Minik dahiler 'Atlas Deneyi'nde

a
a
Pazar, 14 Kasım 2010 - 05:00


Minik dahiler 'Atlas Deneyi'nde

MEHMET COŞKUNDENİZ

mehmet.coskundeniz@posta.com.tr

Dünyanın gözü, İsviçre Cenevre’deki Avrupa Nükleer Araştırmalar Merkezi’nde (CERN). Büyük patlamayla ortaya çıkan evrenin sırrı CERN’de yapılan ‘Atlas Deneyi’ ile çözülmeye çalışılıyor. CERN’e gittim, bu deneyi yerinde izledim. Üstelik bunu, ileride Nobel Ödülü alma potansiyeli olan 9 üstün zekalı çocukla birlikte yaptım. Neler öğrendim neler...

İstanbul Üniversitesi ile Doğa Koleji’nin ortaklaşa kurduğu ‘Çocuk Üniversitesi’ 2010’un Nisan ayında faaliyete geçmiş. Türkiye’nin dört bir yanından gelen yaşları 10-14 arasında 500 seçilmiş çocuk yaz okullarına alınmış ve yetenekli oldukları alanlarda eğitilmiş.

İşte bu yaz okullarında bilime yeteneği olan ve ‘dahi’ derecesinde keskin zekaya sahip olan 9 öğrenci seçilmiş. Öğrenciler geçen hafta Cenevre’ye götürüldü. Gezinin amacı, evrenin oluşunun sırrını ortaya çıkarması beklenen CERN’deki ‘Atlas Deneyi’ni öğrencilere göstermek, bu konuda bilgi sahibi olmalarını sağlamaktı. Bu gezinin gazeteci konuklarından biri de bendim.

Türkiye’nin gururu

‘Atlas Deneyi’ hakkında yolculuğa çıkmadan önce internetten bulabildiğim her şeyi okudum. Evet, ben bir dahi olmayabilirdim ama en azından yaşım itibarıyla bazı şeyleri daha iyi anlayabilirdim. Anladım mı? Hayır... Öyleyse, CERN’de birileri bana bunu anlatabilirdi. Yani öyle umuyordum. 10 bin bilim adamının çalıştığı CERN’de ‘Atlas Deneyi’nin yapıldığı merkezin taaa kalbine kadar indik. Deneyin kumanda merkezine girdik, deneyle ilgili oluşturulan müzeyi gezdik. Deney için özel yaptırılan dev mıknatısları gördük.

Bilimde gelinen noktanın ne kadar muhteşem olduğuna tanık olduk. Gerçekten dehşet verici bir şey... Deneyle ilgili bilgileri bize Doç. Dr. Bilge Demirköz verdi. Henüz 30 yaşında olan bu bilim kadını Robert Kolej’i bitirdikten sonra MIT’de fizik, matematik ve müzik eğitimini tamamlamış. Evet evet müzik, çok iyi piyano çalıyor. Ardından Harvard’da yüksek lisans ve doktora... Şu anda dünyanın sayılı parçacık fizikçilerinden biri. Ne yazık ki CERN’de bir Türk üniversitesi adına değil İspanya’daki Barcelona Üniversitesi adına görev yapıyor. Aslında CERN’de yaklaşık 200 Türk bilim adamı var.

Bunlar aynı anda orada çalışmıyor ama dönem dönem gelip deneye katılıyorlar. Doç. Dr. Bilge Demirköz’den öğrendik ki; CERN’de yerin 100 metre altında 27 kilometre uzunluğunda bir daire şeklinde art arda mıknatıslar sıralanmış. Bu dev mıknatısların içinden geçen borularda ise ışık hızıyla protonlar yol alıyor. İşte bu protonlar ‘Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’ denen cihazda çarpıştırılarak ortaya çıkan parçacıklar inceleniyor. Bir başka deyişle evrenin oluşumunu sağlayan ‘Big Bang’ yani ‘Büyük Patlama’ burada yeniden gerçekleştiriliyor. Bugüne kadar bulunamayan parçacıkların bulunması amaçlanıyor. Bunlardan biri de ‘tanrı parçacığı...’ Gerçi Doç. Dr. Bilge Demirköz buna ‘tanrı parçacığı’ denilmesine kızıyor ama biz faniler böyle denmesini seviyoruz, ne yapalım...

Peki ya aşk?

CERN’i gezerken Doç. Dr. Bilge Demirköz’e çocuklar sürekli sorular soruyor. Ama ne sorular... Örneğin diyorlar ki; “Bu deneyde kara delikler ortaya çıkıp dünyayı yok edebilir mi?” Bilge Hanım hemen yanıtlıyor, “Hayır yok etmez...” Ardından da nedenlerini açıklıyor. Şimdi bu konuya girip teknik detaylarla sizin canınızı sıkmayayım (Benim anlamadığım çok belli oldu mu?). Ben henüz Bilge Demirköz’ün büyüsünden kurtulamamışken aramıza bir genç Türk bilim adamı daha katılıyor. Dr. Erkcan Özcan...

University College London adına CERN’de bulunan parçacık fizikçisi Dr. Erkcan Özcan her şeyi o kadar tane tane o kadar anlaşılır anlatıyor ki insanın oracıkta gazeteciliği bırakıp fizikçi olası geliyor. Hayal işte... Ya da heves diyelim... Neyse ki geçti... Doç. Dr. Bilge Demirköz’e minicik minicik çocukların sorduğu, bilimsel ağırlığı yüksek sorular karşısında inanın bana ezildim. Bir punduna getirip kendi alanımda sorular sormalıydım. Sordum sevgili okur.

Bir ara Bilge Demirköz “Gözlemlediğimiz her şey fizikle açıklanır” deyince fırsat bu fırsat diyerek “Aşkı fizikle açıklayabilir misiniz?” deyiverdim... Demez olaydım, Bilge Hanım öyle bir baktı ki yüzüme kendimi işe yaramazın, patavatsınız, halden anlamazın biri olarak hissettim. Öyle ya, sen kalk evrenin sırrını araştıran bilim kadınına aşk gibi hafifin hafifi, kaale bile alınmayacak bir duyguyu sor... “Bunu bana sormayın, nörologlara sorun” deyiverdi... “Nedir sizin sosyal hayatınız?” dedim, “Hayatım fizik ve müzik” dedi. En son akerdeon almış onu çalıyormuş. Ne diyeyim, başarılar...

Bilim ve politika

‘Çocuk Üniversitesi’nin müdürlüğünü Doç. Dr. Gökhan Karabulut yapıyor. Bu gezide Gökhan Karabulut ile birlikte İstanbul Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Nurkan Yağız, İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Dekan Yardımcısı Doç. Dr. Çağlar Doğan, Doğa Koleji Genel Müdür Yardımcısı Serkan Bünyamin Çelikten de vardı. Çocukların olmadığı ortamdaki ‘yetişkin’ sohbetlerimizde bu grupla Türkiye’yi kurtardık onu da söyleyeyim. Bilim adamlarıyla politika tartışmak pek keyifli oluyormuş canım...

2500 parfümü ezbere biliyor

Size biraz da çocuklardan söz edeyim.

Deniz İlke Silistre: Astronomi ve Uzay (Gazi Mustafa Kemal Paşa İlköğretim Okulu)

Bozkurt Selvi: Astronomi ve Uzay (Yeşilbahar İlköğretim Okulu)

Barış Can Ekim: Genetik (Doğa Koleji)

Ezgi Simay Karabulut: Genetik (Doğa Koleji)

Mehmet Mürsel Çiçek: Matematikte Büyük Buluşlar (Zeytinburnu İlköğretim Okulu)

Özgür Azem Karadağ: Yaratıcı Yazarlık (Ahmet Hamdi Tanpınar İlköğretim Okulu)

Sena Özdemir: Adli Tıp (FMV Işık Okulları)

Lara Mutluay: Zooloji (S.E.V Koleji)

İzge Bayyurt: Matematikte Büyük Buluşlar (ALEV Okulları)

Ben bu çocuklardan Sena ve Lara ile konuştum. Sena’nın müthiş bir koku hafızası var. 2500 parfümü ezbere biliyor. Yani bir parfümün kokusunu alır almaz markasını söyleyiveriyor. Üstelik bunu söylerken o parfümün kokusunu ilk aldığı anın görüntüsü de gözünün önüne geliyor. Annesi avukat olan Sena, Adli Tıp konusunda eğitim görmek istiyor.

Aslında sıkı bir CSI izleyicisi olan ben Sena’nın gelişmiş koku duyusuyla bu alanda çok faydalı olabileceğini biliyorum. Gerçi CERN’in büyüsüne kapılan Sena oradayken fizikçi olmaya karar verdi ama bu fikrinden vazgeçeceğini düşünüyorum.

Lara ise zoolog (hayvan bilimi) olmak istiyor. Lara’ya “Neden veteriner değil de zoolog olmak istiyorsun?” diye sordum. Bana “Veteriner bir hayvanın hayatını kurtarır. Zoologlar ise yaptıkları araştırmalarla bir türün hayatını kurtarır” deyiverdi... Çok bilmiş... Lara, yapacağı araştırmalarla giderek yaşam alanları kısıtlanan hayvanların yaşamlarını kolaylaştırmak istiyor.

(Bu yazı 07.11.2010 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır.)

3