Yazgülü Aldoğan

//icdn.posta.com.tr/images/{aspect}/2017/01/17/8170720.png

Memlekette dik duran kalmadı

Cumartesi, 14 Kasım 2009 - 05:00

Körfez depreminden sonra bir baş dönmesine tutulmuştum. Sürekli başım dönüyor, sanki ayağımın altından yer kayıyordu. Tansiyonum mu düştü diye ölçtürüyorum, normal. Fiziki bir sonuç değil, belli ki psikolojik bir semptom. Uzmanlara sordum, ilginç bir açıklama yaptılar. Bölgeye gidip durduğum için başım dönüyordu. Neden mi? Yaşantımız boyunca referans kaynaklarımız var. Kendi dengemizi ona göre buluyoruz. Örneğin herşey dik duruyor. Direkler, binalar, ağaçlar. Oysa Körfez’de depremden sonra yıkılmış binalar başta olmak üzere, herşey yatık duruyordu, eğri. Ve bu bende baş dönmesi yaratıyordu! Bir süredir yine aynı durumdayım! Memlekette her şey eğri gibi, doğru olan hiç bir şey yok!

Alttaki savcı, üstteki savcıyı dinliyor, hükümet terör örgütünün başıyla pazarlık yapıyor, genelkurmayın en değerli subayları içeri tıkılır, Apo’yu sorgulamış ve yıllarca kimliği gizlenmiş subay, terör örgütü üyesi olmak suçuyla tutuklanıp hapiste yatarken militan kıyafetiyle gelip “Bizi Apo gönderdi, barış elçisiyiz, bu da mektubumuz” diyen teröristler davul zurnayla karşılanıyor! Şehit aileleri coplanıyor! Sadece başımın dönmesi az bile, düşüp bayılmalıyım! Ya siz kendinizi nasıl hissediyorsunuz? Herkeste bir korku.

Geçen gün de yazdığım gibi, bölünmekten korkarken çoktan bölündük, bir avuç Kürt, “empati yapın, bizi anlayın” dedikçe , kendimizi daha bir Türk hissetmeye başladık. “Kendi memleketimizde yabancı gibi kaldık, sanki Türk olmak suçmuş gibi” diyor etrafımda pek çok kişi. Televizyonlar meclis oturumunu verirken yanlara iki ayrı pencere açıyor: Diyarbakır ve İstanbul. Niye? Eh, “Meclisteki oturumu Kürtler böyle dinliyor, Türkler böyle” diye. Bakıyorum, orada da, burada da, aynı esmer, kara kaş, kara göz, erkek milleti! Hadi canım siz de, biz mi farklı uluslardanız... Türk Kürt milleti değil, sadece erkek milleti! Hakikaten başım dönüyor!

PKK’ya taviz vermeye gerek yoktu

Bu satırların yazıldığı saate kadar TBMM’deki oturumda takdir ettiğim birkaç şey var, hep eleştiriyoruz, biraz da övelim: “nihayet olması gerektiği gibi herkesin birbirini azami bir dikkat ve saygıyla dinlediği, sakin” bir oturum. AKP adına konuşan Ömer Çelik hariç; Çelik konuşurken kışkırtma yapınca laf da atıldı. Oysa liderlerin her biri iyi hazırlanmış. Hani kafanızın içi bomboş olsa, her dinlediğinize Nasreddin Hoca gibi hak verirsiniz!

Ahmet Türk de, Devlet Bahçeli de, Baykal da kendi fikirlerini yansıtan gayet güzel konuşmalar yaptılar ve tezlerini doğru argümanlar ve örneklerle açıkladılar. Bahçeli, “teröristle Kürt kökenli bölge halkı aynı kefeye konularak değerlendirilemez” derken çok doğru söylüyordu.

Baykal, “bir milletin içinden başka bir millet ayrıştırmak istiyorlar.Türkiye’de yaşayan herkesin adı Türktür. Arnavut, Türkiye’nin Arnavutudur, Kürt, de Türkiye’nin Kürdüdür” derken alt kimlik, üst kimlik meselesini net koyuyordu. Ahmet Türk de “bu sorunu kendi başımıza çözemeyiz, dış güçler de müdahil olacak” derken önemli bir noktaya parmak basıyordu. Zaten mesele de budur: Nereden gündeme geldi hükümetin bir türlü adını koyamadığı bu konu? ABD’den, Irak’tan. Çünkü artık Kuzey Irak’ta istikrar ve güvenlik isteniyor. Kuzey Irak’ın petrol geliri eskiden olduğu gibi doğrudan Saddam’a gitmiyor. Büyük ölçüde bölgede kalıyor.

Görenler Erbil’in artık Güneydoğu’dan daha mamur ve müreffeh olduğunu söylüyor. Yıllar önce ilk Kürt bölge seçimleri için gittiğimde halkın ayağında neredeyse pabuç yoktu. Şimdi para var. Yatırımlar yapılıyor. Ne PKK’yı istiyorlar orada, ne Mahmur Kampı’ndakileri. Bir başka ülkenin silahlı militanlarını başlarına bela istemiyorlar. PKK da bunun için dize geliyor, bunun için geri dönmek istiyor. Bu fırsatı kullanıp olayı en az tavizle çözmek dururken oturup Apo’yla pazarlık yapmak ve “bak, çatışmaları durdurduk, bizim yol haritamızı uygulamazsanız yeniden başlatır, kan dökeriz” noktasına getirtmek akılcı politika değil ki? Nasıl olsa inecekler, nasıl olsa dönecekler, su bitti, kara göründü. Ülkeyi karıştıracak tavizlere ne gerek var?