Mucit kadınlar ve büyük buluşlar

Bir icat yapmak, neresinden baksanız cesaret ister. Elini taşın altına sokmak gerekir. Bir yandan da ciddiye alınmamak, alay mevzuu olmak vardır. Vogue Dergisi'nde yayımlanan bu yazıda, bizi bizden önce düşünmüş cesur kadınların hayatımızı kolaylaştıran yaratıcı icatlarını okuyacaksınız...

27 Mart 2011, Pazar 05:00
A A

Bir kadın düşünün, herhangi bir kadın. Sabah uyanır. Hep yaptığı gibi duşunu alır. Zor açılan kıvırcık saçlarını saç kremi ile yumuşatarak tarar. Duştan çıktıktan sonra sütyen ve külottan ibaret rahat iç çamaşırlarını giyer. Birkaç parça chocolate chip cookie’yi kahvaltı niyetine ağzına attıktan sonra, düzenli olarak kullandığı doğum kontrol hapını alır. Kirli tabak ve bardakları koyduğu bulaşık makinasını çalıştırır. Ağlayan bebeğinin bezini değiştirip evden çıkar. Arabasıyla süpermarkete giderken birden yağmur başlayınca hemen silecekleri çalıştırır. Kendini zar zor, markete atar, alışverişini yapar, aldıklarını kağıt torbalara doldurarak arabasına döner. Bu cümlelerde söz konusu olan kadın pekala içimizden biri olabilir. Bizden önceki kuşakların da benzer ihtiyaçları vardı. Onlar da kafalarını çalıştırıp kendi çözümlerini yarattı.

BULAŞIK MAKİNASI:

Kadınlar için kimse bunu icat etmeyecekse ben edeceğim!” Bu sözlerin sahibi, bugün onsuz bir mutfağı hayal edemediğimiz bulaşık makinasını yaratan Josephine Cochrane. Amerika’nın Illionis eyaletinin kaymak tabakasına mensup Josephine, baktı ki kimse yapmıyor, konu üzerinde var olan birkaç çalışmayı geliştirerek bugün bildiğimiz anlamdaki ilk bulaşık makinasını geliştirdi.

19. yüzyıl sonlarında, varlıklı ailelerin diğer varlıklı aileleri evlerinde verdikleri yemekli davetlerle ağırlaması sosyal hayatın önemli bir parçasıydı. Josephine ve eşinin de sık sık kalabalık misafirleri oluyordu. Yemek bitip konuklar gittikten sonra yığılan dağ gibi bulaşığı elbette evlerindeki yardımcıları yıkıyordu. Ama onlar da çok sakardı! Josephine’in kıymetli porselen tabakları sürekli düşüp kırılıyordu.

O da bu kadar vakit alan ve her gün tekrarlanan bir şeyin daha kolay bir yolu olması gerektiğine karar verdi. Sene 1886’ydı. Evinin arka tarafındaki garajda çalışmalarına başladı. Tabakların boyutlarını ölçtü, araya koyduğu ince bölmelerle porselenlerin birbirlerine değmesini engelledi. Bir motor, biraz sabun, bolca da su püskürtmesi mantığıyla çalışan bu makinayı, sipariş üzerine diğer sosyetik arkadaşlarına da yapmaya başladı.

Hem üretimi hem pazarlamayı kendisi yapan Cochrane, pazarlamanın ürünü yaratmaktan çok daha zor olduğunu, bugünkü aklı olsa asla böyle bir işe girmeyeceğini söyledi daha sonra. Başarısı gün be gün katlandı, 1893 yılında Chicago’daki ticaret fuarında makinasını dünyaya tanıttı, oradan ödüllerle döndü. Cochrane’ın garajında başlattığı hikayesi, bugün bildiğimiz KitchenAid adlı ev araç gereçleri 10 satan ünlü şirkete dönüşerek devam etti.

SÜTYEN:

Yaz, kış demeden, karnınızı ve göğsünüzü sıkı sıkı saran, nefes alıp vermenizi zorlaştıran ağır bir korseyle dolaşmak zorunda olduğunuzu düşünün. Bu, Ortaçağ’daki işkence metodlarından biri değil, 1900’lerin başında yaşayan kadınların iç çamaşırlarının tarifi. Göğüs kafesine yaptığı baskıyla nefes alıp verişi zorlaştırarak kadınların sık sık bayılmasına yol açan korseler, rahatsız oldukları kadar sağlıksızdılar da.

1889’da, Paris’teki Cadolle Lingerie House adlı iç çamaşırı mağazası kadınlar için rahat ve hafif bir dönemin başladığını müjdeledi: Herminie Cadolle, korsenin alt ve üst olmak üzere iki parçaya ayrıldığı ve ayrı ayrı da satılabilen iç çamaşırı setiyle, modern sütyen için ilk adımı atmış oldu. Bir sonraki adım Amerikalı Mary Phelps Jacob’dan geldi.

O sıralarda henüz 19 yaşında olan Mary, New York’un ileri gelen ailelerinden birinin kızıydı. Akşam bir davete gidecekti. Ama büyük göğüsleri yüzünden korse bir türlü üzerine tam oturmuyor ve elbisenin üstünden belli oluyordu. Bunun üzerine Mary iki tane ipek mendili aldı, onları tel ve kurdelelerle birbirine tutturarak kendine yeni bir ‘şey’ yarattı. Baktı ki, tüm havalı New York kadınları bu yeni iç çamaşırı için sıraya giriyor, 1914 yılında bunu bir işe dönüştürerek patentini aldı.

CHOCOLATE CHİP COOKİE (PARÇA ÇİKOLATALI KURABİYE):

Ruth, elindeki malzeme bittiği için fırındaki kurabiyesinin içine evde bulduğu Nestle çikolatayı küçük parçalar halinde kırıp atmasaydı, chocolate chip cookie diye bir lezzeti bilmeyecektik. Diyetisyen Wakefield ve eşi, 1930’lu yıllarda Boston yakınlarında Toll House Inn adlı ufak bir restoran açtılar. Yol üzerinde, bir kulübe büyüklüğündeki bu restoranda, tüm yemekleri bizzat Ruth hazırlayıp servis ediyordu.

Zaman içinde tatlıları özellikle cookie denen ince kurabiyeleri ile ün kazandı. Zamanla cookie’lerin ünü o kadar yayıldı ki, Boston gazeteleri Ruth’u ve kurabiyesini haber yaptı. O sıralar Massachusetts’de senatör olan J. F. Kennedy de buranın müdavimi haline geldi. Nestle’nin sahibi Andrew Nestle, çikolatalarının bu meşhur cookie’lerle kullanıldığını duyunca Ruth’a ortaklık teklif etti. Ruth’un tarifini çikolatalarının ambalajına basacak, karşılığında Ruth’a ömür boyu çikolata sağlayacaktı.

BEBEK BEZİ:

Marion Donovan, başlangıçta buluşunu kimselere inandıramadı. Çünkü erkek egemen dünyada, kadınların buluşları ciddiye alınmıyordu. Oysa Marion’un elinde bebek bakım sektörünü sarsacak bir buluş vardı: Tek kullanımlık bebek bezleri. İkinci Dünya Savaşı sonrası yaşanan ve sonradan Baby Boom /Bebek Patlaması adıyla anılan o dönemdeki binlerce anneden biriydi Marion.

Bir yandan Vogue Amerika’da güzellik editörü asistanı olarak çalışıyor, diğer yandan bebeğiyle ilgileniyordu. Günde pek çok kez tekrarlanan alt değiştirme yöntemini kolaylaştırmak şarttı. Gözüne duş perdesini kestirdi. Dikiş makinasının başına oturdu, bebek bezini bu plastik ve su geçirmeyen materyalle kapladı. Sonradan, paraşüt kumaşını kullanmayı da akıl edecekti. Bu kumaşlar bebeğin cildini tahriş etmiyor, canını yakmıyordu. Boater adını verdiği bu icadı, modern bebek bezinin prototipi oldu.

Ancak buluşunu anlattığı hiçbir sanayici onu ciddiye almadı. O ise pes etmedi ve kendi şirketini kurdu. 1949 yılında ilk kez New York’ta, 5. Cadde’de satışa çıkan bu yeni bebek bezi, ortalığı birbirine kattı.

OTOMOBİL SİLECEĞİ:

Otomobil kullanırken birdenbire deli gibi yağmur bastırsa ve silecekleriniz çalışmasa ne yaparsınız? Muhtemelen otomobilinizi bir kenara çekip yağmurun dinmesini beklersiniz. Sürücünün içeriden kontrol edebileceği, camı temizlemek üzere hareket eden silecek fikri Mary Anderson’ın aklına bir seyahatten sonra düştü. Otomobille Alabama’dan New York’a yola çıkan Mary, bastıran yağmur karşısında zor durumda kaldı. Tüm sürücülerin kendisiyle aynı durumda olduğunu gördü.

Hepsi camlarını açıp kafalarını dışarıya doğru uzatarak yolu görmeye çalışıyordu. Eve döner dönmez çalışmalarına başladı. Konuyla ilgili daha önce yapılan başka çalışmalar da vardı ama bunu etkili hale getirip kitlelere ilk sunan Mary oldu.

KAĞIT TORBA:

Margaret Knight, kadın Edison olarak da anılıyor. İlki 12 yaşında olmak üzere, tekstilden ayakkabıya, araba motorunun parçalarından ev eşyalarına kadar toplam 26 farklı ürün icat ederek patentleri bir bir toplayan Knight’ın en önemli icadı, bugün hala kullandığımız kağıt torba. O sıralar Massachusetts’te bir kağıt fabrikasında çalışan Margaret, içindeki yaratıcı dürtüye karşı koyamayarak yeni bir makina tasarlamaya karar verdi.

Gündüz fabrikadaki makinaları inceleyip akşam evde bunları çizime döken Margaret’ın tasarladığı bu makina, kağıtları kare şeklinde kesip yapıştırarak torbanın alt yüzeyini oluşturan malzemeyi sağlıyordu. Bu şekilde yapılan torbalar hem devrilmiyor, hem de kolay taşınıyordu. 1871 yılında makinanın patentini aldı. Kağıt sanayini kökünden etkileyen bu icat, New York’taki en önemli mağaza zincirlerinden Macy’s ve Lord & Taylor tarafından heyecanla karşılandı. Böylece her müşteri için uzun uzun paketleme yapmalarına gerek kalmıyor ve iş gücünden kazanıyorlardı. Bugün süpermarketten petshop’lara, mağazalardan pastanelere kadar her alanda kullanılan, kendi ayakları üzerinde durabilen bu kağıt torbaların yaratıcısı, icatlar dünyasının en üretken kadını olarak biliniyor.

SAÇ KOZMETİĞİ:

Önemli buluşların ihtiyaçtan doğduğunu gösteren en iyi örneklerden biri, saç kozmetiğinin hikayesinde gizli. 1890’lı yıllarda Missisippi’de pamuk tarlalarında işçi olarak çalışan Sarah Walker, Afrika kökenli bir Amerikalıydı. Saçları kabarıktı ve taramada, düzleştirmede çok güçlük çekiyordu. Bir de derideki rahatsızlık yüzünden saçının bir kısmı dökülünce, Sarah işin çaresine bakmaya karar verdi. Ondan önceki nesiller saçlarını ütü masalarının üzerinde düzleştiriyordu ve bu yöntem pek çok kazaya sebep oluyordu. İşe buradan başladı. 1910 yılında, ısınan, ütü özelliği olan, bugün bildiğimiz saç düzleştiricilerinin anası sayılabilecek bir tarak icat etti. Saçların kolay taranması için ise evde türlü pomatlar ve merhemler yaptı. 1910 yılında Indianapolis’te bir fabrika açtı, 1917’ye gelindiğinde tam üç bin kadına iş sağlayan Walker, saç kozmetiğindeki imparatorluğunu ilan etti.

AİLE PLANLAMASI:
Hayatını kadınlara doğum kontrol fikrini aşılamaya, sadece istedikleri zaman anne olmaları gerektiği bilincini vermeye adamış bir kadın Margaret Sanger. Doğum kontrol hapını o bulmadı ama doğum kontrol fikrini kadınların aklına sokarak sonunda hapın yaratılmasına ön ayak olan isimdi. Manhattan’da hemşirelik yaptığı yıllarda ne kadar çok kadın ve çocuğun doğum sırasında hayatını kaybettiğini, yok sulluk ve cehaletin kadınları düşürdüğü durumu gören Margaret, işe aile planlamasını önemini anlatan broşürler hazırlayıp dağıtmakla ve konuyla ilgili bir dergi çıkarmakla başladı. 1916’da Brooklyn’de ilk doğum kontrol kliniğini açtı. Ancak çabaları ve kanunlara karşı verdiği mücadele yüzünden, toplumun huzurunu kaçırmak suçundan hapse atıldı. Yine de ödün vermedi sürekli dünyayı gezerek bu konuda faaliyette bulundu. 1950’lerde, kendisi 80’li yaşlarını yaşarken bile mücadeleyi elden bırakmadı, doğum kontrol hapı yapımı için gereken araştırmalara kaynak aradı. 1960’da ilk doğum kontrol hapı bu sayede piyasaya çıktı.

Bu yazı 20 Mart 2011 tarihli Pazar Postası'ndan alınmıştır

4

SON 24 SAATTE YAŞANANLAR

;