Merve Hasman: İsmimi biliyorsunuz ama hikayemi değil

Objektifin arkasındaki stil... Merve Hasman Salvatori için bu tanım bence en doğrusu... Cıvıl cıvıl hayat coşkusuyla sevecenliğiyle ve en çok sanatıyla büyüleyen bir güzel. Hayattaki samimi tavrı beni her zaman etkiledi. Dik duruşu, fotoğraf sanatına naif yaklaşımı da. Hep vizyonu genişti ama şimdi bir ayağı İtalya’da. Özlemiştim, bu haftaki stil röportajıma konuk ettim...

Pazar, 12 Mart 2017 - 05:00

Merve Hasman: İsmimi biliyorsunuz ama hikayemi değil
RÖPORTAJ: YELDA İPEKLİ

■ Stil tanımın nedir?

Sen kendi stilini nasıl tanımlıyorsun? Benim için stil sahibi olmak öncelikle, ‘sofraya tok oturmuş’ ruha sahip olmaktan geçiyor. Çünkü insanın ruhu arsızsa üstüne neyi giyerse giysin bu onu kamufle etmiyor. Bir de tabii her defileden çıkan parçanın herkese yakışmayacağının bilincinde olmak lazım. Herkesin bir yapısı, fiziksel ve ruhen hayatı yaşama tarzı var. Bence stil sahibi olmak bir paket, bu paketin tümüne sahip olmak lazım, tek bir parça ile olmuyor.

■ İtalya’da yaşıyorsun... Hayatın nasıl? Bir günün nasıl geçiyor?

Hayata çok meraklı bir insanım, dolayısıyla yeni insanlar tanımak ve yeni yerler keşfetmek çok keyifli. Kafamın iç sesini sükunetle dinleyebiliyorum. Onun için her gün yeni bir şey üretiyorum. Olmam gereken yerdeyim. Her şeyimle. Her gün şükrediyorum.

■ İtalyanlar ‘İtalyan olmak bir stildir’ der, sence doğru mu?

İtalyanlar gerçek anlamda her şeyi belli bir kaliteyle taşıyor. Bence genlerinde olan bir şey. Kendilerine ait bir gustoları var. Hiç aklınıza gelmeyecek renkleri kombinliyorlar mesela. O kadar detaylarda gizliyorlar ki şıklıklarını, hayran kalmamak mümkün değil.

■ Fotoğrafçılık hem tutkun hem de mesleğin. Fotoğrafçılıktaki felsefen, tarzın ne?

Fotoğraf benim için bir yaşam stili. İş konusunda markanın satışını arttırmak odaklı çalıştığım için felsefem, ‘Bir fotoğrafa 2 kere baktırabilmek’ diyebilirim. Yoksa zaten bugünün teknolojisiyle herkes güzel fotoğraf çekiyor. Ben bu işten ekmek paramı kazanıyorsam hakkı ile yapmam lazım. Kendimi ifade etme çabasında çok debelendim, tabir -i caizse çok süründüm. Hiçbir şey güllük gülistanlık gelişmedi. Onun için “İsmimi biliyorsunuz ama hikayemi değil” mottosu bana çok uyuyor.

"HAYATI GELDİĞİ GİBİ YAŞAMAK LAZIM"

■ Eşin mutfakta çok usta, ya sen nasılsın?

Evde çoğunlukla ben yemek yapıyorum çünkü eşim Türk yemeklerini çok seviyor. Elimden gelenin en iyisini yapıyorum diyelim. Çok usta bir aşçı olduğumu iddia edemem ama eşim (İtalyan şef Tomasso Salvatori) yemeklerimi çok beğeniyor. Haliyle ondan da birçok şeyi öğreniyorum. Çok klişe olacak fakat gerçekten eli çok lezzetli, ne yaparsa müthiş oluyor.



■ Nasıl bir aşk hikayesi sizinki ve düğününden bahsetsen...

Hayat bana, neyi nasıl istediğinin önemini eşimle öğretti. İtalyan biriyle aile kurmak istediğime karar verdiğimde, hedefimden hiç şaşmadım ve sabırla bekledim. Hayata, ‘Her şey olması gerektiği gibi’ felsefesiyle yaklaştığım için, teslim oldum. Ve hayatımı geldiği gibi yaşamayı öğrendim. İnsan teslim olabildikten sonra, her sabah, bugün seçmiş olduklarının bilinmezliği içinde, onun tatlı heyecanı ve mutluluğuyla uyanmaya başlıyor.

■ Ya sonra?

Sonra her şey bir sürpriz... En azından benim hayatı okuma şeklim böyle... Doğum günüm için annem ve arkadaşlarıyla Forte dei Marmi’ye tatile gitmiştik. Üç günlük tatilin son akşamında, eşimin restoranına gittik. Orada tanıştık ve ondan sonra birbirimizin elini hiç bırakmadık.

"RAHATLIK, SADELİK VE ASALET ARARIM"

■ Stilini beğendiğin sanatçılar, kişiler kimler ve neden?

Erin Wasson, Rosie Huntington Whiteley, Maja ve Olivia Palermo’yu beğeniyorum. Rahatlık, sadelik aynı zamanda asalet.

■ Şu ara seni en çok heyecanlandıran şey ne?

Başka bir ülkede çok sağlam bir ekiple çalışıyor olmak. Ekipteki herkes minimum 30 senedir piyasada, dünya çapında insanlar. Sanırım bu benim en büyük heyecanım. Karnımda kelebekler... Onun dışında, İtalya’da hazırlandığım, beni çok heyecanlandıran başka bir proje var. Hayata geçirdiğimde sizlerle de paylaşacağım!

■ Nasıl alışveriş yapıyorsun? Sevdiğin markalar var mı?

Zadig & Voltaire ve All Saints hastasıyım, Dolce & Gabbana, Gucci ( Alessandro Michele’yle çalışmaya başladığından beri) beğendiğim markalar. Ve tabii ki de vazgeçilmez Zara!

“GENÇ GÖRÜNDÜĞÜME BAKMAYIN ESKİ RUHUM BEN”

■ Stilinde ‘Asla vazgeçmem’ dediğin neler var?

Stretch jean, siyah pantolon, boots, deri ceket ve tabii beyaz t-shirt!

■ Dekorasyondaki stil anlayışın ne?

İtalya’daki evin nasıl dekore edildi? Bu kadar genç gözüktüğüme bakmayın, eski bir ruhum ben. Toscana’daki taş evlere bayılıyorum mesela. Cottage tarzı, mutfakta mutlaka bir AGA fırın...

■ Kısa dönem hedeflerin var mı yoksa akışa mı bıraktın?

Ben her zaman akışta yaşamayı seçtim... Bu demek değildir ki hiçbir şey yapmıyorum. Elimden gelenin en iyisini yapıp geri çekiliyorum. Her şeyin doğru zamanda, doğru yerde yerini ve hakkını bulacağı inancındayım. Hayatımın bu döneminde yurt dışında işler yapıyorum ama belli aralıklarla Türkiye’ye gelip buradaki işlerimi de sürdürüyorum...