Merhumeye haklarınızı helal edin

Pazar, 08 Mart 2015 - 05:22

Cenaze namazı sonrası hoca sorar hem de 3 kere. Saf tutan ve tutmayanlar da bağırırlar: Helal olsun. Yakınları dışında kimin ne hakkı varsa. Bir yılda öldürülen 294 kadın ve 2002-2015 döneminde öldürülen 5406 kadın için de aynı soru soruldu. Kalabalıklar “Helal olsun” dedi. Aslında musalla taşında yatan o kadınlara sormak lazım. “Bu millete hakkını helal ediyor musun?” diye.

Çünkü, orada olanlar ve olmayanlar onun yaşayamadığı yılları yaşayacaklar. Onun yiyemediği ekmeği yiyip, suyu içecekler. Onun yaşayamadığı sevinci, neşeyi yaşayacak, onun yerine de gülüp eğlenecekler. Onun, kucağına alamadığı bebeğine, anasız kalan evlatlarına, evlatsız kalan anababasına sanki nispet yapar gibi. Şimdi soruyorum: Sizce kim kime helallik vermeli? Bir can gitmiş. Bütün millet ağlasa ne olur. Hele hele, öldürülen kadınların yüzde 25’inin 25 yaş altı olduğu düşünülürse. Korkunç bir istatistik daha. Ortalama her gün 2 kadın ya öldürülüyor, ya da tecavüze uğruyormuş. Şiddet görenlerin sayısını ise ne belirlemeye, ne de tahmin etmeye imkan yok. Ve hayrettir, bu vahşet, egemen kitlenin dilinde Filistin ve Mısır’daki kadın ölümleri kadar yer bulamıyor. Neyse ki, uzun araştırmalar sonucu olsa gerek, bir AKP’li çareyi (!) bulmuş.

Çare: Sorunu mahallenin namus bekçilerine havale etmek. Maktule sayısını çoğaltmak için olsa gerek. Baksanıza ölüm değil, cezalar tartışılıyor. İdam mı, hadım mı? Yahu bu kadınları yaşatmak için bir yol, yöntem bulsanıza. Niye varsınız siz. Dikkat edin, öldürülen, tacize, tecavüze uğrayan kadınların yarısı başörtülü veya türbanlı. Bu da mı uyandırmıyor namus, ahlak bekçisi sizleri. Benimki de ham hayal. Uyandırmaz tabii.

¦ “Kadınla erkeği eşit konuma getiremezsiniz. Fıtrata ters!” diyen siz değil misiniz?

¦ Kadınların hak mücadelesini belli kalıplara hapseden, eşitliğe takılıp adaleti ıskalayanlar sizler değil misiniz?

¦ Kadınların kendi yaşamlarına dair karar almalarının önünü tıkayan sizler değil misiniz?

¦ “Şöyle giyin, gülme, hele ki kahkaha atma, hamileyken sokağa çıkma, şu kadar çocuk doğur, kürtaj yasak ha, fazla da konuşma” diye fetva verenler sizler değil misiniz?

¦ Çocuk yaşta, hatta 6 yaşında evliliklerin yolunu açan sizler değil misiniz?

¦ Sonuçta namus ve ahlak kavramlarını sadece kadın bedeni üzerinden tanımlayanlar sizler değil misiniz?

¦ Kadına yönelik şiddet yüzde 1400 artarken, kalkıp, “Kadına yönelik şiddet abartılıyor. Medya da ne kadar önemsiyor” diyen sen değil misin? Ey suçlu, ey suçlular, hazır kefenlerinizi de giymişken, yatın bakalım o mermerin üstüne. Ve hoca sorsun: “Haklarınızı helal ediyor musunuz?” diye. Aaa, o ne. Niye ses yok?

KUTLU OLSUN...

İşte böyle ahval ve şerait altında, yanda yazdıklarımın gölgesinde bir ‘8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü daha kutluyoruz. Kadına şiddette dünya istatistiklerinde listenin en başında yer alarak. Kadın olmanın zor olduğu bir ülkede yaşayarak. (Bu tespitim Ferrari’si ile poz verenleri kapsamıyor.) Bugün yine demeçler verilecek. Tanju Okan’a rahmet okunarak ‘Kadınım’ diye. Ey kadınlar yere göğe sığdırılamayacaksınız. Hiçbiri icraata dönüşmemiş, hamasi sözlerle övüleceksiniz. Sizin için neler yapıldığını, seçimde bir 400’ü bulalım daha neler yapılacağını ‘taş’ plaktan dinleyeceksiniz. Söylenenlere inanasınız diye ayetlerden alıntılarla da süslenecek. Hatta erkek egemen devletin tek kadın, üstelik Aile Bakanı bile büyük fedakarlıkla konuşacak. Belki de bakan olduğundan beri söyleyemediklerini, 4 aylık süresi kaldığı için topluca söyler. Sürpriz (!) yapıp yeni çığlık atma yöntemleri bile öğretebilir. Sabah yumurta için de sesiniz açılsın. Kadınlarımız. Ne olursa olsun bugün sizin gününüz. Kutlayın ve kutlu olsun. Ama Özgecan’ın simge olduğu cinayete kurban giden kadınları unutmayın. Mısırlı Esma için gözyaşı dökenleri kaale almasanız da, onun yol göstericiliğinde, o kadınlar için bir Fatiha okuyun. Sonra dilediğiniz gibi eğlenirsiniz. Çünkü hala demokratik, laik bir ülkede yaşıyorsunuz.

Yaşar Abi'nin bilyeleri

İnsanoğlu hayatı boyunca sevinç ve üzüntüyü birlikte yaşar. Bu ikisini geçen hafta ben de birlikte yaşadım. Önce kızım, Posta çatısı altında birlikte gazetecilik yaptığım Elçin Can’ı lise arkadaşı Tolga Gürbüzer’le evlendirdik annesi Reyhan ve ben. Oğlumuz Burçin ve gelinimiz Ayça’dan sonra ikinci mutluluğu, sevinci yaşadık. Ama ertesi gün bir büyük üzüntü geldi. 45 yıllık ağabeyimiz, Türkiye’nin koca çınarı Yaşar Kemal ölmüştü. Ölmüştü lafı yaşamsal bir terim. Çınar ölür mü? Bu vesile ile Yaşar Abi ile bir anımı paylaşmak istiyorum. 70’li yıllar. Yaşar Abi, Cağaloğlu’ndaki yayıncısı Ramazan’a geldikçe, bize, Şey Gazetesi’ne de uğrardı. Reyhan’ın çay, simit, beyaz peynir ikramına. Bir keresinde masamın üzerindeki desenli cam bilyeleri eline alıp oynarken götürmüştü. O gün öğrenmiştim bilye merakını. O iri cüssenin içindeki kibarlığa bakın ki, sonraki gelişinde bir torba bilye getirdi. O tarihten beri evimizde bir dolapta saklıyorduk.

Bir baba dostunu, ağabeyimi kaybettiğim gün bilyeleri hatırladım. Hemen yıkayıp bir vazonun içine koydum. Şimdi büfenin üzerinde. Şu anda yazımı yazarken de, kızımın nikah şekerleri ile karşımda. Cenazede ise o mahşeri kalabalıkta camiye girmek için müsaade isterken, neredeyse benimle aynı yaşta birisi, “Nereye, kendini göstermeye mi gideceksin” dedi. Ekledi: “Bak ben Osmaniye’den geldim. O seni de beni de görür.” Olduğum yerde kaldım. Benim yaşamımda öyle insanlar var ki, hep yaşıyorlar. Yaşar Abi gibi. Bu gülüşü gibi. Şimdilik güle güle abim rahmetle. Çayı demle, altını kıs. Gelince içeriz.

CIZZZZ..

Bir bakan düşünün ki; demokratik bir ülkede meclis kürsüsüne çıksın ve “Anayasayı tanımıyorum” desin. İşin garibi, o Anayasayı ortadan kaldırmaya çalıştıkları iddia edilenlerin yargılandıkları bir ülkede. Pes.

YETMEDİ Mİ?

Geçen hafta 2 Phantom uçağının düşmesi ve 4 pilotumuzun şehit olması üzerine sormuştum: “Hala uçuracak mıyız?” diye. Uçurdular. Bu kez Konya’da düştü F4. İki yüzbaşı pilotumuz daha şehit oldu. Evlerine ateş düştü. Bir eş dul, bir bebek yetim, bir nişanlı da hayalsiz kaldı. Önceki hafta düşen 2 uçağın neden düştüğü hala açıklanamazken, bakalım bu F4 için neler diyecekler. Ne derlerse desinler. Neticede 2 genç pilotumuz daha toprağa düştü. Kimse o, biri söylesin bu komutanlara. Uçurmayın artık bu uçakları. Verin çıkışlarını. Beklemeyin sene sonunu. Şehit babası haksız mı, “Saray yapana kadar uçan tabutları değiştirsin” demekte. 14 şehit yetmedi mi? Size söylüyorum komutanııım.

UMRE KORUMASI

Biliyorsunuz Cumhurbaşkanı Erdoğan, eşi ve bakanları Suudi Arabistan’a gitti. Düşmanı olduğu Mısır’ın darbeci Cumhurbaşkanı Sisi de aynı gün gidince, alelacele bir Umre programı çıktı. Gazetelerde gördünüz resimlerini. Bilhassa servis yapıldı. Allah kabul etsin. Ama bir yabancı gazeteci başka bir açıdan fotoğraf yayınladı. Altında da diyor ki: Erdoğan’ı 2148 resmi ve sivil koruma korudu.

MERAK BU YA...

¦ Ekonomi Bakanı Zeybekçi, “Doların kontrol edilemez olduğu bir yanılgıdır. Kontrolümüz altında” dedi ve piyasaya 60 milyon dolar pompalandı. Nafile. Biraz daha yükseldi.

¦ Ertesi günü Davutoğlu Amerika’dan seslendi. “Doların yükselmesi global dalgalanmanın eseri. Türkiye’de kriz olduğu doğru bir kanaat değil. Her tedbiri alıyoruz” dedi. Ne oldu? Dolar 2.61’i aşarak yılların rekorunu kırdı. Biz böyleyiz. Rekora doymayız. Ama sanayiciler kur farkından zararlarının 70 milyar lirayı aştığını söyleyip ‘Yeter’ diyorlar. Desinleeer.

¦ Geçen haftanın bence en doğru lafını Ticaret Bakanı Canikli etti. TV’de reklamı yapılan balların bal olmadığını anlatmak için bakın ne dedi: “Arıyla hiç tanışmamış ballar var.” Ah bir de ilan etmenin yanı sıra sahiplerini adliye ile tanıştırabilse.

¦ Beğenir ya da beğenmezsiniz ama HDP, aday adaylığı konusunda tarihi bir olaya imza attı. Çok eşlilik durumu olanla, kadına şiddet uyguladığı bilinenlerin aday başvuruları kabul edilmiyor. Bravo!