Mor yiyeceklerin gücü

Pazar, 19 Haziran 2011 - 05:00

Etrafınızda 'gökkuşağını yiyin’ diyen birilerini duyduysanız, bunun iyi bir tavsiye olduğundan emin olun. Renkli yiyecekler önemli antioksidanlar ve besin maddeleriyle doludur. Güç deposu mor yiyeceklerden nasıl faydalanabileceğinizi keşfedin. Mor yiyecekler, hücreleri korumaya ve vücudunuzu iyileştirmeye yardımcı olan antosiyanin kimyasallar içerir.

Araştırmalara göre antosiyaninler göz ve kalp sağlığını desteklemede, kanser hücrelerinin çoğalmasını azaltmada ve daha birçok şeyde aktif rol oynuyor. Antosiyaninler çay, bal, şarap, meyve ve sebzeler, kuruyemişler, zeytinyağı, kakao ve tahıllarda bol miktarda bulunmaktadır. Maksimum derecede faydalanabilmek için aşağıdaki mor meyve ve sebzeleri koyu yeşil, turuncu ve sarı renkteki yiyeceklerle birlikte haftada en az 4-5 kere tüketin.

Mor patates

Asil rengi ve geçmişine bakacak olursak mor patates tarih boyunca Tanrıların yiyeceği olarak kabul edilmiştir. 7.000 yıl önce Güney Amerika’daki İnka Krallarına mahsus olan mor patates günümüzde bazı ülkelerde yetiştiriliyor. ‘Mor Majeste’ diye adlandırılan yeni tür patates çok koyu renkli ve beyaz patateslere kıyasla on kat daha fazla antioksidan ve antosiyanin içeriyor. ABD Tarım Bakanlığı’na göre en koyu renkli patatesler diğer patateslere oranla 4 kat daha fazla antioksidan potansiyeline sahip. Antioksidan gücüne bakıldığında da Brüksel lahanası, kıvırcık lahana ve ıspanakla aynı sırayı paylaşıyor. Mor patates aynı zamanda iyi bir kompleks karbonhidrat, potasyum, C vitamini, folik asit ve demir kaynağı olarak biliniyor.

Mürdüm eriği ve kuru erik

Mürdüm eriği, vücudun demir emilimine yardımcı olan C vitamini açısından zengindir ve iyi bir A vitamini, B2 vitamini ve potasyum kaynağıdır. Mürdüm eriği aynı zamanda iyi bir diyet lifi kaynağıdır. Yapılan son bir araştırma, düzenli kuru erik tüketiminin tansiyonu ve kötü kolesterolü (LDL) düşürebileceğini buldu. Ayrıca, hem mürdüm eriği, hem kuru erik bol miktarda fenol (koruyucu özellikleri olan ve bitkilerde bulunan doğal bileşik) içeriyor.

Mor havuç

Mor havuç ilk olarak Orta ve Uzakdoğu’da, beyaz, kırmızı, sarı, yeşil ve siyah türleriyle birlikte yetiştirildi. Güçlü antioksidanlar olan antosiyanin ve provitamin A karotenoidleri açısından oldukça zengindir. Kilo kontrolü ve glukoz kontrolüne yardımcı olabileceği gibi, bir araştırmaya göre yüksek karotenoid seviyesine sahip olanlar diyabet riskini yarı yarıya düşürüyor.

Mor karnabahar

Mor karnabahar, aslında bir brokoli çeşididir ve pişirildiğinde rengi yeşile döner. Turpgiller familyasındaki sebzeler kanserle savaşıcı özellikleriyle bilinir. Karnabaharda vücudumuzun, hücrelere zarar verebilecek ve kanser riskini artırabilecek toksinlerden kurtulmasına yardımcı olan antioksidan ve sülfür bileşikleri bulunur.

Yaşımız ilerledikçe melatonin seviyesinde nasıl değişiklikler meydana gelir?


Yaşlanmaya paralel olarak vücudumuzdaki melatonin gücünü kaybetmeye başlar; bu nörotransmitterin reseptörleri (alıcı) aldıkları melatonin miktarından aynı gücü üretemezler. Yaşınız ilerledikçe melatoninin sağladığı enerjiyi de kaybetmeye başlarsınız, bu da çoğumuzun yaşlanmaya bağlı olarak yaşadığı uyku ve sağlık problemlerini açıklayabilir. Aslında daha çok uykuda vücut tarafından salgılanan melatonin üretimi yaklaşık 5 yaşında zirveye ulaşır ve o yaştan itibaren düşmeye başlar.

Ne yazık ki 60 yaşına geldiğimizde olması gereken seviyeden yüzde 80’e kadar kaybetmiş oluyoruz. Bu da yaşlandıkça eskisi kadar iyi uyuyamamamızın nedenlerinden biri olabilir. 20 yaşındayken ve öğlene kadar rahatça uyuyorken melatonin seviyeniz yaklaşık 80 pikogram / ml’dir, 60 yaşında ise bu seviye 10’a kadar düşer. 20 yaşındayken öğleden sonra melatonin seviyeniz muhtemelen 10’du. O öğleden sonraki ders boyunca uyudunuz. Tabii biliyoruz ki, 60 yaşında 10 olan seviye, 20 yaşında öğleden sonra 10 olan seviyeye göre daha az işe yarar.

Duygusal bozukluğu işaret eden 5 yaygın kişilik özelliği hangileridir?



Şüphesiz, her birimiz apayrı varlıklarız ama araştırmalara göre karakter örnekleriyle bağdaşan ve her biri kendi içinde farklı seviyelere ulaşan 5 kategoriye ayrılmış bazı ortak davranışlar var. Bu örnekler en üst seviyeye ulaştığında, özellikten daha çok bozukluk belirtisi olabilir.

Dışa dönüklük: Onları iyi bilirsiniz. Yüksek sesle konuşurlar, hızlı araba kullanırlar, barda yabancılarla tanışırlar ve iş yeri partisinde göze batan kişi olmaktan korkmazlar. Konuşmayı severler ve mutlu olmaya eğilimlidirler.

Uyumluluk: Bu grup ‘asla hayır deme’ türüdür. Anlaşmazlık çıkarmaktan ziyade geçimli olmayı tercih ederler. İnsanlarla zıt olmaktansa anlaşmaya eğilim gösterirler.

Sorumluluk: Bir kişinin iş yerinde gelecek ayki raporu hazırlamak için çok büyük bir çaba sarf ettiğini düşünün. Bu türdeki insanlar çok çalışır, dakiktirler ve güvenilirler. Bu iyi niyetli insanların aynı zamanda işlerinden daha çok zevk aldıklarını ve daha pozitif ilişkileri olduğunu söylediklerine şaşırmamak gerek.

Duygusal denge: Peki bunun belirtisi ne? Bir insan stresle nasıl başa çıkar. Bu grup acil bir durumda soğukkanlı kalıp düşünebilen mi yoksa kriz anında büzülüp kabuğuna çekilen cinsten mi? Dengeli bir insan böyle bir durumda sakin kalırken duygusal dengesizliği olan insanlar gün içinde daha çok yorulur çünkü sürekli olarak hayatın gelgitleriyle mücadele verirler.

Açıklık: Yeni fikirlere ve yeni şeylere açık olan insanlar biraz daha farklı algılar. Her şey onları heyecanlandırır ve yeni yiyecekleri, yeni tatil noktalarını hatta evlilik dışı yeni ilişkileri bile denemekten çekinmezler. Daha az açık olanlar daha kapalı bir görüşe sahiptirler; çünkü dikkatlerini çekmek için yarışan uyarıcıları göz ardı etmek onlar için daha kolaydır.

Hormonlar kilo aldırıyor mu?



Bel genişliğini azaltma savaşımızda bazı korkunç düşmanlarımız var. Ve bu savaştaki en büyük düşmanlarımızdan biri de hormonlarımız. Elbette değişen hormonların ergenlik çağındaki bir erkekte seks takıntısına veya menopoz dönemindeki bir kadına ağustos sıcağında çöldeymiş gibi ateş basmasına neden olduğunu biliyoruz. Ancak, hormonlarınızın mayonuzun içinde güzel görünüp görünmeyeceğinizle ilgili yapacak çok şeyi olduğunu bilmiyor olabilirsiniz.

Salama dayanamadığınız için kendinize kızmadan veya arkadaşlarınızdan daha az yediğiniz halde hala neden kilo aldığınıza kafa patlatmadan önce, hormonlarınız vücudunuzu düşündüğünüzden daha çok etkiliyor olabileceğini hesaba katın. Endokrin sisteminizi oluşturan ve hormonlarınızı üreten bezler metabolizma hızını sizi oldukça asabi hale getirebilecek kadar etkileyebilir. Ve kilonuzu etkileyebilecek genetik koşullardan da sorumlulardır.

Neden bağımlı oluruz?



Nikotin, kafein, viski gibi şeylere dopamin kimyasalı sayesinde bağımlı hale geliriz. Bağımlılık yaratan maddeler beyninizin önemli bir noktasında dopamin salgılanmasını harekete geçirir ve kendinizi bir dağın tepesinden daha yüksekte hissedersiniz. Bağımlılığa eğiliminizin olup olmadığını anlamak için alkol, nikotin gibi bağımlılık geliştirdiğiniz şeylerin ilk kez kullanımı değerlendirilmelidir. İlk sefer sizi kendinizden geçirdiyse (en iyi orgazmınızdan bile daha iyi hissettiren bir kendinden geçmeden söz ediyoruz) bu, sizin bir şeye bağımlı olma durumunuzun genlerinizden kaynaklandığını gösterir. Ama genleriniz olmadan da bağımlı olabilirsiniz.

Bir şeye bağımlı olduktan sonra o davranış veya maddeye olan bağlılığınız psikolojik de olabilir, fizyolojik de... Bağımlılık yaratan madde veya davranışı bıraktığınızdaki psikolojik unsur kendinden geçişe olan aralıksız ihtiyacınızdır. İlginçtir ki, nikotin bağımlılığı olan kişilerin hepsi fizyolojik bağımlılığı yaşar ama sadece insanların 3’te 1’i sigaranın dumanından haz almasına neden olan gerçek genetik bağımlılığa sahiptir

( 12.06.2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır. )

5
Yandex.Metrica