bekleyelim diyenler de var. En radikal görüşleri ise Mustafa Sönmez seslendiriyor: Medyaya bir ekonomist olarak baktığı incelemesinde Özal döneminde yükselen merkez medyanın AKP iktidarı ile gerileme dönemine girdiğine dikkat çekiyor. Başbakan Erdoğan’ın Sabah’ı, Çalık Holding’le kontrolüne aldığını, TRT ve AA’nın yanısıra yandaş medyasını (Star) inşa ettiğini anlatıyor. Özkök’ü istifaya, Doğan’ı küçülmeye zorlayan Erdoğan’ın, Doğuş ve Karamehmet’e bu örnekler üzerinden gözdağı verdiğini de hatırlatıyor. Kadri Gürsel ise iktidar yandaşı gazetelerin “devlet alımları ve cemaat hormonları ile şişirilmiş olsa da, bayi satışlarının toplamının bir gazete bile etmediğini, tv kanallarının ise reytingde nal topladığını hatırlatıyor!” Ne yapalım, ısmarlama medyayı kimse izlemiyor! Ankara sokaklarındaki istihbarat savaşlarından Başbakanlık Çankaya gizli itişmesine kadar tüm haber ve yorumlar, gazetecinin hangi medyada olduğuna bağlı olarak şekilleniyor. Kozmik odada günlerdir araştırma yapan hakimin zehirlenme kaygısıyla sefertasıyla yemek getirdiğini yazıyor bir gazete örneğin. Genelkurmay hakimin bir haftadır karavanadan yediği bilgisiyle yalanlıyor. Sefertası hikayesini yazan gazete, yalanlamayı yazmıyor. Sefertası hikayesini yazmayan gazete, yalanlamayı yazıyor. Ben de bunları onun için yazıyorum. Medya analizleri eskiden de önemliydi, üstelik daha zordu, daha gizli kapaklıydı. Şimdi kabak gibi açık: kimin kim olduğu, kimi tuttuğu belli. Gazeteni, inandığın köşe yazarını söyle, kim olduğunu söyleyeyim sana diye boşuna dememişler!

Kardeş kardeşi vurur mu?
Gazeteciyiz ya, herşeyi biliriz, kimle konuşsak sorulan soru aynı: Asker üstüne gelinmesine neden bu kadar sessiz kalıyor? Neden küçük düşürülmesine izin veriyor? Sıradan polisler albayları arabadan çıkarıp kelepçeliyor, saatlerce ayakta tutup sorguluyor. Tutuklu subaylara Hasdal Kışlası’nda tek tip elbise giydirip erlerin emrinde bırakıyor, psikolojik çöküntüye uğratıyorlarmış. Ordu bunlara daha ne kadar dayanacak? Ya ne yapacak? Ordunun direnmesinin yolları belli: Ya çıkaracak topunu tüfeğini, darbe yapacak. Ordu, artık emir komuta zinciri içinde darbe marbe yapmayacak. Başka? Albay, kendisine kelepçeyi takmaya çalışan polise silah mı çekecek? Arabayı durdurup “in ulan arabadan” dendiğinde beylik tabancasını mı ateşleyecek? Ateşlerse ne olacak? Karşısındaki de silahlı güç. O anda kaç silah birden ateşlenecek? İşte bugün korkulan ve konuşulan nokta budur: 60 ihtilalinin meşhur “Kardeş kardeşi vurur mu?” şarkısı, bugün “asker polisi, polis askeri vurur mu, kurumlar arası çatışma, silahlı çatışmaya dönüşür mü?” haline gelmiş bulunuyor! Eski Sağlık Bakanı Rifat Serdaroğlu da Odatv’nin haberine göre Cumhurbaşkanı Gül’e bir mektup yazarak “Memleket çocukları birbirini vuracak, haberiniz var mı?” diye soruyor! Cumhurbaşkanı Gül, bugün silahsız kuvvetlerin başlarını bir yılbaşı yemeğinde buluşturuyor. İnsan böyle günlerde, böyle tarihlerde sorunların diplomatik dille konuşarak çözülmesini diliyor. İşin kötüsü kimisi korkuyor ama, kimisi de niye silahlar patlamıyor diye kızgın, bekliyor! Biz mağdurdan yana oluruz ama eli armut toplayıp dayak yiyene de kızarız malum...