Müjde Uzman kanseri nasıl yendi? Paylaştığı fotoğraf şaşırtmıştı

Oyuncu Müjde Uzman, yakın zaman önce Instagram’da paylaştığı bir fotoğrafla hepimizi şaşırttı. Meğer biz onu dizilerde, reklamlarda izlerken o kanser tedavisi görüyormuş. Hastalığı atlattı, şimdi sağlığı iyi. Ama içinde bulunduğumuz Kanser Haftası’nda, şu an onun durumunda olanlara anlatacak çok şeyi var

01 Nisan 2017, Cumartesi 11:46
A A
Artık hastalık geçti, gitti. Şimdi sabahları nasıl uyanıyorsunuz?

Artık hastalık geçti, gitti. Şimdi sabahları nasıl uyanıyorsunuz?

- Hastalıktan önce de hayatı çok verimli yaşamaya kafayı takmış bir insandım, zamanı iyi kullanmaya çok önem verirdim. Hâlâ aynıyım. Hastalığı çok minimumda yaşadım, ön plana çıkarmadım. Sanırım bu bir savunma mekanizmasıydı.

 Grip muamelesi yapanlardan mıydınız yani?

Grip muamelesi yapanlardan mıydınız yani?

- Evet, işi dalgaya da vurdum. Fantastik filmlere çok meraklıyım. Radyoaktif iyot tedavisi gördüğüm sırada “Arkadaşlarım arasında mutant olmaya en yaklaşan kişi ben oldum çünkü radyasyon aldım” diye düşünüyordum.

 Hastalığa yakalandığınızda kaç yaşındaydınız?

Hastalığa yakalandığınızda kaç yaşındaydınız?

- Bundan üç sene önceydi.

 O zamanlar sizi tanıyorduk ama ne yaşadığınızı bilmiyorduk. Daha yeni öğrendik.

O zamanlar sizi tanıyorduk ama ne yaşadığınızı bilmiyorduk. Daha yeni öğrendik.

- Neden biliyor musun? Ben bu hastalığı ‘hoop’ diye geçiştirdim, her şeyi sonradan idrak ettim.

 Belirtileri nelerdi?

Belirtileri nelerdi?

- Bende hiçbir belirti olmadı. Annem tiroid hastası; aşırı zayıflıyordu, bir ara eklemleri tutmuyordu, eline bardak alamıyordu. “Bu hastalık daha çok kız çocuklarına geçer, kontrole gidelim” diye çok söyledi ama ilgilenmedim. Nodüllerim çıkmıştı. Çok önemsemedim. Bilinçsizlik işte... Ertesi sene rutin kontrol zamanı geldi. Doktora baktım, suratı değişti. Ekrana ben baktım, nodüllerin şekli değişmiş, bozulmuş. Kanser belirtisiymiş.

 Ne hissettiniz?

Ne hissettiniz?

- Hiçbir şey. Kimsenin ağzından da kanser lafı çıkmıyor o esnada. “Ya, bir şey soracağım, bir duralım. Kanser mi” dedim, “Evet” dediler. Niyeyse hâlâ ‘cool’um. Herhalde kendime konduramıyorum. Ameliyat için tarih belirlendi, babam ağlıyordu.

 O zaman kaçıncı evredeydiniz?

O zaman kaçıncı evredeydiniz?

- Daha çok başındaydı. Ve ben yalnız kalmak istiyordum. Ameliyata da kulaklığımı takıp, müziğimi dinleyerek tek başıma gittim.

 İyi geldi mi peki yalnız kalmak?

İyi geldi mi peki yalnız kalmak?

- Evet, evet. Kendime “Evet, insanlar yanımda olmak istiyor. Çok güzel ama şu an kibarlığın âlemi yok. Ne hissediyorsan, onu söyle” dedim ve yalnız kaldım. Sabah saat 05.00’te hastanede hazırdım. Ama doktorum geldi ve kalsiyum seviyem çok yüksek çıktığı için ameliyata giremeyeceğimi söyledi. Tiroidin arkasında kalsiyum seviyelerimizi kontrol eden bir organımız varmış.

 Aaa!

Aaa!

- Kelebek şeklinde dört parçalı bir organ. Vücudun mükemmelliğine bakar mısın? O organ bozulunca kalsiyum kanına karışıyor ve bu, uzun vadede ölümcül bir şey. Çünkü kanın sertleşiyor. Test yapmazsan ortaya da çıkmıyor. Yine biyopsi yapıldı ve şüpheler doğru çıktı. Doktorum, “Bunu sonradan fark etseydik, seni ancak altı ay sonra yeniden ameliyat edebilirdim” dedi.

 Siz ne dediniz?

Siz ne dediniz?

- “İyi ki bu kanserli nodül orada olmuş” dedim. Yoksa haberim olmayacaktı. Ben kontrole gitmenin faydasını gördüm. Nelere para veriyoruz, ama esas vermemiz gereken şeye ödemiyoruz. Benim hikâyemde bence ana fikir bu. Neyse, ameliyat bitti, uyandım. Ertesi gün deniz kıyısına gitmek istedim. O kalsiyum organının yarısı alındığı için kalsiyum tedavisine başladım. Ameliyat olduktan sonra iş açısından çok yoğun bir dönem oldu. Çünkü bir bankanın yeni yüzü olmuştum. Üstelik atom tedavisi diyetine başlamıştım.

 Nasıl bir diyet bu?

Nasıl bir diyet bu?

- Tüm iyotlu yiyeceklerden uzak duruyorsun. Sadece tuzsuz makarna, elma suyu, domates, salatalık filan yiyordum. Çünkü vücut iyota aç kalınca o radyoaktif tedaviyi daha iyi emiyor. Benim o esnada artık tiroidim yoktu, alınmıştı. Ama bu hormonun eksikliğinde beni çok zorlayan bir yan etki oldu: Uyku! Akşam 21.00 gibi uykudan kafam düşüyordu. “Uykum geldi, durayım” gibi de değil.

 Şalter iniyor?

Şalter iniyor?

- Hah, aynen! Düşünsene, reklam çekmem lazım ama kahve yasak. E ben neyle enerji alacağım?

 Neyle?

Neyle?

- En fazla portakal veya elma suyu... Esas bombayı şimdi söylüyorum: Bir günde kısa kısa üç reklam çekmem gereken bir haftam var ve bütün reklamları akşam 22.00’den sonra çekeceğimizi söylediler. Çünkü AVM, ancak o saatlerde boşalıyordu.

 Eyvah!

Eyvah!

- Gaye (Sökmen) Abla “Belki yapabilirsin” dedi. Akşam 22.00’den sabah 05.00’lere kadar çekim yapıyorduk ve bir tek ben enerjik kalıyordum.

Nasıl?

Nasıl?

- Beyin şartlanınca, mucizevi şeyler yapabiliyor demek ki...

Tedavi süresince ağladınız mı?

Tedavi süresince ağladınız mı?

Filmdeki genç kız da kanser olmuştu, sinemada hüngür hüngür ağladım.

 Tedavi süresince sadece bir kere ağlamışsınız, doğru mu?

Tedavi süresince sadece bir kere ağlamışsınız, doğru mu?

- Eksik söylemişim. Bir sefer daha ağladım. İlk ağlayışım, atom tedavisinden sonra hastaneden çıkarken oldu. Atom tedavisi olduğum kurşun kaplı odadan çıkıp otoparka giderken bana bir görevli eşlik etti. Önce uzaktan radyasyon seviyemi ölçtü. Sonra “Ben ‘Gel’ demeden gelmeyin çünkü aramızda belli bir mesafe olması lazım” dedi. Oradan otoparka gidene kadar önden gidip hastanedekileri uyarıyor ve uzaklaşmalarını sağlıyordu.

 Ama bu rencide edici bir şey.

Ama bu rencide edici bir şey.

- İşte... Sonra, iyot tedavisi için yattığımda, yemeği getiriyor, kapıya koyup gidiyorlardı. Giydiğim her şeyi, ‘radyoaktif atık’ denilen çöpe atıyorum. Arada serum vermek için özel koruyucu kıyafetlerden iki kat giyinmiş hemşireler geliyordu. Onlara “Siz yanıma gelirken iki kat giyiyorsunuz. Siz benden bu kadar kaçarken, kim bilir şu an bana ne oluyor” dedim. “Her şey kanserden iyidir” dediler. “Peki, siz bunu giymezseniz ne olur” diye sordum.

 Ne olurmuş?

Ne olurmuş?

- “İç organlarımız yanar” dediler. İnanabiliyor musun? Kötü hissetmedim ama tuhaf geldi. Şimdi hatırladım, bir kere de evde ağladım. 15 gün evde tek başıma salonda yaşamak zorunda kaldım. Annem kapıdan yemek bırakıp gidiyordu. Plastik çatal bıçakla yiyor, sonra çöpe atıyordum. Dur! Esas hüngür hüngür ağladığım, atom tedavisi bittikten sonra oldu. Yazlığa gittim, orada da açık hava sineması var. “Kafam dağılır” dedim.

 Dağıldı mı?

Dağıldı mı?

- İlk sahnede genç kız tiroid kanseri oldu. Bir başladım ağlamaya. O ağlama, ne kadar korktuğuma dair kendime yaptığım bir itiraftı bence.

 Ama işe yaramış demek ki sizde.

Ama işe yaramış demek ki sizde.

- Evet! Bravo kendime, aferin bana.

Çoğu kanser hastası, yakınlarının ağladığını görmekten olumsuz etkilendiğini söyler. Sizde durum neydi?

Çoğu kanser hastası, yakınlarının ağladığını görmekten olumsuz etkilendiğini söyler. Sizde durum neydi?

- Benim yanımda ağlamadılar. Onları her şeyin çok dışında tuttum. Bu durumla kendim baş etmek istedim. Zaten ancak kendime yetecek kadar baş ettiğim için de başkasını teselli edecek gücüm yoktu. O yüzden “Ben yalnız kalacağım” demişim. Aslında tamamen takatimin olmamasından.

Olumsuz düşüncenin hastalıkları tetiklediğine inanır mısınız?

Olumsuz düşüncenin hastalıkları tetiklediğine inanır mısınız?

- Birkaç senedir ‘secret’, ‘evrene dilek gönder’ furyası var... Bu tabii psikolojik bir yönelim. Ama ben çabaya inanan biri olarak bir şeyi sadece dilemenin bir şey kazandıracağına inanmıyorum. Negatif düşünmenin kötü bir şey getireceğine de...

Hastalığın adı kötü, insan duyunca yıkıma uğruyor. Siz nasıl bu kadar dik durdunuz?

Hastalığın adı kötü, insan duyunca yıkıma uğruyor. Siz nasıl bu kadar dik durdunuz?

- Sanırım savunma mekanizması. İlk refleks olarak dik durdum ve iyi ki de öyle yapmışım çünkü dik duramamanın bir faydası yok.

 “Neden ben?” diye sordunuz mu?

“Neden ben?” diye sordunuz mu?

- Her şey çok hızlı gelişti. Böyle bir şey sormak aklıma bile gelmedi. Bir de haksızlık olurdu çünkü bu, çağımızın en büyük hastalığı. Kimin başına geleceği hiç belli olmuyor. Evet, kendimize bakıyoruz ama kendine bakanların da başına geliyor.

Aynı hastalığı yaşayanlara ne tavsiye edersiniz?

Aynı hastalığı yaşayanlara ne tavsiye edersiniz?

- Öncelikle çok bilinçli, çok sakin olmaya çalışmak gerek. Bir insan ne kadar bilgi alırsa, ne kadar öğrenirse o kadar sakin kalabiliyor. Bilgisizlik paniğe sebep oluyor. Doktor seçimi de önemli. Doktorun iyiliği veya kötülüğüyle alakalı bir şey söylemiyorum. İyi anlaştığınız, sizi rahatlatan, doğru analizleri yapan, tıbbi birikimi olduğu kadar hastasının psikolojisini olumlu yönde destekleyecek biri olmalı.

Tedavi sırasında nelere dikkat ettiniz?

Tedavi sırasında nelere dikkat ettiniz?

- Doktorun söylediklerini harfiyen, adeta bir asker disiplininde yaptım ve bunun faydasını çok gördüm. Atom tedavisi sırasında vücuduma zararlı bir şey alacaktım ya, işte bu sayede onu daha düşük dozda aldım. En önemlisi, sağlığım için yapılacak hiçbir uygulamayı, işlemi bekletmedim, ertelemedim.

Hastalığınız yenmeyi neye bağlıyorsunuz?

Hastalığınız yenmeyi neye bağlıyorsunuz?

- Bu bence kişisel bir durum. Umutlu, güçlü ve savaşçı bir kişiliğim var. Psikolojimin de etkisi vardır ama hastalığımı yenmemi sadece buna bağlamayacak kadar da gerçekçiyim. Erken teşhisin de önemli olduğuna inanıyorum.

Psikolojik destek aldınız mı?

Psikolojik destek aldınız mı?

- Almadım. Ama her hastaya isteyip istemediği soruluyor.

Başkalarına umut vermek için bir şeyler yaptınız mı?

Başkalarına umut vermek için bir şeyler yaptınız mı?

- Hastalığım sürerken yapamadım çünkü kendime odaklandım. Önce kendinize yardım etmezseniz, kimseye bir faydanız olmaz.

Sonra?

Sonra?

- Hastalığı atlattıktan sonra “Derhal bununla ilgili bir şeyler yapmalıyım çünkü bu hayatta birbirimizden başka kimsemiz yok” dedim. Birbirimizi tanımayan insanlar olabiliriz, sosyal çevrelerimiz farklı olabilir ama bir başkasına faydalı olmak için en önemli şey tecrübe. Çünkü tahmin ettiğiniz değil, bildiğiniz bir şeyi paylaşıyorsunuz. Bu röportajı da bu yüzden kabul ettim.

Başkalarına umut olmak için mi?

Başkalarına umut olmak için mi?

- Hastalığı yendikten iki sene sonra Instagram’a hastane günlerinden kalma bir fotoğraf koydum. Altına hissettiklerimi yazdım. O fotoğraf, ‘Kiralık Aşk’ dizisinden gelen popülaritem sebebiyle geniş kitlelere ulaştı. “Ben bunu yaşadım, yaşıyorum, ailemde biri yaşıyor” diye öyle çok mesaj geldi ki... “Korktuğum için tedavi olmuyordum ama bu yazıyı okuduktan sonra fikir değiştirdim, bana güç oldunuz” şeklinde mesajlar aldım. Başka insanlara umut olduğunu görmek çok iyi geldi..

‘Kanser Haftası özelinde Hürriyet ve Roche işbirliğiyle düzenlenen ‘Umut Dolu Hikayeler’ projesi kapsamında, siz de okurlara kanseri yenme hikayenizle umut olmak ve Hürriyet’te yayınlanacak çok özel bir röportajda yer alma şansı yakalamak için; hikayenizi http://www.hurriyetaile.com/sizin-icin/umutdoluhikayeler adresinden bizimle paylaşın, hikayenizle kanser hastalarına umut olun.’