Mesaj mı! veriyorsunuz? Biz almayalım

a
a
Pazar, 26 Eylül 2010 - 05:00

İki dizi, iki sahneyle sürekli gündemde. Biri ‘Kılıç Günü’, diğeri ‘Fatmagül’ün Suçu Ne?’ Biri, Türk televizyonlarında ilk kez eşcinsel sahneye yer vermesiyle konuşuluyor, diğeri de meşhur ‘tecavüz’ sahnesiyle.
Tamam, tüm diziler arasında kıran kırana bir rekabet var. Ve ayakta kalmak için ‘bomba’ etkisi yaratacak sahnelerle giriş yapmak istiyorlar da... Sonrasında kalkıp bu ticari işlere ‘toplumsal mesaj kaygılı’ açıklamalar getirmeleri abes oluyor.
Dizinin yapımcısı kalkıp eşcinsel sahneleri ima ederek iyiliği gösterebilmek için karanlığı da tüm çıplaklığıyla göstermek gerektiğini açıklıyor. Bu kişilerin ahlaksızlığını gösterebilmek için ahlak sınırlarının dışına çıkmadan bir şeyler yapmak zorunda olduklarını söylüyor.
Başka birileri çıkıyor ‘tecavüz’ sahnesinin gösterilmesinin toplumsal açıdan önemine değiniyor, falan filan.
İyi de, siz zaten eşcinsel düşmanı olan bir ülkede bu düşmanlığı pompalayacaksınız, öte yandan ‘tecavüz’ mağdurlarının ağzını bile açamadığı aynı ülkede tecavüzcüsüyle evlendirilen kızı göstereceksiniz... Biz o mesajları almayalım.
Ya bu sahneleri hiç koymayın ya da bunların tamamen ticari işler olduğunu kabul edin, kılıf uydurmayın.
İyisi mi siz mesaj kaygılı açıklamalara hiç girmeyin, çünkü tamamen yanlış mesaj veriyorsunuz.

İyilikten maraz doğar

Cemil İpekçi son yıllarda Mardin’e çok emek verdi. Önce tarihi bir evi restore etti, sonra orayı moda ve tasarım atölyesi haline getirdi. Atölyede 60 kadına istihdam yarattı. Mardinliler atölyenin açılışında Cemil İpekçi’yi fahri hemşeri ilan ettiler. “Mardin artık dünya çapında bir turizm merkezi haline geldi” diye methiyeler düzdüler.
Her şey iyiydi hoştu ama İpekçi, Mardin Valiliği’nin desteğiyle Kasimiye Medresesi’nde defile yapmaya karar verince ipler gerildi, din adamları ve sivil toplum örgütleri kapıştı.
Kimi, defilede içki ikramı olmayacağı için yapılmasının uygun olduğunu beyan etti, kimi medresede geçmişte dini eğitim yapıldığı için bunu uygunsuz bulduğunu ifade etti. Kimi de medresenin zaten bilimsel bir müze olarak kullanıldığını, toplumsal kurallara ters düşmeyecek bir defilenin yapılabileceğini söyledi.
Defile denince iç çamaşırı, mayo falan geliyor insanların aklına herhalde. Oysa burada kastedilen, Mardinli hanımların el emeğiyle oluşturdukları bir koleksiyonun sunumu. Adı da ‘Mardin’. Ve İpekçi’nin ifadesiyle kokteylsiz, içkisiz bir defile.
“İyilikten maraz doğar” derler ya. Böyle böyle kırılıyor ‘bir şeyler yapmak isteyenler’in hevesi işte. Büyük resmi göremeyenlerin marifetiyle...

Türkler de alternatif haritalar yapsın

Bulgar tasarımcı ve illüstratör Yanko Tsvetkov ‘Alternatif Avrupa Haritaları’ diye bir çalışma yapmış. Bunlar, harita. Özelliği, ülkelerin üzerinde isimlerinin yerine ‘özellikleri’nin yer alması. Tasarımcı, haritalarda ABD, Fransa, İtalya, Bulgaristan ve İngiltere gözüyle diğer ülkelerin nasıl göründüğüne yer vermiş.
Misal; ABD’nin gözüyle çizilmiş haritada Türkiye, İngilizce’de turkey (hindi) diye geçtiği için ‘Şükran Günü Mönüsü’ diye gösterilmiş. Fransa’ya ‘kokan insanlar’, Yunanistan’a ‘demokrasi’, Rusya’ya ise ‘komünistler’ demişler. Son zamanlarda hakkımızda çıkan ‘Türkler kötü kokuyor’ haberlerinden sonra ‘Şükran Günü Mönüsü’ diye tanınmak evladır ama diğer ülkelerden gelen yorumlara da dikkat etmek gerek: ‘Kesinlikle Avrupalı Olmayanlar’, ‘İşgücü Kaynağı’, ‘Dansözler’, ‘Kapalıçarşı’, ‘Domuz Eti Olmayan Yer’, ‘Youtube’un Yasak Olduğu Yer’...
Orijinal bir çalışma olmuş tabii. Keşke projede biz de olsaydık. Sıradan Türk vatandaşı ABD’yi, İran’ı, İsrail’i, Almanya’yı, Rusya’yı hangi sözcüklerle tanımlardı acaba? Ben en çok bu ülkeler hakkındaki yorumlarımızı merak ederdim.
Kim bilir belki birileri buradan esinlenir ve bir de Türkiye’den dünyaya bakışın haritalarını çalışır. Eminim, oldukça ilginç ve düşündürücü sonuçlar çıkar.

Çocukluğumuzun kayıp tarihi

İnsan, çocuğunun elinden tutup “İşte ben bu ilkokulda okudum”, “Arkadaşlarımızla sinemaya buraya gelirdik”, “Okul çıkışlarında bu büfeye giderdik” diye çocukluğunun tarihçesini paylaşmak istiyor. Kendi anne-babasının onu götürdüğü pastanelere gidip çocuğuyla orada geçmişi anımsamak, anılarını aktarmak istiyor.
Ama bir bakıyorsunuz ki çocukluğunuza ait mekanların yerinde yeller esiyor. Anılarınızın üzerinde çirkin binalar, plastik sandalyeli abuk sabuk cafe’ler, sözümona modern ama inanılmaz zevksiz iş merkezleri yükseliyor.
Şimdilerde, çocukluğumuzun ve ilkgençliğimizin en ‘lezzetli’ hatıralarından biri daha yok olma tehlikesi yaşıyor. Efsane profiterolü ve en güzel eşlikçisi limonatasıyla ünlü, Beyoğlu’ndaki tarihi İnci Pastanesi’nin bulunduğu binanın yıkılmak üzere olduğu konuşuluyor.
Eloğlunda olsa korumak için her şeyi yapacakları tarihi, biz kendi ellerimizle yıkacak kadar cehalet içindeyiz. İşte fark buradan kaynaklanıyor.

Okulda Hareket Var!

Okula yeni başlayan çocukların, ev ve aile ortamından çıkarak okula adapte olma sürecinde yaşayacakları sıkıntıları göz önünde bulunduran Milli Eğitim Bakanlığı ve Algida Max, ‘Okulda Hareket Var’ adlı proje kapsamında ‘Ders Başlıyor’ uygulaması gerçekleştirmiş.
Çocukların zihinsel, duygusal ve sosyal yönden okul ortamına hazırlanması amacını güden proje kapsamında İstanbul, İzmir ve Bursa’daki toplam 1000 okulda, 100.000 çocuğa okul ve sınıf kuralları oyunlarla öğretilmiş, resimler yapılmış ve dondurmalar dağıtılmış.
Hacettepe Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Pınar Bayhan çocuklar için yeni bir başlangıç olan ilköğretimin ilk günlerini kolaylaştırmak için bu tür uyum programlarının yapılmasının heyecanı atlatmaya yardımcı olacağını ifade etmiş. Prof. Dr. Bayhan bu uygulamanın çocukların okul başarısına etkisini arttıracağını belirtmiş.