Minik gezgin Avrupa yollarında

Soner ve İnci Sarıhan, bisikletle yurt dışı seyahatler yapan gezgin bir çift. Etaplara bölerek Dünya'yı gezmek amacındalar. Ama onları, diğer gezginlerden ayıran çok önemli bir fark var: Sarıhanlar'ın yanında 4 yaşındaki oğulları Tibet Çınar da oluyor. İlk yurt dışı seyahatine 7 aylıkken çıkan küçük Tibet Çınar yabancı ülke insanlarının gösterdiği sevgi ve ilginin de en büyük odağı

16 Kasım 2013, Cumartesi 05:00
A A

Sizleri tanıyabilir miyiz?

İnci Sarıhan: İkimiz de öğretmeniz. Ben sınıf, Soner de tarih öğretmeni. 1998’de, üniversite bitince evlendik. Bisikletle seyahat etmemizin sırrı, belki de bu uyumlu birlikteliğimizdir. Zira seyahat ile evlilik birbirine benziyor. Kamptayken, geceleri çadırda kalmanın tadını aldıktan sonra deniz-kum-güneş anlayışındaki tatiller bizim için bitti.

Röportaj: Ali R. Karadağ

alirkaradag@gmail.com

Peki bisiklet aşkınız?

Soner Sarıhan: İlk bisikletli seyahatimizi 2004’te yaptık. 10 günlük bir Akdeniz turuydu. “Kervan yolda düzülür” diyerek çıktık yola. Nelere ihtiyacımız olduğunu görerek ve yaşayarak öğrendik. Zorluklar yaşadık ama hiç kavga etmedik o seyahatte.

İ.S: Pedal çevirmek ruhumuza iyi gelen bir ritim kazandırdı bize. Hemen ertesi yılın planını yaptık. Yaz tatilinde Karadeniz turuna çıktık. 8 gün süren bisikletli bir seyahatti. Trabzon’da Hollandalı genç bir çifte rastladık. Çin’e bisikletle gideceklerdi. Seyahati bitirip döndüğümüzde onların yolculuğunu internetten izlemeye başladık. Baktık ki İran-Hindistan güzergahında devam ediyorlar... İşte o zaman bisikletle seyahatin global düzeyde yapılabilirliğine ikna olduk. Ertesi yıl, İran-Pakistan-Hindistan yolculuğuna çıkmaya karar verdik.

Çıkabildiniz mi?

S.S: 2007 yılında çıktık. Doğu Beyazıt’tan başladık yolculuğa. Bu ilk yurtdışı yolculuğumuzdu ve seyahati bisikletlerle yapıyorduk. Sınırdan İran tarafına geçip bisikletle yokuş aşağı inerken “Oleeeyy” diye bağırdığımı hatırlıyorum. Böylece 2600 km. pedal basarak gezeceğimiz yolculuk başlamış oldu.

Çok uzun bir mesafe. Nasıl geçti seyahatiniz?

İ.S: Tebriz- Astara-Tahran (İran), İslamabad- Lahor (Pakistan), Amritsar-Delhi- Agra (Hindistan) şehirlerinden geçen bir güzergahı izledik. İlk dikkatimi çeken şey, İran’da bisiklet kullananların Türkiye’dekinden fazla olmasıydı. İran’da hiç zorlanmadık. En önemlisi; bisiklet için emniyet şeritleri vardı.

HEDEF AFRİKA

Seyahatlerinizin amacı ne?

S.S: Hayali bir dünya haritası var kafamızda. Bir gün yolculukların birleşmesiyle o haritanın tamamlanmasını amaçlıyoruz. Turistin değil, gezginin bakış açısıyla ülkeleri, insanları tanımak istiyoruz.

İ.S: Bisikletle yolculuk, hele ki yanımızda küçük bir çocuk varsa insanlarda güven duygusu yaratıyor. Bizlerle özel şeylerini paylaşıyorlar. Yolculuklarımızda ne kadar az şey tüketirsek, o kadar mutlu oluyoruz. Steril dünyada boğulmadan, lüks içinde koşmadan yaşamak amacımız. Şimdilik güvenli coğrafyalarda seyahat ediyoruz. Tibet Çınar şimdi 4.5 yaşında, büyüyünce Afrika’ya ve Güney Amerika’ya da gideceğiz.

‘BOMBA ARKAMDA PATLADI’

Diğer iki ülke, Hindistan ve Pakistan nasıldı?

S.S: Pakistan-İslamabad’ta tek kamp yeri vardı, orada kaldık. Alışveriş yapmak için bisikletle pazar yerine gittim. 30 metre arkamda bomba patladı. Bisikletten savruldum ama yaralanmadım. Bisiklet hayatımı kurtarmıştı. Yürüyerek gitseydim patlamanın ortasında kalacaktım. O saldırıda 14 kişi öldü. O zaman İnci’yle gezimizi sorguladık. “Biz ne yapıyoruz, neredeyiz?” dedik. Ama vazgeçmedik, devam ettik.

Hindistan’a geçince rahatladınız mı?

İ.S: Orada yoksulluk çok derin bir etki bırakıyor insanda. Ama insanlar yine de mutluydu. Pakistan ve Hindistan’ın yolları bisiklet için uygun değildi. Trafik de korkunçtu: Kuralsızdı ve sürekli korna çalındığı için berbat bir ses kirliliği vardı. Yolculuk boyunca 52 kere lastiklerimiz patladı. Zorluklar yaşadık elbette ama müthiş güzel şeylere de tanık olduk. Agra’da final yaptık. Görmeyi çok istediğimiz, aşkın mimarisi Tac Mahal’in karşısında akşama kadar oturduk, onu izledik. İyi ki o geziye çıkmışız.

Yerinizde duracak, yorulacak gibi görünmüyorsunuz.

S.S: Aksine, bisikletle gezme isteğimiz arttı. 2008’de Almanya-Hollanda-Belçika-Fransa seyahatine çıktık. Bisiklet için alt-üst geçitleri, ailece kat edilen yolları, bisikletliler için otoyollarda durma butonlarını görmek güzeldi. Hem kıskandık hem de kendi ülkemizde görmeyi umduğumuz bir bisiklet kültürüyle tanıştık.

İ.S. Düşünsenize, neredeyse 9 aylık hamile kadın, önünde ve arkasındaki selelerde küçük çocuklarıyla geçiyor yanınızdan... Bisiklet herhangi bir kıyafet gibi yaygın ve olağan. Ben de hamileliğimin altıncı ayına kadar bisiklet kullanmaya devam ettim.

‘Oğlumuz ilk yurt dışı seyahatinde 7 aylıktı’

Çocuğunuz doğması engellememiş.

İ.S: Nasıl bir hayatı tercih ettiğimizle ilgili bu. Kent hayatının karmaşası içinde, tüketim kültürüyle kaybolmak yerine yeşil doğayla uyum içinde olduğumuz bir dünyada yaşamayı seçtik. Güvenli, temiz bir dünya. Bisiklet bu hayatın simgelerinden. İznik’e taşınıp bahçeli bir eve yerleştik. Oğlumuz Tibet Çınar, 2009’da doğduğunda seyahatlerimize ayakbağı olmadı. Hayatımızı paylaştı, katkı sundu. 7 aylıkken bisikletle ilk yurtdışı seyahatine çıktı. Bisikletin arkasındaki küçük römorkun içinde gezinin bir parçası oldu.

S.S: Bebek arabasıyla gezer gibiydi. Ama oğlumuzdan sonra bazı şeyler değişti. Malzemelerin daha profesyonel ve güvenlikli olmasına özen gösterdik mesela.

Tibet Çınar’ın katıldığı ilk gezi nasıl geçti? Zor muydu?

S.S: Onunla seyahate İznik’teki köy yollarında başladık. Sonra Almanya. Ama asıl büyük seyahatimizi 2011’de, o 22 aylıkken yaptık. Fransa-Almanya-İsviçre-Avusturya- Slovakya-Çek Cumhuriyeti-Macaristan... Kaynağından başlayıp Tuna Nehri’ni takip ettik.

İ.S: Bizi çok etkileyen bir yolculuktu. Tibet Çınar her gün başka yerde uyandı. Hatta römorkun dışında, babasının arkasındaki koltukta oturdu. Aynı manzaraya baktı, aynı rüzgarı yüzünde hissetti. 3486 km. sürdü yolculuğumuz. Çadır kurarken, toplarken, yemek pişirirken ona da görevler verdik. Misafir değil, katılımcı oldu.

Ömrü yollarda geçmiş yavrucağın.

İ.S: Tam da öyle oldu. Ertesi yıl, 2012’de, Türkiye-Hollanda ilişkilerinin 400. yılı kutlamaları vardı. Amsterdam’dan İstanbul’a, 10 ülkeyi kapsayan bir yolculuğa çıktık. Geçtiğimiz ülkelerde Türk elçiliklerinin katkısıyla tanıtımlar oldu, haberlerimiz yapıldı. 3660 km.’lik bir yolculuktu.

S.S: Karbon salınımı yapmadan seyahat ederek uzak sanılan ülkelere gitmenin kolaylığını göstermek istedik.

Son seyahatinizi yeni noktaladınız sanırım.

İ.S: Almanya’dan başlayıp İsveç’te bitirdiğimiz bir seyahat oldu. 2174 km. pedal bastık. Aslında coğrafi açıdan zor bir bölgeydi. Günde 7-8 kez üstümüzü değiştirmek zorunda kalıyorduk. Soğuk ülke insanlarının soğuk olduğuna dair önyargımız yerle bir oldu. Yanımızda Tibet Çınar’ın olması sayesinde onların sıcak yüzünü, konukseverliğini gördük.

S.S: Almanya’da bir pansiyona gittik. İşletmeci önce yer olmadığını söyledi. Biz bisikletle giderken arkamızdan arabayla yetişti. Oğlunun kaldığı odayı bize verdi, para da almadı. Birçok kişi bizi evinde konuk etti.

Her şey harika görünüyor. Hiç kötü bir şey yaşamadınız mı?

S.S: Yaşadık ama çoğunu önemsemedik. Mesela İsveç’te beni kene ısırdı. Hem de şu Kırım-Kongo türünden, ölümcül olanından. Hastaneye gittik, doktor aldı keneyi derimden. Birkaç küçük bisikletten düşme kazası da oldu.

 

 

 

 

 

 

 

 

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;