Memet benim her şeyim

Türkiye'yi yurt dışında temsil eden seksi model Tülin Şahin, Suzan Yurdacan'ın sorularını cevapladı

a
a
Cumartesi, 11 Eylül 2010 - 05:00


Memet benim her şeyim

Ünlü manken Tülin Şahin bugüne kadar yurt içinde ve yurt dışında 165 defileye katıldı. 9 reklam filmi çekti. 50 dergiye kapak oldu ve tam 150 kampanya ve katalog çekimi yaptı. Dile kolay değil mi?

Dünyanın dört bir yanında modellik yapan Tülin Şahin ELLE Dergisi’nin bu ayki kapağıydı. Çekimler Floransa’da yapıldı. Türkiye’yi yurt dışında temsil eden seksi model, Hollywood yıldızlarının en gözde markası Salvatore Ferragamo’nun sezon kıyafetleriyle poz, Suzan Yurdacan’ın sorularına ise cevap verdi...

Yanılıyorsam düzelt, sen aslında Türkiye’de yaptığın işlerin iki üç mislini yurt dışında yapıyorsun. En son hangi çekim için nereye gittin?

Aslında burada ve yurt dışında yaptığım işlerin sayısı eşit diyebiliriz. Evet yurt dışında daha da çok fazla çekime, defile ve röportaja gidiyorum. En son Temmuz’da dünyayı bir uçtan bir uca uçtum. Cape Town’da düzenlenen Dünya Kupası esnasında TRT için advertorial çektik. Cape Town’dan gelen uçaktan indim, doğrudan iç hatlara geçip Memet’le Marmaris’e uçtum. Tekneyle yol alarak Kaş’a kadar indik. Kaleköy, Üçağız, Kekova, Kalkan gibi muhteşem yerler gezdik. Maalesef toplamda sadece altı gün tatil yapmış oldum. Oradan geldiğimde hemen ELLE için Floransa’ya gittim. Ferragamo çekimlerimiz bir hafta devam etti...

Ayda ortalama kaç defa uçağa biniyorsun?

Net bir sayı vermem zor. Bazen haftada iki-üç, bazense ayda bir... Yılın hangi döneminde olduğumuza bağlı olarak değişebiliyor. Genelde yılın ilk üç ayı ve yılın ortasındaki iki-üç ay çok uçuyorum çünkü kış aylarında yazlıkları, yaz aylarındaysa kışlıkları çekiyoruz.

 Uçağa biniş saatine kadar olan zamanı nasıl değerlendiriyorsun?

Duty free’den alışveriş yapar mısın mesela? Daha evden çıkarken kendimi o yolculuğa hazırlamayı ve bunu yaşamayı seviyorum. Çünkü varılan noktadan çok, yolculuğun kendisi ve o kısmını da keyifli kılmak önemli. Bazen yola çıktığımda İstanbul şehri henüz uykuda oluyor, güneş yeni doğuyor... Arabada o günkü moduma göre müzikler dinleyerek köprünün üstünden Avrupa Yakası’na geçen neredeyse tek araba olmanın keyfini çıkarıyorum. Sabahın beş buçuğunda arkadaşlarıma gırgır elektronik postalar yağdırıyorum... Havalimanına vardığımda kahvaltımı yapıyorum. Farklı amaçlarla dünyanın değişik şehirlerine gitmeye hazırlanan insanları gözlemliyorum. Sık sık limanda bulunduğum için artık havaalanı personelinin çoğunu tanıyorum. Onlarla kısacık sohbet ederim, duty free’den uçakta yemek için mutlaka bir çikolata alır, D&R’dan dergi ve kitap seçerim. D&R’da genelde o kadar güzel müzikler çalıyor ki, her seferinde yeni bir CD alıp çıkıyorum. O yüzden o an gittiğim ülkedeki çekimin setinde o CD çalar. Kısaca uçağa binene kadar, havaalanının keyfini çıkarırım. Havaalanlarını, uçakları ve seyahat etmeyi çok seviyorum. Bu küçüklüğümden beri böyle.

Uçakta nasıl vakit geçirirsin?

Müzik dinlerim, film seyrederim, kitap veya dergi okurum. Üzerinde çalışmam gereken işler varsa laptop’umu açar veya defterime notlar alırım. Bu arada yedi kitabımın en azından üçünü uçaklarda yazmışımdır. 

Floransa’daki ELLE çekimini okurlarımıza anlat lütfen. Orada neler olup bitti, çekim nasıl geçti?

Bu çekimin hikayesi tam iki yıl öncesine dayanıyor. Her şey 2008’de Ferragamo’yla bu fikrimi paylaşmamla başladı. Ferragamo Ailesi’yle aramızda güzel bir dostluk var. Bir akşam onlara Tülin Şahin eşi Memet Özer ile yazıp, Floransa’da satın aldıkları evde (pardon, sarayda!) bir çekim yapılmasıyla ilgili düşüncemi paylaşmıştım. Aile üyeleri bana hemen geri dönüp böyle bir çekime çok sıcak baktıklarını bildirdiler. O andan itibaren ELLE devreye girdi. Dergi ekibiyle tam iki yıl ayrıntılarıyla ilgilendik. Floransa’da hava çok sıcaktı. Sanırım 40 dereceyi gördük. Üzerimdeki kalın kıyafetler yüzünden resmen kurdeşen oldum. Sıcaktan hepsi üzerime yapıştı. Ama ne olursa olsun, Floransa’nın tarihi mekanlarında çekim yapmak tümüne değerdi. Arkamdaki fona dikkat. Dergiye bakarken, Floransa’yla ilgili bir tarih kitabı okuyormuş gibi hissedeceksiniz. Üzerimdeki Ferragamo kıyafetlerle ben de o kitabın içine düşmüş biriyim. Çok garip bir duygu. Mekanlar gerçekten çok güzel ve büyüleyiciydi. En büyük zorluk, çekimleri bu şehre akın etmiş binlerce turistin arasında yapmaya çalışmaktı. Tamer’in etrafı her an ‘korsan fotoğrafçılarla’ çevriliydi. Tamer ELLE’e çekiyor, etrafımızdaki meraklı kalabalık bizi çekiyor... Bu arada, benden duymuş olmayın ama Ferragamo Ailesi’nin Floransa’daki evi inanılmaz. Ev değil, adeta sanat eseri. Tavanlar ve duvarlar yerlere kadar resimlerle kaplı. Çekimler sırasında Salvatore Ferragamo’nun eşi Wanda Ferragamo’yla tanıştık. Dört gün süren çekimlerde hem yorulduk, hem eğlendik. Tamer Yılmaz her zamanki gibi yine harika kareler çekti.

Çekimde giydiklerin arasında senin favori parçan hangisiydi?

Şimdi ne desem bilemedim. Ne zaman üzerimdeki bir parça için “İşte favorim!” desem, sonraki parça geliyordu. Onu görünce de fikrim değişebiliyordu.

İşin gereği çok planlı ve programlı olmak durumundasın. Özel hayatında spontane olabiliyor musun?

İş hayatımda kesinlikle spontane değilim, olamam. Özel hayatımda çok yakın arkadaşlarımla birlikteyken bu hakkımı kullanmayı seviyorum. Zaten en güzel anlar, o spontane kararlardan çıkıyor.

Hep yoğunsun. Enerjin hiç bitmez mi?

Yoğun bir günün sonunda ben de herkes gibi yorulmuş ve pilimi bitirmiş oluyorum. Sadece fiziksel bir yorgunluktan bahsetmiyorum. Türkiye’ye ayrı, yurt dışına ayrı efor sarf etmem gerekiyor. Yurt dışında bağlı bulunduğum 20 ajansla sürekli ajandamı güncellemek durumundayım. Gün içinde hiç azalmayan bir telefon, yazışma ve fotoğraf trafiği yaşıyoruz. Her ülkenin pazarı farklı olduğundan, her biri için ayrı plan-program yapmak durumunda kalıyorum. Yabancı basınla yurt dışında yaptığım röportajlar ve onlar İstanbul’a geldiklerinde gerçekleştirdiğimiz etkinlikler oluyor. En önemli enerji kaynağı, işini severek yapmaktır. Böyle hissettiğinizde daha fazla yaratmak ve üretmek istiyorsunuz. Arkadaşlarımızla bir araya gelmek ve ufak tefek tatiller bu manada çok işe yarıyor. Ancak insanı en çok şarj eden şey, evinin kapısından içeriye girdiğinde mutlu bir yuvaya geldiğini bilmesidir. Memet’in varlığı ve mutlu bir evliliğimin olması en büyük şansım. O benim her şeyim.

Akıl hocaların var mı? Ya da bir idolün?

Yurt dışında bağlı bulunduğum ajansların, kariyerimi planlamam, markalarla ilişkilerim ve de farklı sektörlerden markalarla iletişimimi nasıl yürütmem gerektiği gibi konularda beni gayet iyi yönlendirdiklerini düşünüyorum. Bu mesleğe adım attığım ilk günden beri her birinden çok şey öğrendim, hala da öğreniyorum.

Şık bir davete gittiğinde başka bir kadınla aynı kıyafeti giydiğini görsen ne yaparsın?

Başıma hiç böyle bir şey gelmedi ama herhalde çok gülerim. 

Dünyayı geziyorsun. En şık kadınlar ve erkeklere nerede rastladın?

İtalya’nın hemen her yerinde çok şık insanlara rastlamak mümkün. Ne diyeyim, İtalyanlar bu işi biliyor.

Önümüzdeki altı ay ve hatta 2011 için neler planlıyorsun? Büyük kararlar söz konusu mu?

Yılın sonuna kadar iş planım belli. Gerisini bilmiyorum.

Güzel, başarılı, havalı bir kadınsın; bir o kadar da mütevazı. Bu karışıma pek alışık değiliz.

Teşekkür ederim. Sanırım Danimarka’da doğup büyümüş olmamın getirdiği bir şey. Orada ne yaparsan yap, kim olursan ol, kimse kendini başkasından farklı ya da daha özel görmüyor. Ayaklarım yere basacak şekilde yetiştirildim

3