Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Meg Ryan'ı kaçırtan organizasyon

Cumartesi, 06 Şubat 2010 - 05:00

Ünlü komedi oyuncusu Meg Ryan İstanbul Moda Haftası’na katılmak için gelmiş, izdihamdan geldiği defileyi bile izleyemeden sadece çadırdan değil, İstanbul’dan da apar topar kaçmış! Aynı yerde, bir tür Meg Ryan durumu da ben yaşadım ama elbette İstanbul’u değil, sadece Santralİstanbul’u terk ettim! Oysa bundan önce Yıldız Taşkışla’da yapılan Moda Haftası’ndan pek mutlu ayrılmıştım. Bir kere burası, Alibeyköy’de, ayağımızın çok da alışık olduğu bir yer değil. Giderken kayboldum. Döne döne başım döndü, neyse sonunda buldum. Giriş kapısına geldim ki, içeri sokmuyorlar, otopark dolmuş! Civarda arabanızı bırakacak hiçbir yer yok. Mecburen geri döneceksiniz! Kaç kişi döndü ama ben o kadar uğraştıktan sonra, serde gazetecilik de var, kavga edip girdim. Arabayı bir yere sokuştur, o ayazda içeri koştur, giriş kartı al, salonu bul. Defilenin yapıldığı yere geldim ki asıl buradan içeri girilmiyor! Güya yer ayrılmış ama ne mümkün. Sadece kaos, sadece izdiham! Oysa Simay Bülbül’ün Şaman kadınlarından esinlendiği defilesini görmek istiyordum. Bir gün sonraki Bahar Korcan’ın defilesini de. Ama bir daha gidip de aynı rezilliği yaşamaya, vakit kaybetmeye, sinir olmaya ne enerjim, ne niyetim kalmadığından gitmedim. İTKİB’i kutluyorum, tasarımcıların güzelim emeklerine o berbat organizasyonla yazık etmişler! Hadi orayı seçtiler, bari otopark sahasının üzerine çadır kurup otoparkı kapatacaklarına içeri yerleşselerdi. Böyle bir organizasyon doldu taştı demek, amaç hasıl oldu demek değildir, kalabalık, karmaşa ve itiş kakış demekse, asıl göstermek istediklerinize bir şey gösteremezsiniz. Üstelik daha iyisini yaptığınız zaman bile neme lazım deyip gelmezler! Hadi Meg gelmesin de bizler gelmeyince kim duyuracak etkinliğinizi?

Kim doğru söylüyor?

Özlük haklarımızı istiyoruz diyen Tekel işçileri mi, biz onlara haklarını verdik, daha fazlasını istiyorlar, ülkede bu kadar işsiz varken onlara daha fazla veremeyiz, diyen acımasız işveren pozundaki hükümet mi? Eylem yapan işçilere sizinle gurur duyuyorum diyen Türk-İş Başkanı mı, onların o halde olmasından hiçbir vicdani rahatsızlık duymuyorum diyen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı mı? Bir günlük iş bırakma eylemi yaparak sesimizi duyurduk diyen işçiler mi, CHP’li belediyelerde çalışanlar dışında kimse işi bırakmadı, halk hiç etkilenmedi diyen Çalışma Bakanı mı? Bu liste uzatılabilir. Bu işin sonuçlanması için iki tarafın da başının eğik, iki tarafın da başının dik çıkmayacağı bir pozisyon lazım. Ne kazanan, ne kaybeden olmalı. Bir orta yol bulunmalı. İşçilerin istediği de, hükümetin vermekte zorlandığı da para değil. Pozisyon. Hükümet, bundan sonra yapacağı özelleştirmelerde TEKEL işçilerine vereceği tavizin örnek oluşturmaması için direniyor. Çünkü yaptığı özelleştirme değil. Haraç mezat, varlık satıyor. Öyle olunca da açıkta kalan işçiler sorun oluşturuyor. O insanlar da emekliliklerini ve işlerini garanti altına almadan ölmeye razı. Ölürsek ailemize maaş bağlanacak diyecek kadar da gözleri kara!